<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[MÜNAZARA KULÜBÜ | Munazara ve Münazara Kulüpleri Sitesi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://munazarakulubu.org/</link>
		<description><![CDATA[MÜNAZARA KULÜBÜ | Munazara ve Münazara Kulüpleri Sitesi - http://munazarakulubu.org]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 09:53:17 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[ACİLLL yardımmmm]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=74</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 20:29:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator>cerenmavi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=74</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar merhabaaaa <br />
bana bi münazara konusunda yardım lazımmm <br />
<br />
"her koşulda kırmızı ışıkta durulmalıdır" 5dklık bi tez sunacağım ama yardım gereklliiiii<br />
<br />
tşk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar merhabaaaa <br />
bana bi münazara konusunda yardım lazımmm <br />
<br />
"her koşulda kırmızı ışıkta durulmalıdır" 5dklık bi tez sunacağım ama yardım gereklliiiii<br />
<br />
tşk...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yardım !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=73</link>
			<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 19:46:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator>reis1907</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=73</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba arkadaşlar bizim münazara yarişması varda bize yardım eder misiniz ? <br />
<br />
konumuz: Genetik bilimi insanın gelecegi için tehlikelidir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba arkadaşlar bizim münazara yarişması varda bize yardım eder misiniz ? <br />
<br />
konumuz: Genetik bilimi insanın gelecegi için tehlikelidir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MATEMATİK VE FEN EĞİTİMİ]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=72</link>
			<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 15:25:06 +0300</pubDate>
			<dc:creator>münazaraci</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=72</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar merhaba 5 ekimde okulda münazaramız olucak konumuz da "MATEMATİK VE FEN EĞİTİMİ EDEBİYATLA TARİH EĞİTİMİNDEN DAHA ÖNEMLİDİR YADA TAM TERSİ"<br />
<br />
MÜNAZARA GÜNÜ HANGİ TARAFI SAVUNUCAGIMIZ BELLİ OLUYOR..2 TARAF İÇİN DE YARDIMCI OLABİLCEĞİNİZ BİRŞEYLER VARSA DİNLEMEK İSTERİM...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar merhaba 5 ekimde okulda münazaramız olucak konumuz da "MATEMATİK VE FEN EĞİTİMİ EDEBİYATLA TARİH EĞİTİMİNDEN DAHA ÖNEMLİDİR YADA TAM TERSİ"<br />
<br />
MÜNAZARA GÜNÜ HANGİ TARAFI SAVUNUCAGIMIZ BELLİ OLUYOR..2 TARAF İÇİN DE YARDIMCI OLABİLCEĞİNİZ BİRŞEYLER VARSA DİNLEMEK İSTERİM...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[idam cezası getirlmelidir.]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=71</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 16:29:32 +0300</pubDate>
			<dc:creator>özgür</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=71</guid>
			<description><![CDATA[idam cezası getirlmeli-getirlmemeli.argümanlarnızı bekliyorum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[idam cezası getirlmeli-getirlmemeli.argümanlarnızı bekliyorum]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kırmızı Işık]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=70</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2009 00:54:48 +0300</pubDate>
			<dc:creator>pınar-güzgan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=70</guid>
			<description><![CDATA[Merhabalar;<br />
<br />
29 Mayıs'ta hükümet tarafı olarak çıkacağımız ikinci maçta ''sabaha karşı,ıssız bir yolda,kırmızı ışıkta durmaya gerek yoktur'' u savunacağız. Muhalefet tarafı ise ''her koşulda kırmızı ışıkta durulmalıdır'' ı savunacak...<br />
<br />
Ekip olarak kendi argümanlarımızı yaratmaya çalışıyoruz.Ancak yardımlarınızada başvurmak istedik.Savunumuza güç katabilmemiz için birkaç argümanla destek olabilirmisiniz???]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhabalar;<br />
<br />
29 Mayıs'ta hükümet tarafı olarak çıkacağımız ikinci maçta ''sabaha karşı,ıssız bir yolda,kırmızı ışıkta durmaya gerek yoktur'' u savunacağız. Muhalefet tarafı ise ''her koşulda kırmızı ışıkta durulmalıdır'' ı savunacak...<br />
<br />
Ekip olarak kendi argümanlarımızı yaratmaya çalışıyoruz.Ancak yardımlarınızada başvurmak istedik.Savunumuza güç katabilmemiz için birkaç argümanla destek olabilirmisiniz???]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Münazara ve örnek Münaara Konuları]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=69</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 16:55:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=69</guid>
			<description><![CDATA[MÜNAZARA<br />
<br />
Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan "savunma" dır. Taraftarı az olan bir düşünce, iyi savunulduğu zaman çok kişi tarafından takdir edilebilir.<br />
<br />
Münazara için genellikle üçer ya da dörder kişilik iki grup kurulmalı-dır. Gruplardan birisi işlenecek konuya olumlu, diğeri ise olumsuz yönden savunmalıdır. Yani, bir grup "tez", diğer grup ise "antitez" i almalıdır. Ayrıca, münazara yapacak kişileri değerlendirecek bir "jüri" seçilmelidir. Jüri, ya başlangıçta ya da münazara yapılacağı gün seçilebilir.<br />
<br />
Olumlu tezin savunulması, olumsuzdan daha kolay olduğu için, konuşmaya, olumlu tezi savunan gruptan biri başlamalıdır. Konuşmacıların savunmalarının gücü kadar, taraflı ve tarafsız dinleyicilerin gösterilerinin de jüri üzerinde etkisi bulunur. Ancak, taraf tutan dinleyicilerin, karşı taraf konuşmacılarının moralini bozacak nitelikte gösteride bulunmaları doğru değildir. (K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 31)<br />
<br />
Münazaraya katılacak kişilerle, jüri üyeleri münazara tekniği konusunda bilgilendirilmelidir. İki grup da kendi aralarında iş ve konu bölümü yapıp münazara gününe kadar hazırlıklarını tamamlamalıdır. Konuşmacılara, araştırma için en az 2-3 hafta süre verilmelidir.<br />
<br />
Gruptaki her kişi savundukları konunun değişik alt konuları hakkında konuşmak zorundadır. Birden fazla kişi, aynı alt konuyu savunamaz. Münazarada yazılı metne bakarak okuma olmaz. Savunulan konu; sözlü ele alınmalıdır. Konuşmacıların, konularını bir kâğıda yazıp okumaları çok yanlıştır.<br />
Münazarada etkili savunmanın önemli olması gibi, belli zaman içinde konuşmak da önemlidir. Bu nedenle konuşmacılara eşit zaman dilimleri verilmelidir. Bu zaman, genellikle 5-15 dakikadır.Ayrıca, münazarayı izleyen grup da çok önemlidir. Konuşmacılar; konularını savunurken izleyicilerin büyük bir sessizlikle konuları dinlemesi gerekmektedir. Konuşmacıların tutarsız bir düşüncesi, yanlış yerde yapılmış bir mimik hareketi izleyicilerde tepkiye neden olmamalıdır. İzleyiciler savunulan düşüncenin doğruluğunu ya da yanlışlığını onaylayacak davranışlardan uzak durmalıdır. Ancak, böylece jürinin doğru ve tarafsız değerlendirmesi mümkün olur.<br />
<br />
Jürinin, değerlendirmede dikkat edeceği özellikler:<br />
a)Türkçeyi kullanma gücü. (Diksiyon, vurgu, tonlama, kelime hazinesi, cümle kurma vb.)<br />
b) El, kol ve yüz hareketlerini yerinde kullanma.<br />
c) Savunmada inandırıcı olma. (Belgeler, istatistikî bilgiler, resimler, gazete ve dergi haberleri, güncel olaylarla örnekleme vb.)<br />
ç) Konuşmacıların fizikî özellikleri. (Temiz ve düzenli kıyafet, saç, sakal tıraşı vb.)<br />
<br />
Örnek Münazara Konuları:<br />
Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı?<br />
İlk insanlar mı daha mutludur, günümüz insanı mı?<br />
Savaşta bilgi mi üstündür, kılıç mı ?<br />
Toplumun ilerlemesinde kadın mı, erkek mi daha önemlidir?<br />
Başarıda çalışmak mı, şans mı önemlidir?<br />
Kalkınmada köyden mi, kentten mi başlamalı?<br />
İklim; insanın kişiliğini değiştirir mi, değiştirmez mi?<br />
Turizmin gelişmesinde para mı önemli, eğitim mi?<br />
Uygarlığın gelişmesinde sanat mı, bilim mi önemlidir?<br />
Ormanların korunmasında yasalar mı, çevre bilinci mi etkili olur?<br />
Çocuk eğitiminde aile mi, okul mu etkilidir?<br />
Başarıya ulaşmak için zekâ mı, çalışmak mı önemlidir?<br />
Para; her kapıyı açar mı, açmaz mı?<br />
Çocuk eğitiminde anne mi, baba mı daha önemlidir?<br />
Ülkenin kalkınmasında tarım mı, sanayi mi önde tutulmalıdır?<br />
Ailede kadın çalışmalı mı, çalışmamalı mı?<br />
İnsan mı doğaya, doğa mı insana hâkimdir?<br />
İnsana suç işleten kendisi midir, toplum mu?<br />
Ülkeyi kalkındıracak olan para mıdır, eğitim midir?<br />
Ülkenin hızlı kalkınmasını sağlayan kamu sektörü müdür, özel sektör mü?<br />
Çocuk eğitiminde çevre mi, aile mi etkilidir?<br />
Atomun bulunması insanlık için yararlı mı, zararlı mı olmuştur?<br />
Bir toplumun gelişmesinde sinema mı, tiyatro mu etkilidir?<br />
Savaşlar yapıcı mıdır, yıkıcı mıdır?<br />
(S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 271)<br />
<br />
Veliler (anne-baba) en iyi öğretmendir. Fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Son zamanlarda yemek yapmak kolay hale geldi. Bu kolaylık insanların yaşam tarzında bir gelişme sağladı mı?<br />
<br />
Televizyon arkadaş ve aileler arasındaki ilişkiyi bozmuştur. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Nerede yaşamayı tercih ederdiniz? Şehirde mi yoksa, köyde mi?<br />
<br />
Eğitim kurumlarının eğitime aktardıkları para kadar öğrencilerin spor aktivitelerine de aktarmaları gerekir. Fikrine kalıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları lokantada, bazıları da evde kendisi hazırlayıp yemeği tercih ederler. Siz nerede yemek isterdiniz?<br />
<br />
Bazıları derler ki, üniversite derslerine katılım serbest olmalı. Bazıları da üniversite derslerine devam mecburiyeti olmalı, der. Bunların hangisine katılıyorsunuz?<br />
<br />
Evinizin hemen yanında yeni bir disko açılacakmış. Buna karşı mısınız veya destekliyor musunuz?<br />
<br />
Devlet toplu taşıma araçlarını mı yenilemeli mi, yoksa daha güzel yollar mı yapmalı?<br />
<br />
Çocuklar için köyde yaşamak şehirde yaşamaktan daha iyidir? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Öğrenciler okurken çalışmalı mı? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsanlar bazen sevmedikleri şeyleri de yapmalılar. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Televizyon, gazeteler ve dergiler meşhurların özel hayatlarına çok fazla yer veriyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?<br />
<br />
Bazıları dünyaya insanlar tarafından zarar verildiğini düşünüyorlar. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı insanlar hayatlarını hep aynı yerde geçirirler bazıları da daha iyi iş için, ortam için, ev için hatta hava için değişiklerde yaşarlar. Siz hangisini tercih edersiniz?<br />
<br />
Paranızı kazanır kazanmaz harcamak mı iyi, biriktirmek mi iyi?<br />
<br />
Biri size bir miktar para hediye etti. Bu parayla ya bir mücevher ya da katılmak istediğiniz bir konser bileti alabilirsiniz. Siz hangisini tercih ederdiniz?<br />
<br />
Canlı yayına katılmak televizyonda herhangi bir olayı izlemekten daha eğlencelidir. Katılıyor musunuz?<br />
<br />
Gelişme her zaman iyidir, fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Geçmişi bilmenin şimdiki yaşayanlara bir faydası yoktur. Fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Teknoloji sayesinde öğrenciler daha iyi ve daha hızlı öğreniyorlar konusuna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Asla vazgeçme! Bu neyin ifadesi: Hiçbir zaman hedeflerine ulaşmak için durma daha da çok çalış demektir. Fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları arkadaşla, bazıları da yalnız mı seyahat etmeyi severler. Siz hangisini tercih ederdiniz?<br />
<br />
Bazıları erken kalkıp işe hemen başlamayı, bazıları da geç kalkıp gece geç saatlere kadar çalışmayı tercih ederler. Siz hangisini tercih ederdiniz?<br />
<br />
Çok büyük bir holdingde mi yoksa küçük bir firmada mı çalışmayı tercih ederdiniz?<br />
<br />
Yüz yüze diyalog diğer iletişim (mektup, telefon vs) lerden daha iyidir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları bir işi bildiği en iyi metotla yapmayı, bazıları da yeni metotlar veya riskler almayı severler. Siz neyi tercih ederdiniz?<br />
<br />
Başarı nasıl elde edilir? Planlı çalışarak mı yoksa bazı riskler alıp hayattaki şansları değerlendirerek mi?<br />
<br />
İnsanın dış görünüşüne bakarak asla hüküm vermemeliyiz. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsan önemli bir kararı kendi başına vermemelidir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı filmler insanları düşündürmek için bazıları da sadece güldürüp eğlendirmek için yapılmıştır. Siz hangisine katılıyorsunuz?<br />
<br />
İş adamları kar sağlamak için her şeyi yapmalıdır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları bir işi yaparken veya yaptırırken acele eder bazıları da işi ağırdan alır. Siz hangisine katılıyorsunuz?<br />
<br />
Oyunlar çocuklar kadar önemli olduğu kadar büyükler için de önemlidir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Yetişkinler çocukları adına karar verebilir mi?<br />
<br />
Hayatta yaşadığımız bazı tecrübeler önce bize zor gibi görünse de gelecek için önemli birer ders olmuştur. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı insanlar işçi bazıları da iş veren olmayı isterler. Siz......................<br />
<br />
Şehirler eski tarihi binalarını korumalı mı yoksa, onları yıkıp yerlerine daha modern binalar mı inşa etmeli?<br />
<br />
Çocuğun başarısında sınıftaki arkadaşlarının etkisi anne babasından daha çoktur? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Eğer siz işveren olsaydınız ne tür bir işçi alırdınız? Tecrübesiz düşük ücretli mi yoksa tecrübeli yüksek ücretli mi?<br />
<br />
Sizce bir öğrenciye her gün ödev vermek gerekli mi?<br />
<br />
Araba insan hayatını geliştirmiş midir yoksa ciddi problemler mi meydana getirmiştir?<br />
<br />
Yüksek ücretli, uzun mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha az zaman kalan bir iş mi; yoksa düşük ücretli, kısa mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha fazla zaman kalan bir iş mi, isterdiniz?<br />
<br />
Notun öğrencinin öğrenmesine katkısı vardır fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bilgisayar hayatı kolaylaştırıp daha elverişli hale mi getirmiştir yoksa zorlaştırıp kompleksleştirmiş midir?<br />
<br />
Grup halinde seyahat etmenin en iyi yolu rehber ile seyahat etmektir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Üniversitede öğrencilerin bir çok derse katılmaları mı; yoksa tek bir dalda uzmanlaşmaları mı daha iyidir?<br />
<br />
Çocuk okula başlar başlamaz yabancı dil öğrenmeye başlamalıdır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Erkekler ve kızlar ayrı okullarda okumalıdır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Gruplar halinde çalışmak mı, ferdi çalışmak mı daha iyidir?<br />
<br />
Teknoloji dünyaya faydalı mıdır, zararlı mıdır?<br />
<br />
Reklam bir ülke hakkında bir çok fikir veya bilgi verebilir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Modern teknoloji dünyayı tek kültür haline getirmiştir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnternet insanlara çok ve değerli bilgiler sağlar bazıları da çok fazla bilginin problem çıkartacağını söyler. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Dans etmenin kültürde önemli bir rolü vardır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı insanlar Hükümetlerin uzay araştırmalarına daha çok para harcaması gerektiğini bazıları da yer yüzündeki temel ihtiyaçlara para harcanması gerektiğini söylerler.<br />
<br />
Bazı insanlar hep aynı iklimin yaşandığı yerlerde bazıları da değişken iklimlerde yaşamayı isterler. Siz nerede yaşamak isterdiniz?<br />
<br />
Öğretmenler öğrencilerin öğrendiği kadar para almalıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Elle iş yapmayı mı, makine kullanmayı mı tercih ederdiniz? Okul öğrencilerden, öğretmenleri değerlendirmelerini istemeli mi?<br />
<br />
Üniversite öğrenimi bütün öğrencilere sağlanmalıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Hayatı öğrenmenin en iyi yolu arkadaş ve ailenin tavsiyelerini dinlemek mi; yoksa kendi tecrübelerine göre hareket etmek mi?<br />
<br />
Yabancı ülkeye göç eden birisi kendi adetlerini mi yaşamalı; yoksa göç ettiği ülkenin adetlerini mi yaşamalı?<br />
<br />
Vaktinizi yalnız mı; yoksa arkadaşlarınızla mı geçirmeyi tercih ederdiniz?<br />
<br />
Genç yetişkinlerde, ailenin mi yoksa arkadaşların mı etkisi daha çoktur?<br />
<br />
İnsan boş vakitlerini geçirmek için plan yapmalı mı, yapmamalı mı?<br />
<br />
Sizce en iyi öğrenme metodu hangisidir: Yaparak yaşayarak öğrenme mi, okuyarak mı, ya da başkalarını dinleyerek mi?<br />
<br />
Hayatınızda hep yeni değişiklikler olmasını mı; yoksa hep aynı kalmasını mı isterdiniz?<br />
<br />
İnsan hemen mi karar vermeli; yoksa dikkatlice düşünerek mi karar vermeli?<br />
<br />
Bir başkası hakkındaki ilk kanı her zaman doğru çıkar. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsan hep elindekiyle yetinmez ve hep daha fazlasını ister fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsanların değişik elbiseler giymesi onların davranışlarına etki eder mi?<br />
<br />
İnsanlar gerçek olaylar hakkında kitaplar mı; yoksa hayal ürünü kitaplar mı okumalı?<br />
<br />
Öğrenciler için Tarih ve Edebiyat okumak Fen ve Matematik okumaktan daha mı önemlidir?<br />
<br />
Bütün öğrenciler ortaokulda sanat ve müzik dersleri almalıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Gençler yaşlılara bir şeyler öğretebilir mi?<br />
<br />
Roman ve kısa hikaye okuma film bakmaktan daha eğlencelidir? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Her gün okulda jimnastik yapılmalı mıdır? Yoksa öğrenciler sadece akademik çalışmalarla mı meşgul olmalıdır?<br />
<br />
Sadece çok para kazanan insanlar mı başarılıdır??<br />
<br />
İnsanın çocukluk yılları hayatını en önemli yıllarıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Çocuklar yapabilmeye başladıkları andan itibaren ev işlerinde yardımcı olamaya başlamalıdırlar? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Öğrenciler okullarda üniforma giymeli mi?<br />
<br />
Oyun oynamak sadece kazandığın zaman mı eğlencelidir?<br />
<br />
Grup üyesi olmak mı, grup lideri olmak mı daha güzel?<br />
<br />
Öğrenciler okumak istedikleri dersleri mi okumalıdır?<br />
<br />
Hipnozla kısa sürede yabancı dil öğrenilebilir mi?<br />
<br />
Geleceği bugünden bilmek mümkün müdür?<br />
<br />
Size göre insanlar ölüme çare bulabilirler mi?<br />
<br />
Bir insanın uzun yaşaması mı, ömrünü değerlendirerek yaşaması mı daha önemlidir?<br />
<br />
Ölümün olması mı olmaması mı daha iyidir?<br />
<br />
Bazı tablolar, 10 milyon dolara kadar alıcı bulmaktadır. Bunu mantıklı buluyor musunuz ?<br />
<br />
İnsanların herhangi bir konuda fanatik olmaları sizce doğru mudur?<br />
<br />
Sizce hayvanat bahçelerinin olması gerekli midir?<br />
<br />
Tabiatta mükemmel bir düzenin olduğunu söyleyebilir miyiz?<br />
<br />
Eğer mitolojik hikayeler ve efsaneler olmasaydı, yazarlar güzel romanlar yazabilir miydi?<br />
Dünyamızdan başka gezegenlerde hayat olabilir mi?<br />
<br />
Gelecekten haber veren insanlara inanır mısınız?<br />
<br />
Trafik eğitimi adılı bir desin gerekli olup olmadığını tartışınız.<br />
<br />
Bir toplumun gelişmesinde ihtiyarların mı, yoksa gençlerin mi katkısı daha büyüktür?<br />
<br />
Huzur evleri gerekli midir?<br />
<br />
Günümüzde ihtiyarlara gereken saygı gösteriliyor mu? Gösterilmiyor diyorsanız bunun sebepleri nelerdir?<br />
<br />
Dünya genelinde insanlar dengeli ve yeterince beslenebiliyorlar mı?<br />
<br />
�Kainattaki herşey insanın emrine verilmiştir.� sözü doğru mudur?<br />
<br />
Siz iki gözünüzü 1 milyar dolara satar mısınız?<br />
<br />
Bir millet, başka bir milletin kültürünü çok kısa bir zamanda benimseyebilir mi?<br />
<br />
Sizce gelecekte depremlerin olması engellenebilecek mi?<br />
<br />
�Siz mi zamanı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor?� Tartışınız.<br />
<br />
Sizce suçlulara idam cezası verilmeli mi, verilmemeli mi?<br />
<br />
Öğrencilere okuma kitaplarının seçiminde müdahale edilmeli midir, edilmemeli midir?<br />
<br />
Kitap daha çok gençlikte mi yaşlılıkta mı okunmalıdır?<br />
<br />
Çok gezen mi, çok okuyan mı daha çok bilir?<br />
<br />
İmkânsız olsa yerli araba mı yoksa yabancı araba mı alırsınız? Niçin?<br />
<br />
Yabancı firmaların veya yatırımcıların ülkenizde çalışmasını destekliyor musunuz destelemiyor musunuz?<br />
<br />
Teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişiyor olması günümüz insanını mutlu etmeye yetiyor mu?<br />
<br />
Bilgisayar öğretmenin yerini alabilir mi?<br />
<br />
Zengin olmak, mutlu olmak için yeterli midir?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MÜNAZARA<br />
<br />
Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan "savunma" dır. Taraftarı az olan bir düşünce, iyi savunulduğu zaman çok kişi tarafından takdir edilebilir.<br />
<br />
Münazara için genellikle üçer ya da dörder kişilik iki grup kurulmalı-dır. Gruplardan birisi işlenecek konuya olumlu, diğeri ise olumsuz yönden savunmalıdır. Yani, bir grup "tez", diğer grup ise "antitez" i almalıdır. Ayrıca, münazara yapacak kişileri değerlendirecek bir "jüri" seçilmelidir. Jüri, ya başlangıçta ya da münazara yapılacağı gün seçilebilir.<br />
<br />
Olumlu tezin savunulması, olumsuzdan daha kolay olduğu için, konuşmaya, olumlu tezi savunan gruptan biri başlamalıdır. Konuşmacıların savunmalarının gücü kadar, taraflı ve tarafsız dinleyicilerin gösterilerinin de jüri üzerinde etkisi bulunur. Ancak, taraf tutan dinleyicilerin, karşı taraf konuşmacılarının moralini bozacak nitelikte gösteride bulunmaları doğru değildir. (K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 31)<br />
<br />
Münazaraya katılacak kişilerle, jüri üyeleri münazara tekniği konusunda bilgilendirilmelidir. İki grup da kendi aralarında iş ve konu bölümü yapıp münazara gününe kadar hazırlıklarını tamamlamalıdır. Konuşmacılara, araştırma için en az 2-3 hafta süre verilmelidir.<br />
<br />
Gruptaki her kişi savundukları konunun değişik alt konuları hakkında konuşmak zorundadır. Birden fazla kişi, aynı alt konuyu savunamaz. Münazarada yazılı metne bakarak okuma olmaz. Savunulan konu; sözlü ele alınmalıdır. Konuşmacıların, konularını bir kâğıda yazıp okumaları çok yanlıştır.<br />
Münazarada etkili savunmanın önemli olması gibi, belli zaman içinde konuşmak da önemlidir. Bu nedenle konuşmacılara eşit zaman dilimleri verilmelidir. Bu zaman, genellikle 5-15 dakikadır.Ayrıca, münazarayı izleyen grup da çok önemlidir. Konuşmacılar; konularını savunurken izleyicilerin büyük bir sessizlikle konuları dinlemesi gerekmektedir. Konuşmacıların tutarsız bir düşüncesi, yanlış yerde yapılmış bir mimik hareketi izleyicilerde tepkiye neden olmamalıdır. İzleyiciler savunulan düşüncenin doğruluğunu ya da yanlışlığını onaylayacak davranışlardan uzak durmalıdır. Ancak, böylece jürinin doğru ve tarafsız değerlendirmesi mümkün olur.<br />
<br />
Jürinin, değerlendirmede dikkat edeceği özellikler:<br />
a)Türkçeyi kullanma gücü. (Diksiyon, vurgu, tonlama, kelime hazinesi, cümle kurma vb.)<br />
b) El, kol ve yüz hareketlerini yerinde kullanma.<br />
c) Savunmada inandırıcı olma. (Belgeler, istatistikî bilgiler, resimler, gazete ve dergi haberleri, güncel olaylarla örnekleme vb.)<br />
ç) Konuşmacıların fizikî özellikleri. (Temiz ve düzenli kıyafet, saç, sakal tıraşı vb.)<br />
<br />
Örnek Münazara Konuları:<br />
Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı?<br />
İlk insanlar mı daha mutludur, günümüz insanı mı?<br />
Savaşta bilgi mi üstündür, kılıç mı ?<br />
Toplumun ilerlemesinde kadın mı, erkek mi daha önemlidir?<br />
Başarıda çalışmak mı, şans mı önemlidir?<br />
Kalkınmada köyden mi, kentten mi başlamalı?<br />
İklim; insanın kişiliğini değiştirir mi, değiştirmez mi?<br />
Turizmin gelişmesinde para mı önemli, eğitim mi?<br />
Uygarlığın gelişmesinde sanat mı, bilim mi önemlidir?<br />
Ormanların korunmasında yasalar mı, çevre bilinci mi etkili olur?<br />
Çocuk eğitiminde aile mi, okul mu etkilidir?<br />
Başarıya ulaşmak için zekâ mı, çalışmak mı önemlidir?<br />
Para; her kapıyı açar mı, açmaz mı?<br />
Çocuk eğitiminde anne mi, baba mı daha önemlidir?<br />
Ülkenin kalkınmasında tarım mı, sanayi mi önde tutulmalıdır?<br />
Ailede kadın çalışmalı mı, çalışmamalı mı?<br />
İnsan mı doğaya, doğa mı insana hâkimdir?<br />
İnsana suç işleten kendisi midir, toplum mu?<br />
Ülkeyi kalkındıracak olan para mıdır, eğitim midir?<br />
Ülkenin hızlı kalkınmasını sağlayan kamu sektörü müdür, özel sektör mü?<br />
Çocuk eğitiminde çevre mi, aile mi etkilidir?<br />
Atomun bulunması insanlık için yararlı mı, zararlı mı olmuştur?<br />
Bir toplumun gelişmesinde sinema mı, tiyatro mu etkilidir?<br />
Savaşlar yapıcı mıdır, yıkıcı mıdır?<br />
(S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 271)<br />
<br />
Veliler (anne-baba) en iyi öğretmendir. Fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Son zamanlarda yemek yapmak kolay hale geldi. Bu kolaylık insanların yaşam tarzında bir gelişme sağladı mı?<br />
<br />
Televizyon arkadaş ve aileler arasındaki ilişkiyi bozmuştur. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Nerede yaşamayı tercih ederdiniz? Şehirde mi yoksa, köyde mi?<br />
<br />
Eğitim kurumlarının eğitime aktardıkları para kadar öğrencilerin spor aktivitelerine de aktarmaları gerekir. Fikrine kalıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları lokantada, bazıları da evde kendisi hazırlayıp yemeği tercih ederler. Siz nerede yemek isterdiniz?<br />
<br />
Bazıları derler ki, üniversite derslerine katılım serbest olmalı. Bazıları da üniversite derslerine devam mecburiyeti olmalı, der. Bunların hangisine katılıyorsunuz?<br />
<br />
Evinizin hemen yanında yeni bir disko açılacakmış. Buna karşı mısınız veya destekliyor musunuz?<br />
<br />
Devlet toplu taşıma araçlarını mı yenilemeli mi, yoksa daha güzel yollar mı yapmalı?<br />
<br />
Çocuklar için köyde yaşamak şehirde yaşamaktan daha iyidir? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Öğrenciler okurken çalışmalı mı? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsanlar bazen sevmedikleri şeyleri de yapmalılar. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Televizyon, gazeteler ve dergiler meşhurların özel hayatlarına çok fazla yer veriyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?<br />
<br />
Bazıları dünyaya insanlar tarafından zarar verildiğini düşünüyorlar. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı insanlar hayatlarını hep aynı yerde geçirirler bazıları da daha iyi iş için, ortam için, ev için hatta hava için değişiklerde yaşarlar. Siz hangisini tercih edersiniz?<br />
<br />
Paranızı kazanır kazanmaz harcamak mı iyi, biriktirmek mi iyi?<br />
<br />
Biri size bir miktar para hediye etti. Bu parayla ya bir mücevher ya da katılmak istediğiniz bir konser bileti alabilirsiniz. Siz hangisini tercih ederdiniz?<br />
<br />
Canlı yayına katılmak televizyonda herhangi bir olayı izlemekten daha eğlencelidir. Katılıyor musunuz?<br />
<br />
Gelişme her zaman iyidir, fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Geçmişi bilmenin şimdiki yaşayanlara bir faydası yoktur. Fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Teknoloji sayesinde öğrenciler daha iyi ve daha hızlı öğreniyorlar konusuna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Asla vazgeçme! Bu neyin ifadesi: Hiçbir zaman hedeflerine ulaşmak için durma daha da çok çalış demektir. Fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları arkadaşla, bazıları da yalnız mı seyahat etmeyi severler. Siz hangisini tercih ederdiniz?<br />
<br />
Bazıları erken kalkıp işe hemen başlamayı, bazıları da geç kalkıp gece geç saatlere kadar çalışmayı tercih ederler. Siz hangisini tercih ederdiniz?<br />
<br />
Çok büyük bir holdingde mi yoksa küçük bir firmada mı çalışmayı tercih ederdiniz?<br />
<br />
Yüz yüze diyalog diğer iletişim (mektup, telefon vs) lerden daha iyidir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları bir işi bildiği en iyi metotla yapmayı, bazıları da yeni metotlar veya riskler almayı severler. Siz neyi tercih ederdiniz?<br />
<br />
Başarı nasıl elde edilir? Planlı çalışarak mı yoksa bazı riskler alıp hayattaki şansları değerlendirerek mi?<br />
<br />
İnsanın dış görünüşüne bakarak asla hüküm vermemeliyiz. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsan önemli bir kararı kendi başına vermemelidir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı filmler insanları düşündürmek için bazıları da sadece güldürüp eğlendirmek için yapılmıştır. Siz hangisine katılıyorsunuz?<br />
<br />
İş adamları kar sağlamak için her şeyi yapmalıdır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazıları bir işi yaparken veya yaptırırken acele eder bazıları da işi ağırdan alır. Siz hangisine katılıyorsunuz?<br />
<br />
Oyunlar çocuklar kadar önemli olduğu kadar büyükler için de önemlidir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Yetişkinler çocukları adına karar verebilir mi?<br />
<br />
Hayatta yaşadığımız bazı tecrübeler önce bize zor gibi görünse de gelecek için önemli birer ders olmuştur. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı insanlar işçi bazıları da iş veren olmayı isterler. Siz......................<br />
<br />
Şehirler eski tarihi binalarını korumalı mı yoksa, onları yıkıp yerlerine daha modern binalar mı inşa etmeli?<br />
<br />
Çocuğun başarısında sınıftaki arkadaşlarının etkisi anne babasından daha çoktur? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Eğer siz işveren olsaydınız ne tür bir işçi alırdınız? Tecrübesiz düşük ücretli mi yoksa tecrübeli yüksek ücretli mi?<br />
<br />
Sizce bir öğrenciye her gün ödev vermek gerekli mi?<br />
<br />
Araba insan hayatını geliştirmiş midir yoksa ciddi problemler mi meydana getirmiştir?<br />
<br />
Yüksek ücretli, uzun mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha az zaman kalan bir iş mi; yoksa düşük ücretli, kısa mesaili, aile ve arkadaşlarınıza daha fazla zaman kalan bir iş mi, isterdiniz?<br />
<br />
Notun öğrencinin öğrenmesine katkısı vardır fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bilgisayar hayatı kolaylaştırıp daha elverişli hale mi getirmiştir yoksa zorlaştırıp kompleksleştirmiş midir?<br />
<br />
Grup halinde seyahat etmenin en iyi yolu rehber ile seyahat etmektir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Üniversitede öğrencilerin bir çok derse katılmaları mı; yoksa tek bir dalda uzmanlaşmaları mı daha iyidir?<br />
<br />
Çocuk okula başlar başlamaz yabancı dil öğrenmeye başlamalıdır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Erkekler ve kızlar ayrı okullarda okumalıdır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Gruplar halinde çalışmak mı, ferdi çalışmak mı daha iyidir?<br />
<br />
Teknoloji dünyaya faydalı mıdır, zararlı mıdır?<br />
<br />
Reklam bir ülke hakkında bir çok fikir veya bilgi verebilir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Modern teknoloji dünyayı tek kültür haline getirmiştir. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnternet insanlara çok ve değerli bilgiler sağlar bazıları da çok fazla bilginin problem çıkartacağını söyler. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Dans etmenin kültürde önemli bir rolü vardır? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Bazı insanlar Hükümetlerin uzay araştırmalarına daha çok para harcaması gerektiğini bazıları da yer yüzündeki temel ihtiyaçlara para harcanması gerektiğini söylerler.<br />
<br />
Bazı insanlar hep aynı iklimin yaşandığı yerlerde bazıları da değişken iklimlerde yaşamayı isterler. Siz nerede yaşamak isterdiniz?<br />
<br />
Öğretmenler öğrencilerin öğrendiği kadar para almalıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Elle iş yapmayı mı, makine kullanmayı mı tercih ederdiniz? Okul öğrencilerden, öğretmenleri değerlendirmelerini istemeli mi?<br />
<br />
Üniversite öğrenimi bütün öğrencilere sağlanmalıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Hayatı öğrenmenin en iyi yolu arkadaş ve ailenin tavsiyelerini dinlemek mi; yoksa kendi tecrübelerine göre hareket etmek mi?<br />
<br />
Yabancı ülkeye göç eden birisi kendi adetlerini mi yaşamalı; yoksa göç ettiği ülkenin adetlerini mi yaşamalı?<br />
<br />
Vaktinizi yalnız mı; yoksa arkadaşlarınızla mı geçirmeyi tercih ederdiniz?<br />
<br />
Genç yetişkinlerde, ailenin mi yoksa arkadaşların mı etkisi daha çoktur?<br />
<br />
İnsan boş vakitlerini geçirmek için plan yapmalı mı, yapmamalı mı?<br />
<br />
Sizce en iyi öğrenme metodu hangisidir: Yaparak yaşayarak öğrenme mi, okuyarak mı, ya da başkalarını dinleyerek mi?<br />
<br />
Hayatınızda hep yeni değişiklikler olmasını mı; yoksa hep aynı kalmasını mı isterdiniz?<br />
<br />
İnsan hemen mi karar vermeli; yoksa dikkatlice düşünerek mi karar vermeli?<br />
<br />
Bir başkası hakkındaki ilk kanı her zaman doğru çıkar. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsan hep elindekiyle yetinmez ve hep daha fazlasını ister fikrine katılıyor musunuz?<br />
<br />
İnsanların değişik elbiseler giymesi onların davranışlarına etki eder mi?<br />
<br />
İnsanlar gerçek olaylar hakkında kitaplar mı; yoksa hayal ürünü kitaplar mı okumalı?<br />
<br />
Öğrenciler için Tarih ve Edebiyat okumak Fen ve Matematik okumaktan daha mı önemlidir?<br />
<br />
Bütün öğrenciler ortaokulda sanat ve müzik dersleri almalıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Gençler yaşlılara bir şeyler öğretebilir mi?<br />
<br />
Roman ve kısa hikaye okuma film bakmaktan daha eğlencelidir? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Her gün okulda jimnastik yapılmalı mıdır? Yoksa öğrenciler sadece akademik çalışmalarla mı meşgul olmalıdır?<br />
<br />
Sadece çok para kazanan insanlar mı başarılıdır??<br />
<br />
İnsanın çocukluk yılları hayatını en önemli yıllarıdır. Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Çocuklar yapabilmeye başladıkları andan itibaren ev işlerinde yardımcı olamaya başlamalıdırlar? Buna katılıyor musunuz?<br />
<br />
Öğrenciler okullarda üniforma giymeli mi?<br />
<br />
Oyun oynamak sadece kazandığın zaman mı eğlencelidir?<br />
<br />
Grup üyesi olmak mı, grup lideri olmak mı daha güzel?<br />
<br />
Öğrenciler okumak istedikleri dersleri mi okumalıdır?<br />
<br />
Hipnozla kısa sürede yabancı dil öğrenilebilir mi?<br />
<br />
Geleceği bugünden bilmek mümkün müdür?<br />
<br />
Size göre insanlar ölüme çare bulabilirler mi?<br />
<br />
Bir insanın uzun yaşaması mı, ömrünü değerlendirerek yaşaması mı daha önemlidir?<br />
<br />
Ölümün olması mı olmaması mı daha iyidir?<br />
<br />
Bazı tablolar, 10 milyon dolara kadar alıcı bulmaktadır. Bunu mantıklı buluyor musunuz ?<br />
<br />
İnsanların herhangi bir konuda fanatik olmaları sizce doğru mudur?<br />
<br />
Sizce hayvanat bahçelerinin olması gerekli midir?<br />
<br />
Tabiatta mükemmel bir düzenin olduğunu söyleyebilir miyiz?<br />
<br />
Eğer mitolojik hikayeler ve efsaneler olmasaydı, yazarlar güzel romanlar yazabilir miydi?<br />
Dünyamızdan başka gezegenlerde hayat olabilir mi?<br />
<br />
Gelecekten haber veren insanlara inanır mısınız?<br />
<br />
Trafik eğitimi adılı bir desin gerekli olup olmadığını tartışınız.<br />
<br />
Bir toplumun gelişmesinde ihtiyarların mı, yoksa gençlerin mi katkısı daha büyüktür?<br />
<br />
Huzur evleri gerekli midir?<br />
<br />
Günümüzde ihtiyarlara gereken saygı gösteriliyor mu? Gösterilmiyor diyorsanız bunun sebepleri nelerdir?<br />
<br />
Dünya genelinde insanlar dengeli ve yeterince beslenebiliyorlar mı?<br />
<br />
�Kainattaki herşey insanın emrine verilmiştir.� sözü doğru mudur?<br />
<br />
Siz iki gözünüzü 1 milyar dolara satar mısınız?<br />
<br />
Bir millet, başka bir milletin kültürünü çok kısa bir zamanda benimseyebilir mi?<br />
<br />
Sizce gelecekte depremlerin olması engellenebilecek mi?<br />
<br />
�Siz mi zamanı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor?� Tartışınız.<br />
<br />
Sizce suçlulara idam cezası verilmeli mi, verilmemeli mi?<br />
<br />
Öğrencilere okuma kitaplarının seçiminde müdahale edilmeli midir, edilmemeli midir?<br />
<br />
Kitap daha çok gençlikte mi yaşlılıkta mı okunmalıdır?<br />
<br />
Çok gezen mi, çok okuyan mı daha çok bilir?<br />
<br />
İmkânsız olsa yerli araba mı yoksa yabancı araba mı alırsınız? Niçin?<br />
<br />
Yabancı firmaların veya yatırımcıların ülkenizde çalışmasını destekliyor musunuz destelemiyor musunuz?<br />
<br />
Teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişiyor olması günümüz insanını mutlu etmeye yetiyor mu?<br />
<br />
Bilgisayar öğretmenin yerini alabilir mi?<br />
<br />
Zengin olmak, mutlu olmak için yeterli midir?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kürtaj serbest bırakılmalıdır. - Örnek münazara]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=68</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 16:44:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=68</guid>
			<description><![CDATA[Kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
<br />
Konuşma:<br />
<br />
*<br />
<br />
Tanım: Hamileliğin sekizinci haftasından önce olmak şartıyla kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
*<br />
<br />
Sorun: Kadınlar istemedikleri doğuma zorlanarak hem kendileri hem de doğuracakları çocukların yaşamları sıkıntıya sokulmakta ve seçim hakları elinden alınmaktadır.<br />
*<br />
<br />
Argüman: 8 haftanın sebebi, fetüsün durumu.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kadınların 9 ay taşıyıp, hayatları boyunca bakacakları, hayatlarını etkileyecek bir olayda seçimde bulunma/karar verme hakları.<br />
<br />
Tanım nasıl olmamalıdır:<br />
<br />
1.<br />
<br />
Kendini kanıtlayan ya da tersi savunulmaz bir tez olmamalıdır.<br />
2.<br />
<br />
Tanımla konu arasında açık ve net bir ilişki kurulmalıdır. Konu çarpıtılarak tanım üretilmemelidir.<br />
<br />
Örnek: Eşcinsel evlilikler yasaklanmalıdır.<br />
<br />
Tanım: Türkiye; İncirlik üssünü kapatmalıdır.<br />
<br />
3.<br />
<br />
Tanım, diğer konuşmacıların spesifik bilgisini gerektirecek bir tanım olmamalıdır.<br />
<br />
Örnek: Devlet, güvenliğe daha fazla önem vermelidir.<br />
<br />
Tanım: Devlet dairelerinde Microsoft Server kurulamaz.<br />
<br />
4.<br />
<br />
Tanımda zaman ve mekan şartları olamaz.<br />
<br />
Örnek: Basın özgürlükleri artırılmalıdır.<br />
<br />
Tanım: Norveç’te devletin yayın tekeli kaldırılıp özel televizyonlara izin verilmelidir.<br />
<br />
<br />
Örnek Konuşma:<br />
<br />
Konu: Kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
<br />
Konuşma:<br />
<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Cinayet kelimesinin hatalı olduğu ve aslında bir canlının öldürülmediği (argümanlarla daha net açıklanacak).<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Kadının vücut bütünlüğü ve hakları kapsamında olduğu, çünkü çocuğun bundan sonraki hayatını yönlendireceği.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Pratik sorunlara da yol açacaktır. İnsanlar yurtdışında serbest olan yerlerde kürtaj yaptırmaya zorlanmış olur. Bu durumda ya seyahat hakkı kısıtlanır ya da yasanın işlevsizliği kabullenilmiş olur.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kürtaj yaptırmak zorunda olan kadınların sayısı azalmayacaktır böyle bir zorlamayla kürtaj yeraltına iner ve sağlıksız koşullarda ve kaçak olarak devam eder.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Fetüs yaşayan bir canlı mıdır? Düşünmeyen, biyolojik olarak insan özellikleri göstermeyen, varlığından haberi olmayan bir hücre canlı olarak kabul edilemez. Bazı ülkelerde uygulanan 8 haftalık sınır kürtaj için yeterli bir sınırlamadır.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek Konuşma:<br />
<br />
Konu: Kürtaj serbest bırakılmamalıdır.<br />
<br />
Konuşma:<br />
<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Bazı yasaların bazı yerlerde esnek olması ya da olmaması yasa yapmada ölçü olamaz. Hollanda’nın bazı uyuşturucuların serbest ya da kullanımının esnek olması Türkiye’de esnekleştirilmesi için neden değildir.<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Fetüsün düşünememesi ve bütün biyolojik özelliklerinin gelişmemesi canlı olmadığının kanıtı olamaz. Ortaya çıkacak olanın bir canlı olduğunu ve fırsat verildiğinde sizin sahip olacağınız her şeye sahip olacağını bilmek, canlı olması için yeterli nedendir. Zaman sınırlaması da kesin bir kritere göre değildir, çünkü fetüsün ne zaman düşünmeye başladığı bilinmiyor.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kürtajın yasak olması, kürtaja ihtiyacı kesinlikle azaltacaktır. İnsanları dikkat etmeye zorlayacak, evlilik dışı, istenmeyen gebelikleri – başka çareleri kalmayacağı için – bitirecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
Konuşmanın yapısı<br />
<br />
İyi bir konuşmacı argümanlarını geliştirmek için ve söylediği tam olarak anlatabilmek için konuşmasını belli bir yapısal bütünlüğe sokmalıdır. Konuşması çok dağınık olan ve yapısı bozuk olan bir konuşmacının çok iyi bir puan alması mümkün değildir, çünkü argümanlarını anlatması ve aralarındaki bağlantıyı kurması imkansızdır.<br />
<br />
<br />
*<br />
<br />
Konuşmacı konuşmasına dikkat çekecek bir şekilde, bir espriyle vb. başlayabilir, etkili olur fakat zorunlu değildir.<br />
*<br />
<br />
Konuşmanızda neden bahsedeceğinizi anlatın. Bunu tek tek 3 maddeden bahsedeceğim şekline değil ya da şimdi çürütme yapacağım şeklinde değil, konuşmamızın ana argümanları ne olacak ondan bahsederek yapmanız gerekir.<br />
<br />
Örnek Konuşma:<br />
<br />
Konu: “Kürtaj serbest bırakılmalıdır.” konuşması için örnek giriş:<br />
<br />
Kürtaj yasağının kadınlar için yarattığı sorunlardan bahsedip, 8 haftaya kadar gebelikte kürtajın neden serbest bırakılması gerektiğini anlatacağım ve bunu kadının hakları açısından ele alacağım.<br />
<br />
*<br />
<br />
Tanım: Hamileliğin sekizinci haftasından önce olmak şartıyla kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
*<br />
<br />
Sorun: Kadınlar istenmedikleri doğuma zorlanarak hem kendilerini hem doğuracakları çocukların yaşamları sıkıntıya sokulmakta ve seçim hakları ellerinden alınmaktadır.<br />
*<br />
<br />
Argüman: 8 haftanın sebebi, fetüsün durumu.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kadınların 9 ay taşıyıp hataları boyunca bakacakları, hayatlarını etkileyecek bir olayda seçimde bulunma/karar verme hakları.<br />
<br />
<br />
Daha sonra takım arkadaşınızın nelerden bahsedeceğini hatırlatıp ilk dakikayı doldurun ve konuşmanıza geçin.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Söz hakları:<br />
<br />
Bir münazır konuşması dışında da aktif olmalıdır. Bunun en kolay yolu söz haklarıdır. Bir konuşmacının sık sık ve etkili söz hakkı kullanması kendisi için + puandır. Ayrıca bu yolla konuşması dışında da çürütme yapıp argüman sunma imkanı vardır ve bunlar etkiliyse değerlendirilir.<br />
<br />
Söz hakkı istenirken dikkat edilmesi gerekenler:<br />
<br />
*<br />
<br />
Çok gürültülü ve rahatsız edici isteniyorsa, sizi ve konuşanları rahatsız ediyorsa münazırı uyarın.<br />
*<br />
<br />
Söz hakkı süresi 15 saniyedir. 15 saniye sonunda eğer konuşmacı devam edin demezse söz hakkı isteyen oturmak zorundadır.<br />
*<br />
<br />
Eğer söz hakkının herhangi bir noktasında soru anlaşıldıysa konuşan söz hakkı isteyeni oturtabilir. Bu hakkı saklıdır. Bu durumda söz hakkı isteyen münazır oturmak durumundadır. Bu hakkı aşağılamak için kullananlar (söz hakkı verip hemen geri oturun diyenler örneğin) jüri tarafından değerlendirilir.<br />
*<br />
<br />
Otur dendiği zaman oturmayan münazırlara jüri başkanı müdahale edebilir.<br />
*<br />
<br />
Sadece konsantrasyon bozmak için alınmış, iyi bir soru veya bilgilendirme verilmeyen söz hakları olumlu değerlendirilmez.<br />
*<br />
<br />
Bir konuşmacıdan konuşması boyunca sadece 2-3 söz hakkı istenmiş ve vermeye fırsatı olmamışsa, söz hakkı vermediği için olumsuz olarak değerlendirilmemelidir.<br />
*<br />
<br />
Konuşmacıdan yeteri kadar söz hakkı istemiş ve hiç söz hakkı vermemişse konuşmacıdan puan düşürülür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
<br />
Konuşma:<br />
<br />
*<br />
<br />
Tanım: Hamileliğin sekizinci haftasından önce olmak şartıyla kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
*<br />
<br />
Sorun: Kadınlar istemedikleri doğuma zorlanarak hem kendileri hem de doğuracakları çocukların yaşamları sıkıntıya sokulmakta ve seçim hakları elinden alınmaktadır.<br />
*<br />
<br />
Argüman: 8 haftanın sebebi, fetüsün durumu.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kadınların 9 ay taşıyıp, hayatları boyunca bakacakları, hayatlarını etkileyecek bir olayda seçimde bulunma/karar verme hakları.<br />
<br />
Tanım nasıl olmamalıdır:<br />
<br />
1.<br />
<br />
Kendini kanıtlayan ya da tersi savunulmaz bir tez olmamalıdır.<br />
2.<br />
<br />
Tanımla konu arasında açık ve net bir ilişki kurulmalıdır. Konu çarpıtılarak tanım üretilmemelidir.<br />
<br />
Örnek: Eşcinsel evlilikler yasaklanmalıdır.<br />
<br />
Tanım: Türkiye; İncirlik üssünü kapatmalıdır.<br />
<br />
3.<br />
<br />
Tanım, diğer konuşmacıların spesifik bilgisini gerektirecek bir tanım olmamalıdır.<br />
<br />
Örnek: Devlet, güvenliğe daha fazla önem vermelidir.<br />
<br />
Tanım: Devlet dairelerinde Microsoft Server kurulamaz.<br />
<br />
4.<br />
<br />
Tanımda zaman ve mekan şartları olamaz.<br />
<br />
Örnek: Basın özgürlükleri artırılmalıdır.<br />
<br />
Tanım: Norveç’te devletin yayın tekeli kaldırılıp özel televizyonlara izin verilmelidir.<br />
<br />
<br />
Örnek Konuşma:<br />
<br />
Konu: Kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
<br />
Konuşma:<br />
<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Cinayet kelimesinin hatalı olduğu ve aslında bir canlının öldürülmediği (argümanlarla daha net açıklanacak).<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Kadının vücut bütünlüğü ve hakları kapsamında olduğu, çünkü çocuğun bundan sonraki hayatını yönlendireceği.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Pratik sorunlara da yol açacaktır. İnsanlar yurtdışında serbest olan yerlerde kürtaj yaptırmaya zorlanmış olur. Bu durumda ya seyahat hakkı kısıtlanır ya da yasanın işlevsizliği kabullenilmiş olur.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kürtaj yaptırmak zorunda olan kadınların sayısı azalmayacaktır böyle bir zorlamayla kürtaj yeraltına iner ve sağlıksız koşullarda ve kaçak olarak devam eder.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Fetüs yaşayan bir canlı mıdır? Düşünmeyen, biyolojik olarak insan özellikleri göstermeyen, varlığından haberi olmayan bir hücre canlı olarak kabul edilemez. Bazı ülkelerde uygulanan 8 haftalık sınır kürtaj için yeterli bir sınırlamadır.<br />
<br />
<br />
<br />
Örnek Konuşma:<br />
<br />
Konu: Kürtaj serbest bırakılmamalıdır.<br />
<br />
Konuşma:<br />
<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Bazı yasaların bazı yerlerde esnek olması ya da olmaması yasa yapmada ölçü olamaz. Hollanda’nın bazı uyuşturucuların serbest ya da kullanımının esnek olması Türkiye’de esnekleştirilmesi için neden değildir.<br />
*<br />
<br />
Çürütme: Fetüsün düşünememesi ve bütün biyolojik özelliklerinin gelişmemesi canlı olmadığının kanıtı olamaz. Ortaya çıkacak olanın bir canlı olduğunu ve fırsat verildiğinde sizin sahip olacağınız her şeye sahip olacağını bilmek, canlı olması için yeterli nedendir. Zaman sınırlaması da kesin bir kritere göre değildir, çünkü fetüsün ne zaman düşünmeye başladığı bilinmiyor.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kürtajın yasak olması, kürtaja ihtiyacı kesinlikle azaltacaktır. İnsanları dikkat etmeye zorlayacak, evlilik dışı, istenmeyen gebelikleri – başka çareleri kalmayacağı için – bitirecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
Konuşmanın yapısı<br />
<br />
İyi bir konuşmacı argümanlarını geliştirmek için ve söylediği tam olarak anlatabilmek için konuşmasını belli bir yapısal bütünlüğe sokmalıdır. Konuşması çok dağınık olan ve yapısı bozuk olan bir konuşmacının çok iyi bir puan alması mümkün değildir, çünkü argümanlarını anlatması ve aralarındaki bağlantıyı kurması imkansızdır.<br />
<br />
<br />
*<br />
<br />
Konuşmacı konuşmasına dikkat çekecek bir şekilde, bir espriyle vb. başlayabilir, etkili olur fakat zorunlu değildir.<br />
*<br />
<br />
Konuşmanızda neden bahsedeceğinizi anlatın. Bunu tek tek 3 maddeden bahsedeceğim şekline değil ya da şimdi çürütme yapacağım şeklinde değil, konuşmamızın ana argümanları ne olacak ondan bahsederek yapmanız gerekir.<br />
<br />
Örnek Konuşma:<br />
<br />
Konu: “Kürtaj serbest bırakılmalıdır.” konuşması için örnek giriş:<br />
<br />
Kürtaj yasağının kadınlar için yarattığı sorunlardan bahsedip, 8 haftaya kadar gebelikte kürtajın neden serbest bırakılması gerektiğini anlatacağım ve bunu kadının hakları açısından ele alacağım.<br />
<br />
*<br />
<br />
Tanım: Hamileliğin sekizinci haftasından önce olmak şartıyla kürtaj serbest bırakılmalıdır.<br />
*<br />
<br />
Sorun: Kadınlar istenmedikleri doğuma zorlanarak hem kendilerini hem doğuracakları çocukların yaşamları sıkıntıya sokulmakta ve seçim hakları ellerinden alınmaktadır.<br />
*<br />
<br />
Argüman: 8 haftanın sebebi, fetüsün durumu.<br />
*<br />
<br />
Argüman: Kadınların 9 ay taşıyıp hataları boyunca bakacakları, hayatlarını etkileyecek bir olayda seçimde bulunma/karar verme hakları.<br />
<br />
<br />
Daha sonra takım arkadaşınızın nelerden bahsedeceğini hatırlatıp ilk dakikayı doldurun ve konuşmanıza geçin.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Söz hakları:<br />
<br />
Bir münazır konuşması dışında da aktif olmalıdır. Bunun en kolay yolu söz haklarıdır. Bir konuşmacının sık sık ve etkili söz hakkı kullanması kendisi için + puandır. Ayrıca bu yolla konuşması dışında da çürütme yapıp argüman sunma imkanı vardır ve bunlar etkiliyse değerlendirilir.<br />
<br />
Söz hakkı istenirken dikkat edilmesi gerekenler:<br />
<br />
*<br />
<br />
Çok gürültülü ve rahatsız edici isteniyorsa, sizi ve konuşanları rahatsız ediyorsa münazırı uyarın.<br />
*<br />
<br />
Söz hakkı süresi 15 saniyedir. 15 saniye sonunda eğer konuşmacı devam edin demezse söz hakkı isteyen oturmak zorundadır.<br />
*<br />
<br />
Eğer söz hakkının herhangi bir noktasında soru anlaşıldıysa konuşan söz hakkı isteyeni oturtabilir. Bu hakkı saklıdır. Bu durumda söz hakkı isteyen münazır oturmak durumundadır. Bu hakkı aşağılamak için kullananlar (söz hakkı verip hemen geri oturun diyenler örneğin) jüri tarafından değerlendirilir.<br />
*<br />
<br />
Otur dendiği zaman oturmayan münazırlara jüri başkanı müdahale edebilir.<br />
*<br />
<br />
Sadece konsantrasyon bozmak için alınmış, iyi bir soru veya bilgilendirme verilmeyen söz hakları olumlu değerlendirilmez.<br />
*<br />
<br />
Bir konuşmacıdan konuşması boyunca sadece 2-3 söz hakkı istenmiş ve vermeye fırsatı olmamışsa, söz hakkı vermediği için olumsuz olarak değerlendirilmemelidir.<br />
*<br />
<br />
Konuşmacıdan yeteri kadar söz hakkı istemiş ve hiç söz hakkı vermemişse konuşmacıdan puan düşürülür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÇOK GEZEN Mİ ÇOK OKUYAN MI BİLİR - Örnek Münazara]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=67</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 16:39:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=67</guid>
			<description><![CDATA[ÇOK GEZEN Mİ ÇOK OKUYAN MI BİLİR<br />
<br />
Şimdi bir Münazara Yarışması olduğunu varsayalım ve konu ; ÇOK GEZEN Mİ ÇOK OKUYAN MI BİLİR şeklinde olsun.<br />
<br />
Takımlardan birisi Çok Gezen Daha Çok Bilir ve diğer taraf ise Çok Okuyan Daha Çok Bilir şeklinde savunma yapacak olsunlar.<br />
<br />
Gerçi bana kalsa Çok Gezerken Çok Okuyan daha çok bilir derim  ama Münazara mantığı bellidir<img src="http://munazarakulubu.org/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> Savunmadığınız bir konuyu bile savunmak zorunda kalabilirsiniz.<br />
<br />
Takımlardan birisi Çok Gezen Daha Çok Bilir tezini savunacak. Bunun için hangi argümanları ortaya koyabilir yazalım.<br />
<br />
Çok Gezen insanlar bizzat hayatla iç içe olur.<br />
<br />
İnsan okuduklarını unutur , ama yaşadığını unutmaz.<br />
<br />
Çok Gezen bilgiyi bizzat yerinde görür ve öğrenir. Görmek başkadır. Gezerek öğrenmek birçok duyuya hitap ettiği için daha kalıcıdır.<br />
<br />
Kitaptan okumak teorik bilgidir, gezmek ise bizzat pratik bir bilgidir ve en kalıcı öğrenme bizzat yaparak yaşayarak öğrenmedir. Keşfetmek, keşfedileni okumaktan daha yararlıdır, daha akılda kalıcıdır.<br />
<br />
Münazara yarışması sırasında biraz rakibe zorluk çıkaracak ve rakibin tezini çürütecek bir yaklaşımda bulunacak olursak okuyan insan sadece okuduğuyla kalır ve  okuduğu şeyle ilgili bir fikir edinebilir ama gezen bir insan uygulamalı olarak öğrenir  yani bizzat yaşar diyebiliriz ve böylece rakibe bir zorluk çıkarabiliriz.<br />
<br />
Çok gezen kişiler farklı insan ve kültürlerle tanışıp bilgi haznelerini büyültürler.<br />
<br />
Taraflardan diğeri Çok Okuyan Daha Çok Bilir tezini savunacak. Bunun için hangi argümanları ortaya koyabilir bakalım ;<br />
<br />
Münazarada önemli bir konu savunma yapmaktır. Ne kadar iyi savunma yaparsanız , karşı tarafa ne kadar az fırsat verirseniz ve ne kadar kuvvetli argüman geliştirirseniz o kadar iyi olacaktır.<br />
<br />
Çok okuyan daha çok bilir başlığını savunan takım örnek olarak şu tezleri sunabilir ;<br />
<br />
Ansiklopediyi açıp bir anda dünyanın öbür ucundaki bilgilere bile ulaşılabilir , işte bu yüzden insan ne kadar gezerse gezsin okumakla edindiği bilgileri edinemez, buna ömrü yetmez ki.<br />
<br />
Kitaplardaki birçok bilgiye ulaşmak daha kolay olduğu halde gezmek uzun bir zaman alan ve her zaman mümkün olmayan bir durumdur. Bu nedenle gezmeden de iyi bilmek ve iyi öğrenmek mümkündür.<br />
<br />
Gezmek yerine okursak kısa zamanda çok bilgiye sahip olabiliriz ve bunlar  kitaptan silinmez, unutursak bile yine açıp okuyabiliriz. Ama gezilen yerler unutulabilir. <br />
<br />
 Teorik bilgileri sadece ve sadece okumakla elde edebiliriz, okumadan gezmenin de bir faydası olmayacaktır.<br />
<br />
Okumanın getirdiği hayal gücünü gezilen yerleri gören gözler ve klavuzlarlar bile oluşturamaz. İnsan sonuçta ne kadar çok yeri gezsede hep bi yerler eksik kalacaktır. Fakat insan okumayla gitmeyi hayal bile etmenin zor olduğu bir yer hakkından çok önemli bilgilere sahip olabilir.<br />
<br />
Gezilen yerler hakkında okumadan nasıl bilgi alınabilir ?<br />
<br />
Bunun gibi iki ayrı görüş konusunda da farklı yaklaşımlar ele alınabilir. Sizler de bu tarz bir münazarada buna benzer yaklaşımlarda bulunabilirsiniz. Fakat en önemli olan kendi bulacağınız savunma yöntemi ve özellikle rakibinizin savunmasını çürütebilecek tezler geliştirmenizdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ÇOK GEZEN Mİ ÇOK OKUYAN MI BİLİR<br />
<br />
Şimdi bir Münazara Yarışması olduğunu varsayalım ve konu ; ÇOK GEZEN Mİ ÇOK OKUYAN MI BİLİR şeklinde olsun.<br />
<br />
Takımlardan birisi Çok Gezen Daha Çok Bilir ve diğer taraf ise Çok Okuyan Daha Çok Bilir şeklinde savunma yapacak olsunlar.<br />
<br />
Gerçi bana kalsa Çok Gezerken Çok Okuyan daha çok bilir derim  ama Münazara mantığı bellidir<img src="http://munazarakulubu.org/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> Savunmadığınız bir konuyu bile savunmak zorunda kalabilirsiniz.<br />
<br />
Takımlardan birisi Çok Gezen Daha Çok Bilir tezini savunacak. Bunun için hangi argümanları ortaya koyabilir yazalım.<br />
<br />
Çok Gezen insanlar bizzat hayatla iç içe olur.<br />
<br />
İnsan okuduklarını unutur , ama yaşadığını unutmaz.<br />
<br />
Çok Gezen bilgiyi bizzat yerinde görür ve öğrenir. Görmek başkadır. Gezerek öğrenmek birçok duyuya hitap ettiği için daha kalıcıdır.<br />
<br />
Kitaptan okumak teorik bilgidir, gezmek ise bizzat pratik bir bilgidir ve en kalıcı öğrenme bizzat yaparak yaşayarak öğrenmedir. Keşfetmek, keşfedileni okumaktan daha yararlıdır, daha akılda kalıcıdır.<br />
<br />
Münazara yarışması sırasında biraz rakibe zorluk çıkaracak ve rakibin tezini çürütecek bir yaklaşımda bulunacak olursak okuyan insan sadece okuduğuyla kalır ve  okuduğu şeyle ilgili bir fikir edinebilir ama gezen bir insan uygulamalı olarak öğrenir  yani bizzat yaşar diyebiliriz ve böylece rakibe bir zorluk çıkarabiliriz.<br />
<br />
Çok gezen kişiler farklı insan ve kültürlerle tanışıp bilgi haznelerini büyültürler.<br />
<br />
Taraflardan diğeri Çok Okuyan Daha Çok Bilir tezini savunacak. Bunun için hangi argümanları ortaya koyabilir bakalım ;<br />
<br />
Münazarada önemli bir konu savunma yapmaktır. Ne kadar iyi savunma yaparsanız , karşı tarafa ne kadar az fırsat verirseniz ve ne kadar kuvvetli argüman geliştirirseniz o kadar iyi olacaktır.<br />
<br />
Çok okuyan daha çok bilir başlığını savunan takım örnek olarak şu tezleri sunabilir ;<br />
<br />
Ansiklopediyi açıp bir anda dünyanın öbür ucundaki bilgilere bile ulaşılabilir , işte bu yüzden insan ne kadar gezerse gezsin okumakla edindiği bilgileri edinemez, buna ömrü yetmez ki.<br />
<br />
Kitaplardaki birçok bilgiye ulaşmak daha kolay olduğu halde gezmek uzun bir zaman alan ve her zaman mümkün olmayan bir durumdur. Bu nedenle gezmeden de iyi bilmek ve iyi öğrenmek mümkündür.<br />
<br />
Gezmek yerine okursak kısa zamanda çok bilgiye sahip olabiliriz ve bunlar  kitaptan silinmez, unutursak bile yine açıp okuyabiliriz. Ama gezilen yerler unutulabilir. <br />
<br />
 Teorik bilgileri sadece ve sadece okumakla elde edebiliriz, okumadan gezmenin de bir faydası olmayacaktır.<br />
<br />
Okumanın getirdiği hayal gücünü gezilen yerleri gören gözler ve klavuzlarlar bile oluşturamaz. İnsan sonuçta ne kadar çok yeri gezsede hep bi yerler eksik kalacaktır. Fakat insan okumayla gitmeyi hayal bile etmenin zor olduğu bir yer hakkından çok önemli bilgilere sahip olabilir.<br />
<br />
Gezilen yerler hakkında okumadan nasıl bilgi alınabilir ?<br />
<br />
Bunun gibi iki ayrı görüş konusunda da farklı yaklaşımlar ele alınabilir. Sizler de bu tarz bir münazarada buna benzer yaklaşımlarda bulunabilirsiniz. Fakat en önemli olan kendi bulacağınız savunma yöntemi ve özellikle rakibinizin savunmasını çürütebilecek tezler geliştirmenizdir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2007 Yılı İlköğretim münazara Yarı Finali Videosu "Çok Gezen mi Bilir Çok Okuyan Mı"]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=66</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 16:25:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=66</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #9400D3;"><div style="text-align: center;">2007 Yılı İlköğretim münazara Yarı Finali Videosu "Çok Gezen mi Bilir Çok Okuyan Mı"</div></span></span></span><br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;">
<a href="http://www.youtube.com/v/bt3B-wzXnxg&amp;rel=0&amp;color1=0xb1b1b1&amp;color2=0xcfcfcf&amp;feature" target="_blank">TIKLA İZLE</a><br />
<br />
<a href="http://www.youtube.com/v/wUUOhWzrWn8&amp;rel=0&amp;color1=0xb1b1b1&amp;color2=0xcfcfcf&amp;feature" target="_blank">TIKLA İZLE DEVAMI</a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #9400D3;"><div style="text-align: center;">2007 Yılı İlköğretim münazara Yarı Finali Videosu "Çok Gezen mi Bilir Çok Okuyan Mı"</div></span></span></span><br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;">
<a href="http://www.youtube.com/v/bt3B-wzXnxg&amp;rel=0&amp;color1=0xb1b1b1&amp;color2=0xcfcfcf&amp;feature" target="_blank">TIKLA İZLE</a><br />
<br />
<a href="http://www.youtube.com/v/wUUOhWzrWn8&amp;rel=0&amp;color1=0xb1b1b1&amp;color2=0xcfcfcf&amp;feature" target="_blank">TIKLA İZLE DEVAMI</a></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hükümlülerden münazara]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=65</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 15:53:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=65</guid>
			<description><![CDATA[Van'ın Gevaş İlçe Gevaş Kaymakamlığı tarafından yürütülen Gevaş Sosyal ve Kültürel Etkinlikleri Projesi (GESOKEP) kapsamında hükümlüler arasında münazara yapıldı.<br />
<br />
Vizontele Sinema Salonu'nda gerçekleştirilen münazara programına, İlçe Kaymakamı Tahsin Aksu, Emniyet Amiri Serdar Avcı, Halk Eğitim Merkezi Müdürü Maşuk Arvas, Van M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu Gevaş Açık Bölümü Müdürü Galip Yalçın, bazı kamu kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı. Gevaş Açık Bölümü hükümlülerinin kendi aralarında yaptığı münazarada bir grup 'Bireyin suç işlemesinde toplum etkilidir' görüşünü savunurken, diğer bir grup ise, 'Bireyin kendisi suç işlemeye meyillidir' görüşünü savundu.<br />
<br />
Yaklaşık 1 saat süren ve katılımcılar tarafından ilgiyle izlenen münazarayı, 'Bireyin kendisi suç işlemeye meyillidir' görüşünü savunan grup kazandı. Münazara sonunda başarılı olan hükümlülere sertifika ve kupa veren Kaymakam Tahsin Aksu, projeye katılan kişilerin ikna kabiliyetlerini geliştirdiklerini anlatarak ''Bu projeler toplumun her kesimini içine katıyor. Münazaralarda mahkumlar, imamlar öğretmenler, doktorlar, polisler öğrenciler ve çiftçiler gibi çeşitli kesimlerde herkes bulunuyor. Büyükler küçüklere, küçükler büyüklere bir şeyler öğretmeye çalışıyor. ''İnsanlar kavga etmeden, meselelerini halletmelerini, kan davalarına dönüştürmeden, hastanede hapishanede yatmadan, sorunlarını konuşarak çözmelerini hedefledik. İnsanlar bu yönde çaba sarf etsinler. Kültürel birikime sahip kişiler sorunlarını konuşarak çözebilirler. Bu anlamda insanlar farklı bakış açılarına sahip de olabilirler. Bazen süt ak mıdır? kara mıdır? meselesinde kara diyen haklı olabilir. Önemli olan oradaki ikna kabiliyetidir ve konuşma düzenidir. Bu anlamda Gevaş Sosyal ve Kültürel etkinlikler projesine katkıda bulunan her kesime teşekkürlerimi sunuyorum'' dedi.<br />
<br />
''PROJEYE DAHİL EDİLMEMİZ BİZİ SEVİNDİRDİ''<br />
<br />
Van M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu Gevaş Açık Bölümü hükümlüleri ise, kendilerinin bu tür etkinliklere dahil edilmesinin son derece sevindirici olduğunu belirterek Kaymakam Tahsin Aksu'ya teşekkür ettiler.<br />
Münazara, hükümlüler tarafından gerçekleştirilen müzik dinletisi ile son buldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Van'ın Gevaş İlçe Gevaş Kaymakamlığı tarafından yürütülen Gevaş Sosyal ve Kültürel Etkinlikleri Projesi (GESOKEP) kapsamında hükümlüler arasında münazara yapıldı.<br />
<br />
Vizontele Sinema Salonu'nda gerçekleştirilen münazara programına, İlçe Kaymakamı Tahsin Aksu, Emniyet Amiri Serdar Avcı, Halk Eğitim Merkezi Müdürü Maşuk Arvas, Van M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu Gevaş Açık Bölümü Müdürü Galip Yalçın, bazı kamu kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı. Gevaş Açık Bölümü hükümlülerinin kendi aralarında yaptığı münazarada bir grup 'Bireyin suç işlemesinde toplum etkilidir' görüşünü savunurken, diğer bir grup ise, 'Bireyin kendisi suç işlemeye meyillidir' görüşünü savundu.<br />
<br />
Yaklaşık 1 saat süren ve katılımcılar tarafından ilgiyle izlenen münazarayı, 'Bireyin kendisi suç işlemeye meyillidir' görüşünü savunan grup kazandı. Münazara sonunda başarılı olan hükümlülere sertifika ve kupa veren Kaymakam Tahsin Aksu, projeye katılan kişilerin ikna kabiliyetlerini geliştirdiklerini anlatarak ''Bu projeler toplumun her kesimini içine katıyor. Münazaralarda mahkumlar, imamlar öğretmenler, doktorlar, polisler öğrenciler ve çiftçiler gibi çeşitli kesimlerde herkes bulunuyor. Büyükler küçüklere, küçükler büyüklere bir şeyler öğretmeye çalışıyor. ''İnsanlar kavga etmeden, meselelerini halletmelerini, kan davalarına dönüştürmeden, hastanede hapishanede yatmadan, sorunlarını konuşarak çözmelerini hedefledik. İnsanlar bu yönde çaba sarf etsinler. Kültürel birikime sahip kişiler sorunlarını konuşarak çözebilirler. Bu anlamda insanlar farklı bakış açılarına sahip de olabilirler. Bazen süt ak mıdır? kara mıdır? meselesinde kara diyen haklı olabilir. Önemli olan oradaki ikna kabiliyetidir ve konuşma düzenidir. Bu anlamda Gevaş Sosyal ve Kültürel etkinlikler projesine katkıda bulunan her kesime teşekkürlerimi sunuyorum'' dedi.<br />
<br />
''PROJEYE DAHİL EDİLMEMİZ BİZİ SEVİNDİRDİ''<br />
<br />
Van M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu Gevaş Açık Bölümü hükümlüleri ise, kendilerinin bu tür etkinliklere dahil edilmesinin son derece sevindirici olduğunu belirterek Kaymakam Tahsin Aksu'ya teşekkür ettiler.<br />
Münazara, hükümlüler tarafından gerçekleştirilen müzik dinletisi ile son buldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Öğrencilerimizden Münazara Yarışmasında Büyük Bir Başarı Daha]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=64</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 15:52:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=64</guid>
			<description><![CDATA[Öğrencilerimizden Münazara Yarışmasında Büyük Bir Başarı Daha<br />
<br />
Active ImageOkulumuz öğrencileri İlçemizdeki İlköğretim Okulları arası yapılan münazara yarışmasında Özel Gülten Nakıpoğlu İÖO'nun ardından geçen yıl ki Münazara yarışması ilçe 1.sı olan 50.Yıl Karabayır İÖO'nun karşısında da büyük bir başarı göstermiştir. 11 Kasım 2008 Salı günü Öz-De-Bir İÖO ile münazara yapacaklar. Ayrıntılar haberin devamında...<br />
<br />
Okulumuz öğrencileri Esenler İlçesi İlköğretim okulları arası Münazara yarışmasında İlçemiz Özel Gülten Nakıpoğlu İlköğretim Okulu öğrencileri ile münazara yarışmasında 360 puana karşılık 460 puan alarak büyük bir başarı gösterdiler.<br />
<br />
Öğrencilerimiz 3 Kasım 2008 Pazartesi geçen yıl Esenler ilçesi münazara yarışması birincisi olan 50.Yıl Karabayır İlköğretim Okulu öğrencileri ile münazara yarışması yaptı ve öğrencilerimizin 438 puan aldığı yarışmada 50.Yıl Karabayır İÖO öğrencileri 416 puan aldı ve Okulumuz bir sonraki münazaraya katılma şansı yakalamış oldu.<br />
<br />
11 Kasım 2008 Salı günü Öz-De-Bir İÖO ile münazara yapacakalar.<br />
<br />
Münazara yarışmasına Okulumuzu temsilen katılan öğrencilerimiz:<br />
<br />
Merve KURT (8/B)<br />
<br />
Mehtap DALKILIÇ (8/E)<br />
<br />
Rabia ÇELİK (7/D)<br />
<br />
Fatma Gül ATALAY (8/E)<br />
<br />
Dilan OKTAY (8/C)<br />
<br />
Ayşe ULUBAYRAM (6/F)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öğrencilerimizden Münazara Yarışmasında Büyük Bir Başarı Daha<br />
<br />
Active ImageOkulumuz öğrencileri İlçemizdeki İlköğretim Okulları arası yapılan münazara yarışmasında Özel Gülten Nakıpoğlu İÖO'nun ardından geçen yıl ki Münazara yarışması ilçe 1.sı olan 50.Yıl Karabayır İÖO'nun karşısında da büyük bir başarı göstermiştir. 11 Kasım 2008 Salı günü Öz-De-Bir İÖO ile münazara yapacaklar. Ayrıntılar haberin devamında...<br />
<br />
Okulumuz öğrencileri Esenler İlçesi İlköğretim okulları arası Münazara yarışmasında İlçemiz Özel Gülten Nakıpoğlu İlköğretim Okulu öğrencileri ile münazara yarışmasında 360 puana karşılık 460 puan alarak büyük bir başarı gösterdiler.<br />
<br />
Öğrencilerimiz 3 Kasım 2008 Pazartesi geçen yıl Esenler ilçesi münazara yarışması birincisi olan 50.Yıl Karabayır İlköğretim Okulu öğrencileri ile münazara yarışması yaptı ve öğrencilerimizin 438 puan aldığı yarışmada 50.Yıl Karabayır İÖO öğrencileri 416 puan aldı ve Okulumuz bir sonraki münazaraya katılma şansı yakalamış oldu.<br />
<br />
11 Kasım 2008 Salı günü Öz-De-Bir İÖO ile münazara yapacakalar.<br />
<br />
Münazara yarışmasına Okulumuzu temsilen katılan öğrencilerimiz:<br />
<br />
Merve KURT (8/B)<br />
<br />
Mehtap DALKILIÇ (8/E)<br />
<br />
Rabia ÇELİK (7/D)<br />
<br />
Fatma Gül ATALAY (8/E)<br />
<br />
Dilan OKTAY (8/C)<br />
<br />
Ayşe ULUBAYRAM (6/F)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Münâzara Analizi - Prof.Dr.Yusuf Şevki Yavuz]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=63</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 13:58:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=63</guid>
			<description><![CDATA[Münâzara<br />
<br />
‘Gerçeğin ortaya çıkarılması için yapılan tartışmaların esaslarını inceleyen bilimin adı’.<br />
<br />
Sözlükte ‘’bakmak, düşünmek'’ anlamındaki nazar kökünden türeyen ve ‘’karşılıklı olarak bakmak, birlikte düşünmek'’ mânasına gelen münâzara kelimesi, terim olarak gerçeğin bilinmesine yönelik tartışmaların yöntem ve kurallarını araştırıp belirleyen ilmî disiplini ifade eder. Kur’an’da münâzara kelimesi geçmemekle birlikte nazar kökünden türeyen bazı fiillerle düşünmenin temel bilgi kaynakları arasında yer aldığına dikkat çekilmiş, fikrî tartışma ise cedel kavramı ile ifade edilmiştir. Ayrıca tartışmaların en güzel şekilde yapılması istenmiştir. Muhatabın amacını hedefinden saptırmak, ileri sürmediği bir görüşü isnat edip onu mağlûp etmeye çalışmak, muarızın kişiliğini küçük düşürücü tavırlar takınmak, kesin delile dayanmadan cedele girişmek, gerçeğin ortaya çıkmasından sonra tartışmayı sürdürmek, hakkı bâtıl ve bâtılı hak diye göstermeye çabalamak gibi ilmî ve ahlâkî nitelikler taşımayan tartışmalar yerilmiştir. Yine Kur’an’da, gerçeği savunmak amacıyla yapılması emredilen en güzel tartışma için bazı şartlar öngörülmüştür. Tartışmayı uygun zeminde yapmak, kesin delile dayanmak, getirilen açık delili kabul edip tartışmayı bitirmek ve muhataba karşı nazik davranmak bu şartların başlıcalarını oluşturur. Kur’ânı Kerîm peygamberlerle kavimleri arasında geçen tartışmaları da aktarmaktadır. Bu tartışmalarda bir fikrin doğruluğunu kanıtlama veya yanlışlığını gösterme şeklindeki metotlar kullanılmıştır. Bir düşüncenin doğruluğunu ortaya koymak için gözlem ve deney, kıyas ve karşılaştırma yöntemlerinden faydalanılır. Düşüncenin yanlışlığını göstermek için de her şeyden önce iddiaya karşılık delil talep etme, iddianın doğruluğuna dair kanıt isteme, iddianın veya gereğinin gerçekle çeliştiğini gösterme, ihtimalleri göz önünde bulundurup tartışmaya açma, muarızı şüpheye düşürme, sorucevap yoluyla ileri sürülen görüşü çürütme, kararlı bir tavır takınıp kesin bir ifade kullanma, muhatabın samimiyetsizliğini ve dolayısıyla haksızlığını ortaya koymak amacıyla sahte davranış içinde bulunan tarafa müştereken beddua etme (bk. MÜBÂHELE), darbımesel ve kıssalar zikretme gibi yöntemlere başvurulur (Yavuz, s. 113-182).<br />
<br />
Münâzara disiplini kelâm ve fıkıhta mezheplerin teşekkülüne bağlı olarak oluşmuştur. Farklı itikadî ve fıkhî mezhepleri benimseyen âlimler arasında erken dönemlerden itibaren çeşitli meclislerde ve özellikle Abbâsîler devrinde halifelerin saraylarında hem müslüman âlimler hem de müslüman âlimlerle yahudi, hıristiyan, Mecûsî, mülhid gibi değişik din ve akımlara mensup âlimler arasında ilmî tartışmalara girişilmiş (Şevkı Dayf, III, 457-459; Cemîl Saîd, V [1973&#93;, s. 187-204), bunlardan faydalı sonuçlara ulaşabilmek için tartışma âdâbı ile kurallarına ihtiyaç duyulmuş ve ‘’ilmü âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara'’ (ilmü’l-münâzara) adıyla bir ilim dalı oluşmuştur. Bazı âlimlerin kullandığı ‘’ilmü’l-cedel'’ tabiri ise rağbet görmemiştir. Muhtemelen, cedel kavramında sertlik ve muarızı mutlaka mağlûp etme gibi İslâm ahlâkıyla bağdaşmayan bir anlamın bulunmasına karşılık münâzaranın beraberce düşünmekle irtibatlı olması bu adın daha çok benimsenmesine vesile olmuştur. Zamanla medrese eğitiminde her öğrencinin bu alanda yazılan bir eseri okuması gelenek halini almıştır. İbn Haldûn’un belirttiğine göre cedel ve münâzara ilmini konu edinen eserler başlıca iki şekilde telif edilmiştir: Ebü’l-Usr Fahrü’l-İslâm el-Pezdevî usulü ile Rükneddin el-Amîdî usulü. Pezdevî münâzaranın sadece Kur’an, sünnet, icmâ ve kıyastan oluşan dinî delillere dayanılarak yapılmasını esas alır ve dinî çerçeveyle sınırlı kalmasını ister. Amîdî ise tartışmada dinî, felsefî ve mantıkî konularda delil olarak kullanılabilecek her bilgiden yararlanmayı kabul eder. Bu ikinci yöntem, geniş ölçüde akıl yürütme ve her konuda delil getirmeye imkân tanıdığı için daha çok kabul görmüş, ancak mugalata ve safsata türü kıyasların da kullanılmasına yol açması sebebiyle eleştirilmiştir (Mukaddime, III, 1068; münazara ilminin fıkha uyarlanışı için bk. HİLÂF).<br />
<br />
Belirlenen ilkelere göre tartışmanın niteliği ve kuralları şöylece özetlenebilir: Bir konuyu tartışan iki kişiden iddia sahibine ‘’muallil'’ (sebep bildiren ve cevaplayan kimse), diğerine de ‘’sâil'’ (iddia sahibince öne sürülen fikirleri kontrol edip delile ihtiyaç hissettiren tezlere delil isteyen ve soru soran kimse) adı verilir. Tartışan kimse naklettiği bir görüşü kaynağına dayandırmaya mecburdur. Ancak naklettiği düşüncenin doğruluk veya yanlışlığını ileri sürerse iddia sahibi olur ve tezini kanıtlamakla yükümlüdür. Zira apaçık ve zaruri şekilde bilinemeyen her iddianın delillendirilmesi gerekir. Tartışmada kanıt olarak getirilen kıyasın şekil ve muhteva yönünden doğruluğu zorunludur. Eğer delil şekil bakımından yanlış olursa ‘’mugalata'’ adını alır ve geçersiz sayılır.<br />
<br />
Münâzara esnasında bazan sâilin, bazan da muallilin başvurduğu hükümlerle ilgili kurallar şunlardır: a) Engelleme (men‘): Öne sürülen iddiaya delil isteyerek veya delilin öncüllerine itiraz ederek muârızı reddetmek. b) Delili bozma (nakz): Gösterilen delillerin öncüllerine itiraz etmeden yeni bir delille onu çürütmek. c) İddiaya karşı koyma (muâraza): Öne sürülen iddianın zıddının doğruluğunu kanıtlamak suretiyle doğrudan doğruya iddiayı çürütmek. Sâil, delili bozma veya iddiaya karşı koyma şıklarından biriyle hareket etmek istediği takdirde muallil konumuna gelir, muallil de sâilin yerini alır. Sözü edilen üç kuralın her birinde sâil ve muallilin çeşitli görevleri mevcut olup bunlar klasik münâzara kitaplarında sayılmaktadır (Yavuz, s. 21-31). Bir iddianın reddedilmesi onun yanlışlığını göstermekten çok iddiada kapalılık bulunduğuna işaret eder, delilin bozulması ise onun yanlışlığını gösterir. Bu sebeple mukabil bir delille bozulan delilin yanlışlığına hükmedilir. Ancak delilin yanlış olması ilgili iddianın yanlışlığını gerektirmez, sadece iddia o delille kanıtlanmamış sayılır ve başka bir delile ihtiyaç duyulur. İtirazların en zayıfı engelleme ise de gerçeğin ortaya çıkmasına daha çok katkıda bulunduğundan en yararlı itiraz sayılır (Taşköprizâde, Âdâbü’l-bahs, s. 2-10; Ahmed Cevdet Paşa, s. 9-46).<br />
<br />
Kavramlarla ilgili tartışma kuralları ‘’tanım'’ ve ‘’bölme'’ kısımlarında incelenir. ‘’Bir kavramın karakteristik kapsamını belirleyen zihin işlemleri'’ demek olan tanıma ancak tanımın eksik olduğu ve yabancı unsurlar içerdiği iddiasıyla itiraz edilebilir. Bir bütünün parçalara bölünmesi halinde bölmenin tam olmadığı veya bölmeye dahil unsurların dışarıda bırakıldığı ileri sürülerek karşı çıkılabilir. Bölmeyi yapan kimse bunları cevaplandırmakla yükümlüdür (Saçaklızâde, er-Risâletü’l-velediyye, s. 1-2; Gelenbevî, s. 7). Tartışma sonunda muallil başarılı olması halinde sâili ilzâm etmiş, sâil de başarılı olması durumunda muallili ifhâm etmiş sayılır.<br />
Münâzara literatüründe üzerinde durulan konulardan biri de münâzara âdâbıdır; bununla ilgili olarak bazı ilkeler belirlenmiştir. 1. Tartışırken sözü aşırı derece uzatmamalı, ancak amacın anlaşılmasına engel olacak şekilde kısa da tutmamalıdır. 2. Yan konulara girilmemeli ve hedef saptırılmamalıdır. 3. Tartışma esnasında gülme, hiddetlenme gibi olumsuz tavırlar gösterilmemelidir. 4. Muhataba konuşma fırsatı tanınmalıdır. 5. Münâzara kurallarını ve âdâbını bilmeyen, ayrıca alay eden ve böbürlenen kimselerle tartışmaya girişilmemelidir. 6. Muhataba karşı nazik ve saygılı bir tavır takınılmalıdır. 7. Muhatabın gerçeği ortaya çıkarmasına en-gel olunmamalıdır.<br />
<br />
Münâzarayla cedelin aynı şey olduğunu kabul eden âlimler bulunduğu gibi (İbn Haldûn, III, 1068) bunları ayrı ayrı ilimler sayanlar da vardır. Münâzara gerçeğin ortaya çıkarılmasını amaç edinir, cedel ise doğru veya yanlış belli bir fikrin üstün gel-mesini yahut geçersiz kılınmasını sağlamayı hedefler (Saçaklızâde, Tertîbü’l-’ulûm, s. 142-143). Kur’an bu amaçla yapılan tartışmaları yasakladığından cedel adıyla ayrı bir ilim dalı gelişme göstermemiştir (bk. CEDEL).<br />
<br />
Münâzara ilmi hakkında yazılan risâle ve kitapların başlıcaları şunlardır: Rükned-din el-Amîdî, el-İrşâd fî ‘ilmi’l-hilâf ve’l-cedel; Ahmed b. Hibetullah el-Medâinî, Ahkâmü’l-cedel ve’l-münâzara (Keşfü’zzunûn, I, 69); Adudüddin el-Îcî, Âdâbü’l-bahs ve’l-münâzara; Ebû Muhammed İbnü’l-Cevzî, el-Îzâh likavânîni’l-ıstılâh fi’l-cedel ve’l-münâzara (Kahire 1955); Muhammed b. Eşref es-Semerkandî, Risâle fî âdâbi’l-bahs ve turukı’l-münâzara (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 2661); Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Usûlü’l mantık ve’l-münâzara (Kahire 1335); Taşköprizâde Ahmed Efendi, Âdâbü’l-bahs ve’l-münâzara (Kahire 1310); İsmâil Hakkı Bursevî, Şerh ‘alâ Âdâbi’l-bahs liTâşköprîzâde (İstanbul 1273); Saçaklızâde, er-Risâletü’l-Velediyye fî âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara (İstanbul 1325); Ali Rızâ Ardahânî, Mi‘yârü’l-münâzara (İstanbul 1307); Mustafa Sabri, ‘İlmü âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara (Kahire 1912); Muhammed Cemâleddin İstanbûlî, Şerhu’l-Manzûmeti’zzâhire fî kavânîni’l-bahs ve’l-münâzara (İstanbul 1322); Şirvanlı Ahmed Hamdi, İlmi Münâzara (İstanbul 1293), Hamd b. İbrâhim el-Osman, Usûlü’l-cedel ve’l-münâzara fi’l-Kitâb ve’s-Sünne (Küveyt 1422).<br />
<br />
kaynak:Prof.Dr.Yusuf Şevki Yavuz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Münâzara<br />
<br />
‘Gerçeğin ortaya çıkarılması için yapılan tartışmaların esaslarını inceleyen bilimin adı’.<br />
<br />
Sözlükte ‘’bakmak, düşünmek'’ anlamındaki nazar kökünden türeyen ve ‘’karşılıklı olarak bakmak, birlikte düşünmek'’ mânasına gelen münâzara kelimesi, terim olarak gerçeğin bilinmesine yönelik tartışmaların yöntem ve kurallarını araştırıp belirleyen ilmî disiplini ifade eder. Kur’an’da münâzara kelimesi geçmemekle birlikte nazar kökünden türeyen bazı fiillerle düşünmenin temel bilgi kaynakları arasında yer aldığına dikkat çekilmiş, fikrî tartışma ise cedel kavramı ile ifade edilmiştir. Ayrıca tartışmaların en güzel şekilde yapılması istenmiştir. Muhatabın amacını hedefinden saptırmak, ileri sürmediği bir görüşü isnat edip onu mağlûp etmeye çalışmak, muarızın kişiliğini küçük düşürücü tavırlar takınmak, kesin delile dayanmadan cedele girişmek, gerçeğin ortaya çıkmasından sonra tartışmayı sürdürmek, hakkı bâtıl ve bâtılı hak diye göstermeye çabalamak gibi ilmî ve ahlâkî nitelikler taşımayan tartışmalar yerilmiştir. Yine Kur’an’da, gerçeği savunmak amacıyla yapılması emredilen en güzel tartışma için bazı şartlar öngörülmüştür. Tartışmayı uygun zeminde yapmak, kesin delile dayanmak, getirilen açık delili kabul edip tartışmayı bitirmek ve muhataba karşı nazik davranmak bu şartların başlıcalarını oluşturur. Kur’ânı Kerîm peygamberlerle kavimleri arasında geçen tartışmaları da aktarmaktadır. Bu tartışmalarda bir fikrin doğruluğunu kanıtlama veya yanlışlığını gösterme şeklindeki metotlar kullanılmıştır. Bir düşüncenin doğruluğunu ortaya koymak için gözlem ve deney, kıyas ve karşılaştırma yöntemlerinden faydalanılır. Düşüncenin yanlışlığını göstermek için de her şeyden önce iddiaya karşılık delil talep etme, iddianın doğruluğuna dair kanıt isteme, iddianın veya gereğinin gerçekle çeliştiğini gösterme, ihtimalleri göz önünde bulundurup tartışmaya açma, muarızı şüpheye düşürme, sorucevap yoluyla ileri sürülen görüşü çürütme, kararlı bir tavır takınıp kesin bir ifade kullanma, muhatabın samimiyetsizliğini ve dolayısıyla haksızlığını ortaya koymak amacıyla sahte davranış içinde bulunan tarafa müştereken beddua etme (bk. MÜBÂHELE), darbımesel ve kıssalar zikretme gibi yöntemlere başvurulur (Yavuz, s. 113-182).<br />
<br />
Münâzara disiplini kelâm ve fıkıhta mezheplerin teşekkülüne bağlı olarak oluşmuştur. Farklı itikadî ve fıkhî mezhepleri benimseyen âlimler arasında erken dönemlerden itibaren çeşitli meclislerde ve özellikle Abbâsîler devrinde halifelerin saraylarında hem müslüman âlimler hem de müslüman âlimlerle yahudi, hıristiyan, Mecûsî, mülhid gibi değişik din ve akımlara mensup âlimler arasında ilmî tartışmalara girişilmiş (Şevkı Dayf, III, 457-459; Cemîl Saîd, V [1973], s. 187-204), bunlardan faydalı sonuçlara ulaşabilmek için tartışma âdâbı ile kurallarına ihtiyaç duyulmuş ve ‘’ilmü âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara'’ (ilmü’l-münâzara) adıyla bir ilim dalı oluşmuştur. Bazı âlimlerin kullandığı ‘’ilmü’l-cedel'’ tabiri ise rağbet görmemiştir. Muhtemelen, cedel kavramında sertlik ve muarızı mutlaka mağlûp etme gibi İslâm ahlâkıyla bağdaşmayan bir anlamın bulunmasına karşılık münâzaranın beraberce düşünmekle irtibatlı olması bu adın daha çok benimsenmesine vesile olmuştur. Zamanla medrese eğitiminde her öğrencinin bu alanda yazılan bir eseri okuması gelenek halini almıştır. İbn Haldûn’un belirttiğine göre cedel ve münâzara ilmini konu edinen eserler başlıca iki şekilde telif edilmiştir: Ebü’l-Usr Fahrü’l-İslâm el-Pezdevî usulü ile Rükneddin el-Amîdî usulü. Pezdevî münâzaranın sadece Kur’an, sünnet, icmâ ve kıyastan oluşan dinî delillere dayanılarak yapılmasını esas alır ve dinî çerçeveyle sınırlı kalmasını ister. Amîdî ise tartışmada dinî, felsefî ve mantıkî konularda delil olarak kullanılabilecek her bilgiden yararlanmayı kabul eder. Bu ikinci yöntem, geniş ölçüde akıl yürütme ve her konuda delil getirmeye imkân tanıdığı için daha çok kabul görmüş, ancak mugalata ve safsata türü kıyasların da kullanılmasına yol açması sebebiyle eleştirilmiştir (Mukaddime, III, 1068; münazara ilminin fıkha uyarlanışı için bk. HİLÂF).<br />
<br />
Belirlenen ilkelere göre tartışmanın niteliği ve kuralları şöylece özetlenebilir: Bir konuyu tartışan iki kişiden iddia sahibine ‘’muallil'’ (sebep bildiren ve cevaplayan kimse), diğerine de ‘’sâil'’ (iddia sahibince öne sürülen fikirleri kontrol edip delile ihtiyaç hissettiren tezlere delil isteyen ve soru soran kimse) adı verilir. Tartışan kimse naklettiği bir görüşü kaynağına dayandırmaya mecburdur. Ancak naklettiği düşüncenin doğruluk veya yanlışlığını ileri sürerse iddia sahibi olur ve tezini kanıtlamakla yükümlüdür. Zira apaçık ve zaruri şekilde bilinemeyen her iddianın delillendirilmesi gerekir. Tartışmada kanıt olarak getirilen kıyasın şekil ve muhteva yönünden doğruluğu zorunludur. Eğer delil şekil bakımından yanlış olursa ‘’mugalata'’ adını alır ve geçersiz sayılır.<br />
<br />
Münâzara esnasında bazan sâilin, bazan da muallilin başvurduğu hükümlerle ilgili kurallar şunlardır: a) Engelleme (men‘): Öne sürülen iddiaya delil isteyerek veya delilin öncüllerine itiraz ederek muârızı reddetmek. b) Delili bozma (nakz): Gösterilen delillerin öncüllerine itiraz etmeden yeni bir delille onu çürütmek. c) İddiaya karşı koyma (muâraza): Öne sürülen iddianın zıddının doğruluğunu kanıtlamak suretiyle doğrudan doğruya iddiayı çürütmek. Sâil, delili bozma veya iddiaya karşı koyma şıklarından biriyle hareket etmek istediği takdirde muallil konumuna gelir, muallil de sâilin yerini alır. Sözü edilen üç kuralın her birinde sâil ve muallilin çeşitli görevleri mevcut olup bunlar klasik münâzara kitaplarında sayılmaktadır (Yavuz, s. 21-31). Bir iddianın reddedilmesi onun yanlışlığını göstermekten çok iddiada kapalılık bulunduğuna işaret eder, delilin bozulması ise onun yanlışlığını gösterir. Bu sebeple mukabil bir delille bozulan delilin yanlışlığına hükmedilir. Ancak delilin yanlış olması ilgili iddianın yanlışlığını gerektirmez, sadece iddia o delille kanıtlanmamış sayılır ve başka bir delile ihtiyaç duyulur. İtirazların en zayıfı engelleme ise de gerçeğin ortaya çıkmasına daha çok katkıda bulunduğundan en yararlı itiraz sayılır (Taşköprizâde, Âdâbü’l-bahs, s. 2-10; Ahmed Cevdet Paşa, s. 9-46).<br />
<br />
Kavramlarla ilgili tartışma kuralları ‘’tanım'’ ve ‘’bölme'’ kısımlarında incelenir. ‘’Bir kavramın karakteristik kapsamını belirleyen zihin işlemleri'’ demek olan tanıma ancak tanımın eksik olduğu ve yabancı unsurlar içerdiği iddiasıyla itiraz edilebilir. Bir bütünün parçalara bölünmesi halinde bölmenin tam olmadığı veya bölmeye dahil unsurların dışarıda bırakıldığı ileri sürülerek karşı çıkılabilir. Bölmeyi yapan kimse bunları cevaplandırmakla yükümlüdür (Saçaklızâde, er-Risâletü’l-velediyye, s. 1-2; Gelenbevî, s. 7). Tartışma sonunda muallil başarılı olması halinde sâili ilzâm etmiş, sâil de başarılı olması durumunda muallili ifhâm etmiş sayılır.<br />
Münâzara literatüründe üzerinde durulan konulardan biri de münâzara âdâbıdır; bununla ilgili olarak bazı ilkeler belirlenmiştir. 1. Tartışırken sözü aşırı derece uzatmamalı, ancak amacın anlaşılmasına engel olacak şekilde kısa da tutmamalıdır. 2. Yan konulara girilmemeli ve hedef saptırılmamalıdır. 3. Tartışma esnasında gülme, hiddetlenme gibi olumsuz tavırlar gösterilmemelidir. 4. Muhataba konuşma fırsatı tanınmalıdır. 5. Münâzara kurallarını ve âdâbını bilmeyen, ayrıca alay eden ve böbürlenen kimselerle tartışmaya girişilmemelidir. 6. Muhataba karşı nazik ve saygılı bir tavır takınılmalıdır. 7. Muhatabın gerçeği ortaya çıkarmasına en-gel olunmamalıdır.<br />
<br />
Münâzarayla cedelin aynı şey olduğunu kabul eden âlimler bulunduğu gibi (İbn Haldûn, III, 1068) bunları ayrı ayrı ilimler sayanlar da vardır. Münâzara gerçeğin ortaya çıkarılmasını amaç edinir, cedel ise doğru veya yanlış belli bir fikrin üstün gel-mesini yahut geçersiz kılınmasını sağlamayı hedefler (Saçaklızâde, Tertîbü’l-’ulûm, s. 142-143). Kur’an bu amaçla yapılan tartışmaları yasakladığından cedel adıyla ayrı bir ilim dalı gelişme göstermemiştir (bk. CEDEL).<br />
<br />
Münâzara ilmi hakkında yazılan risâle ve kitapların başlıcaları şunlardır: Rükned-din el-Amîdî, el-İrşâd fî ‘ilmi’l-hilâf ve’l-cedel; Ahmed b. Hibetullah el-Medâinî, Ahkâmü’l-cedel ve’l-münâzara (Keşfü’zzunûn, I, 69); Adudüddin el-Îcî, Âdâbü’l-bahs ve’l-münâzara; Ebû Muhammed İbnü’l-Cevzî, el-Îzâh likavânîni’l-ıstılâh fi’l-cedel ve’l-münâzara (Kahire 1955); Muhammed b. Eşref es-Semerkandî, Risâle fî âdâbi’l-bahs ve turukı’l-münâzara (Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 2661); Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Usûlü’l mantık ve’l-münâzara (Kahire 1335); Taşköprizâde Ahmed Efendi, Âdâbü’l-bahs ve’l-münâzara (Kahire 1310); İsmâil Hakkı Bursevî, Şerh ‘alâ Âdâbi’l-bahs liTâşköprîzâde (İstanbul 1273); Saçaklızâde, er-Risâletü’l-Velediyye fî âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara (İstanbul 1325); Ali Rızâ Ardahânî, Mi‘yârü’l-münâzara (İstanbul 1307); Mustafa Sabri, ‘İlmü âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara (Kahire 1912); Muhammed Cemâleddin İstanbûlî, Şerhu’l-Manzûmeti’zzâhire fî kavânîni’l-bahs ve’l-münâzara (İstanbul 1322); Şirvanlı Ahmed Hamdi, İlmi Münâzara (İstanbul 1293), Hamd b. İbrâhim el-Osman, Usûlü’l-cedel ve’l-münâzara fi’l-Kitâb ve’s-Sünne (Küveyt 1422).<br />
<br />
kaynak:Prof.Dr.Yusuf Şevki Yavuz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İlginç bir münazara öyküsü  -- Abbas Güçlü]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=62</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 13:51:21 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=62</guid>
			<description><![CDATA[İlginç bir münazara öyküsü<br />
<br />
<br />
Münazara yarışmalarının yeniden başlaması sevindirici. Düşünen, soran, sorgulayan, irdeleyen gençlerin yetişmesinde önemli aktivitelerden biri.<br />
Ama hakem heyetinin, yani jürilerin objektif olması koşuluyla. Yoksa kazandırdığı artı değerlerin çok ötesinde, güven duygusunun yitirilmesine de neden olur ki, bu da gençlere yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür.<br />
Ayrıntılara girmeden önce, isterseniz gelin bu konuya ilişkin olarak gelen bir mektuba göz atalım:<br />
"Biz Kağıthane ilçe birincisi olan bir münazara takımıyız. Milli Eğitim Bakanlığı'nın düzenleyeceği 'İlçeler Arası Lise Münazara Yarışmasını' ilk duyduğumuzda çok mutlu olduk. Yaklaşık 4 aydır birçok münazaraya katıldık ve gerek derslerden çıkarak, gerek hafta sonlarında buluşarak, gerek günlerce araştırma yaparak, çok çalıştık ve emek sarf ettik.<br />
Katıldığımız tüm münazaraları kazandık ve birçok öğretmen ve müdür tarafından tebrikler aldık. Başarılı bir takımdık. Ve son olarak dün Sarıyer ilçesiyle düzenlenen yarışmaya gittik. Yarışma başladı ve bu yarışmada konu avantajının getirdiği artıdan yaralanarak, başarılı bir iş çıkardık.<br />
Zira en iyi performansımızı sergiledik. Fakat münazara da esas olanın, karşı tarafı çürütmek ve konuya hâkim olmak olduğu yarışmamızda, rakip öğrenciler hemen hemen hiç kendi konusuna değinmedi, ilk defa bir münazara da hiçbir çürütmenin yapılmadığını gördük ve zamanlamaya da uyulmadı.<br />
Bizse 4 sayfalık çürütmelerle birlikte konumuzu tanıttık, üstün olduğu yönlerini belirttik, ama sonuçta onlar kazandı. Yarışma sonunda şunu merak ettik, bu yarışma bir münazara mıydı, yoksa biz mi yanlış gelmiştik? Üstelik jüri de yüzümüze bakmadan karşı tarafın çürütme yaptığını, bizimse yapmadığımız söyledi ve gitti.<br />
Karşı tarafın çektiği video izlenirse eğer, bunun tam tersi bir durumun görüleceği de açık. Ancak bunca emeğin ardından alaycı sözlerle uğurlanmak ve böyle durumlara bu yaşta alışmamız gerektiğini öğrendik. Birde haklı, başarılı ve daha iyi olmanın, kazandığınız anlamına gelmediğini..."<br />
<br />
Burası Türkiye!<br />
Peki ailelerin bu konudaki yaklaşımı ne olmuş? İşte bu konuda anne Zuhal Nakay ile ile kızı Ekin arasında geçen diyalog:<br />
"Teselli amacıyla aile olarak hepimiz "Burası Türkiye, böyle şeyler hep olur!" dedik, çok kızdı. "Madem burası Türkiye, o zaman aylardan beri niye böyle hazırlandık, sonuçta niye iyi bir üniversiteye girmek için çabalıyoruz?" diye sordu.<br />
Doğru, o zaman aslında hepimiz havlu atıp bu işlerden vazgeçelim. Nasıl olsa boşuna emek.<br />
<br />
Güven erozyonu<br />
Sanırım bizlere düşen en büyük sorumluluk, çocuklarımıza doğruyu öğretirken, yanlışlarla da başa çıkmayı öğretebilmek. Gereksiz yere üzülmelerini istemiyoruz, ama bunu yaparken de ölçüyü kaçırıp tümüyle de tepkisiz hale getirmememiz lazım. İşte bu ince çizgiyi tutturmak hiç de kolay olmuyor."<br />
Gençlerin, ülkeyi yöneten ve yönlendirenlere karşı olan güvenleri giderek azalıyor. Bu her kademe için geçerli. Okul yönetiminden bakana, başbakandan cumhurbaşkanına kadar herkes için söz konusu.<br />
Sadece o kadar mı? Kurumlara olan güven de hızla erozyona uğruyor. Yarın bu konuda İstanbul Üniversitesi'ne yönelik çok çarpıcı bir örnek daha vereceğim.<br />
Aslında ufak bir ayrıntı gibi gözüken bu güven erozyonu, "Gençler neden Türkiye'yi yeterince sevmiyor?", "Fırsatını buldu mu neden kaçmak istiyorlar?" sorularının da cevabıdır.<br />
Peki, bu erozyon nasıl durdurulur, yitirilen güven yeniden nasıl kazanılır?<br />
İşte bu konuda çok çaba harcamamız gerekiyor. Güven, ne dayatmayla ne polis copuyla sağlanır. Ama bunu önce yetişkinlerin anlaması gerekiyor.<br />
Özetin özeti: Güven ve güvenliğin olmadığı yerde, ne sağlıklı olabilir ki!.. <br />
<br />
Abbas Güçlü]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İlginç bir münazara öyküsü<br />
<br />
<br />
Münazara yarışmalarının yeniden başlaması sevindirici. Düşünen, soran, sorgulayan, irdeleyen gençlerin yetişmesinde önemli aktivitelerden biri.<br />
Ama hakem heyetinin, yani jürilerin objektif olması koşuluyla. Yoksa kazandırdığı artı değerlerin çok ötesinde, güven duygusunun yitirilmesine de neden olur ki, bu da gençlere yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür.<br />
Ayrıntılara girmeden önce, isterseniz gelin bu konuya ilişkin olarak gelen bir mektuba göz atalım:<br />
"Biz Kağıthane ilçe birincisi olan bir münazara takımıyız. Milli Eğitim Bakanlığı'nın düzenleyeceği 'İlçeler Arası Lise Münazara Yarışmasını' ilk duyduğumuzda çok mutlu olduk. Yaklaşık 4 aydır birçok münazaraya katıldık ve gerek derslerden çıkarak, gerek hafta sonlarında buluşarak, gerek günlerce araştırma yaparak, çok çalıştık ve emek sarf ettik.<br />
Katıldığımız tüm münazaraları kazandık ve birçok öğretmen ve müdür tarafından tebrikler aldık. Başarılı bir takımdık. Ve son olarak dün Sarıyer ilçesiyle düzenlenen yarışmaya gittik. Yarışma başladı ve bu yarışmada konu avantajının getirdiği artıdan yaralanarak, başarılı bir iş çıkardık.<br />
Zira en iyi performansımızı sergiledik. Fakat münazara da esas olanın, karşı tarafı çürütmek ve konuya hâkim olmak olduğu yarışmamızda, rakip öğrenciler hemen hemen hiç kendi konusuna değinmedi, ilk defa bir münazara da hiçbir çürütmenin yapılmadığını gördük ve zamanlamaya da uyulmadı.<br />
Bizse 4 sayfalık çürütmelerle birlikte konumuzu tanıttık, üstün olduğu yönlerini belirttik, ama sonuçta onlar kazandı. Yarışma sonunda şunu merak ettik, bu yarışma bir münazara mıydı, yoksa biz mi yanlış gelmiştik? Üstelik jüri de yüzümüze bakmadan karşı tarafın çürütme yaptığını, bizimse yapmadığımız söyledi ve gitti.<br />
Karşı tarafın çektiği video izlenirse eğer, bunun tam tersi bir durumun görüleceği de açık. Ancak bunca emeğin ardından alaycı sözlerle uğurlanmak ve böyle durumlara bu yaşta alışmamız gerektiğini öğrendik. Birde haklı, başarılı ve daha iyi olmanın, kazandığınız anlamına gelmediğini..."<br />
<br />
Burası Türkiye!<br />
Peki ailelerin bu konudaki yaklaşımı ne olmuş? İşte bu konuda anne Zuhal Nakay ile ile kızı Ekin arasında geçen diyalog:<br />
"Teselli amacıyla aile olarak hepimiz "Burası Türkiye, böyle şeyler hep olur!" dedik, çok kızdı. "Madem burası Türkiye, o zaman aylardan beri niye böyle hazırlandık, sonuçta niye iyi bir üniversiteye girmek için çabalıyoruz?" diye sordu.<br />
Doğru, o zaman aslında hepimiz havlu atıp bu işlerden vazgeçelim. Nasıl olsa boşuna emek.<br />
<br />
Güven erozyonu<br />
Sanırım bizlere düşen en büyük sorumluluk, çocuklarımıza doğruyu öğretirken, yanlışlarla da başa çıkmayı öğretebilmek. Gereksiz yere üzülmelerini istemiyoruz, ama bunu yaparken de ölçüyü kaçırıp tümüyle de tepkisiz hale getirmememiz lazım. İşte bu ince çizgiyi tutturmak hiç de kolay olmuyor."<br />
Gençlerin, ülkeyi yöneten ve yönlendirenlere karşı olan güvenleri giderek azalıyor. Bu her kademe için geçerli. Okul yönetiminden bakana, başbakandan cumhurbaşkanına kadar herkes için söz konusu.<br />
Sadece o kadar mı? Kurumlara olan güven de hızla erozyona uğruyor. Yarın bu konuda İstanbul Üniversitesi'ne yönelik çok çarpıcı bir örnek daha vereceğim.<br />
Aslında ufak bir ayrıntı gibi gözüken bu güven erozyonu, "Gençler neden Türkiye'yi yeterince sevmiyor?", "Fırsatını buldu mu neden kaçmak istiyorlar?" sorularının da cevabıdır.<br />
Peki, bu erozyon nasıl durdurulur, yitirilen güven yeniden nasıl kazanılır?<br />
İşte bu konuda çok çaba harcamamız gerekiyor. Güven, ne dayatmayla ne polis copuyla sağlanır. Ama bunu önce yetişkinlerin anlaması gerekiyor.<br />
Özetin özeti: Güven ve güvenliğin olmadığı yerde, ne sağlıklı olabilir ki!.. <br />
<br />
Abbas Güçlü]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Münazara Hikayesi (Modern hayat yaşamayı güçleştirir mi? Kolaylaştırır mı?)]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=61</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 13:39:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=61</guid>
			<description><![CDATA[Yıllar önce Bartın lisesi, birinci sınıfta okurken,Türkçe dersinde sınıflararası<br />
bir münazara yapmamız istenmişti.<br />
Konumuz; ''Modern hayat yaşamayı güçleştirir mi? Kolaylaştırır mı?,,olacaktı.<br />
Bizim 4-a sınıfı güçleştirir, 4-b sınıfı ise kolaylaştırır tarafını savundu. O yıllarda, ansiklopedi de olmadığı için, günlerce çalıştık araştırdık. Bol sözlü Notu vaadi yanında, sınıfın namusu da bize emanet edilmişti. Uzun hazırlanmalardan sonra,beden eğitimi de yaptığımız, bodrumdan bozma salona, masalar ve sıralar konuldu ve orada kozlarımızı paylaştık..Bütün okul orda..<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bizim savunmamızın çok zor olacağı belliydi..Öğretmenler bile bize, kurbanlık koyun gibi<br />
 <br />
bakıyorlardı .''Zor olanı başarmak çok daha güzeldir,,diye günlerce hazırlandık. <br />
O yıllarda, Cocacola fabrikası yeni açılmış,kokulu çamlıca sigarası yeni çıkmıştı.jhonson<br />
İnönü'ye mektup yazmış, ''susuz yaz,, ödül almış,wietnnam savaşı yeni başlamıştı..Her sabah,<br />
haberlerde Amerikan uçaklarının, wietnam'a nasıl maharetle bomba attıklarını dinler, bundan da<br />
kendimize bir övünme payı çıkarırdık. Bir de o yıllarda sıvılaştırılmış gaz çıkmış ki..Büyük kolaylık ve rahatlık.Her yerde reklam tabelaları,insanları almaları için coşturuyor. Soba üstü yemek pişirmek demode olmuştu. Evlerde ocak, soba ve guzine artık gereksizdi.Çak kibriti, pişir yemeği..Anında sobalar hizmet dışı oldu,ısınma dışında..<br />
 <br />
Ev yapımı esmer ekmek, rotasını fırına çevirdi.Daha beyaz olarak gelecekti soframıza..<br />
Daha ne olsun? 4-a sınıfı işte bu ahval içinde..''modern hayat yaşamayı güçlendirir,,tezini<br />
cansiperane savundu. Ancak karşı tarafın ortaya sürdüğü, ''refah getirir,,ve ''geleceği kolaylaştır, savları,daha inandırıcı gelmiş olacak ki..Biz çekişmeyi kaybettik,ekip olarak üzüntüden bir hafta okula gitmedik. Hani bazan, onlar haklımıydı acaba? dediğim zamanlar da olmadı değil tabi.. Postahanede telefon bağlatmak isterdik, numarayı verir beklemeye başlardık. ''Ahmetttt 4 numaralı kabine,,diyen memurun sesini duyunca,sevince boğulurduk.<br />
Buzdolabı, televizyon, bilgisayar..uygarlığın koltuk değnekleri yeni yeni piyasaya<br />
çıkıyordu. O yıllarda spor kazasından hastahanede yatmıştım da..İki doktor bakıyordu bana.<br />
Kocaman koğuşta benden başka,öküzün boynuzladığı yaşlı bir amca vardı sadece..<br />
El üstünde tutuluyorduk. Yaz günleri öğrencilik yanında,sinemada gazoz satardık harçlık için.Öğlenleri de temizlik yaparken,para olmadığı için yemek olmazdı tabi.. Sinemamın arkasında en az 100 metre ilerde mısırların arasında saklanan dometes bahçesini keşfetmiştik. Mis gibi kokusu, taaa bize kadar ulaşırdı. Bir tarafı kırmızı,bir tarafaı hala yeşil..<br />
Ekmek domates,şekerli gazoz öğlen yemeğimiz olurdu. Meyvalar bile kendini nadasa bırakırdı.Bir sene verir ,diğer sene vermeyebilirdi. Bolluk ve bereket, tamamen coğrafı şartlara bağlıydı.Aç gözlülük böyle,tavana vurmamıştı. Bilgisizce, tabiata ''doping,, yaptıkca,talan ettikçe, hoyrat davrandıkça yiyeceklerimizi çeşitlendiriyoruz ve çoğaltıyoruz ama ömrümüzü kısalttığımızın ayırdına varamıyoruz.<br />
 <br />
Modern hayat yaşamayı kolaylaştırır ha.. Şimdilerde aklıma geliyor da,üzüntüm hafifliyor<br />
demekki 4-a sınıfı haklıymış.Kırk yıl sonra belli oldu. Test etmek, ne kadar uzun zamana<br />
yayılırsa, neticesi o kadar garantili oluyormuş. Ne bilelim biz kaybedince,o yaşlarda dünyamız yıkılmıştı. Modern hayat,yaşamı o kadar da kolaylaştırmıyormuş meğerse.. gülüyorum!<br />
 <br />
Denize akıttığımız deterjan ve sabun arttıkları, kanalizasyonlar.havaya savurduğumuz<br />
deodorantlar,parfümler..ekzost gazları, fabrika külleri, çöpe attığımız naylonlar.<br />
Kurduğumuz balık çiftlikleri,Gemi söküm tezgahları,fabrikalar.. Ceviz ağacını görmeyen çocuk,sincap görmeyen insan var.Denizlerde uskumru yok, ağaçlarda incircik kuşu..<br />
 <br />
Cep telefonları, pcler,renklendiriciler,tatlandırıcılar, katkı madddeleri,gürültü kirliliği yanında, abur cubur betonlaşma, estetikden uzak bir yaşam tarzı.. Hepimizin hayatını tehdit eden,sözüm ona daha bir çok ''modern yaşam,, kolaylıkları.. Yollar vasıta ile doldu,ağaçları da kese kese bitirdik.Ciğerler havadaki karbondioksite alıştı. Sigara içme yaşı yerlerde.. Karpuzların hepsi kıpkırmızı,kesmece garantisine gerek kalmadı,ama almak için kavga ettiğimiz, göbek kısmı yok artık.. Esmer ekmek de yok, temiz su da.. Çilek artık kokmuyor. Kışın erik var,yazın portakal. Bu kadar varların arasında, sevdiklerimiz, dostlarımız, komşularımız niye yok acaba?.. Keşke modernlik, hayatımızı kolaylaştırıp kısaltacağına, zorlaştırıp uzatsaydı.. Sadece nefes almak, sevdiklerimizi karşısımızda görmek,bir dakika fazla yaşamak bile, cekeceğimiz bütün yaşam zorluklarına, değer diye düşünüyorum bu gün..<br />
 <br />
Hakikatten sizce ''modern yaşam, hayatı kolaylaştırıyormu ?, Zorlaştırıyormu ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıllar önce Bartın lisesi, birinci sınıfta okurken,Türkçe dersinde sınıflararası<br />
bir münazara yapmamız istenmişti.<br />
Konumuz; ''Modern hayat yaşamayı güçleştirir mi? Kolaylaştırır mı?,,olacaktı.<br />
Bizim 4-a sınıfı güçleştirir, 4-b sınıfı ise kolaylaştırır tarafını savundu. O yıllarda, ansiklopedi de olmadığı için, günlerce çalıştık araştırdık. Bol sözlü Notu vaadi yanında, sınıfın namusu da bize emanet edilmişti. Uzun hazırlanmalardan sonra,beden eğitimi de yaptığımız, bodrumdan bozma salona, masalar ve sıralar konuldu ve orada kozlarımızı paylaştık..Bütün okul orda..<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bizim savunmamızın çok zor olacağı belliydi..Öğretmenler bile bize, kurbanlık koyun gibi<br />
 <br />
bakıyorlardı .''Zor olanı başarmak çok daha güzeldir,,diye günlerce hazırlandık. <br />
O yıllarda, Cocacola fabrikası yeni açılmış,kokulu çamlıca sigarası yeni çıkmıştı.jhonson<br />
İnönü'ye mektup yazmış, ''susuz yaz,, ödül almış,wietnnam savaşı yeni başlamıştı..Her sabah,<br />
haberlerde Amerikan uçaklarının, wietnam'a nasıl maharetle bomba attıklarını dinler, bundan da<br />
kendimize bir övünme payı çıkarırdık. Bir de o yıllarda sıvılaştırılmış gaz çıkmış ki..Büyük kolaylık ve rahatlık.Her yerde reklam tabelaları,insanları almaları için coşturuyor. Soba üstü yemek pişirmek demode olmuştu. Evlerde ocak, soba ve guzine artık gereksizdi.Çak kibriti, pişir yemeği..Anında sobalar hizmet dışı oldu,ısınma dışında..<br />
 <br />
Ev yapımı esmer ekmek, rotasını fırına çevirdi.Daha beyaz olarak gelecekti soframıza..<br />
Daha ne olsun? 4-a sınıfı işte bu ahval içinde..''modern hayat yaşamayı güçlendirir,,tezini<br />
cansiperane savundu. Ancak karşı tarafın ortaya sürdüğü, ''refah getirir,,ve ''geleceği kolaylaştır, savları,daha inandırıcı gelmiş olacak ki..Biz çekişmeyi kaybettik,ekip olarak üzüntüden bir hafta okula gitmedik. Hani bazan, onlar haklımıydı acaba? dediğim zamanlar da olmadı değil tabi.. Postahanede telefon bağlatmak isterdik, numarayı verir beklemeye başlardık. ''Ahmetttt 4 numaralı kabine,,diyen memurun sesini duyunca,sevince boğulurduk.<br />
Buzdolabı, televizyon, bilgisayar..uygarlığın koltuk değnekleri yeni yeni piyasaya<br />
çıkıyordu. O yıllarda spor kazasından hastahanede yatmıştım da..İki doktor bakıyordu bana.<br />
Kocaman koğuşta benden başka,öküzün boynuzladığı yaşlı bir amca vardı sadece..<br />
El üstünde tutuluyorduk. Yaz günleri öğrencilik yanında,sinemada gazoz satardık harçlık için.Öğlenleri de temizlik yaparken,para olmadığı için yemek olmazdı tabi.. Sinemamın arkasında en az 100 metre ilerde mısırların arasında saklanan dometes bahçesini keşfetmiştik. Mis gibi kokusu, taaa bize kadar ulaşırdı. Bir tarafı kırmızı,bir tarafaı hala yeşil..<br />
Ekmek domates,şekerli gazoz öğlen yemeğimiz olurdu. Meyvalar bile kendini nadasa bırakırdı.Bir sene verir ,diğer sene vermeyebilirdi. Bolluk ve bereket, tamamen coğrafı şartlara bağlıydı.Aç gözlülük böyle,tavana vurmamıştı. Bilgisizce, tabiata ''doping,, yaptıkca,talan ettikçe, hoyrat davrandıkça yiyeceklerimizi çeşitlendiriyoruz ve çoğaltıyoruz ama ömrümüzü kısalttığımızın ayırdına varamıyoruz.<br />
 <br />
Modern hayat yaşamayı kolaylaştırır ha.. Şimdilerde aklıma geliyor da,üzüntüm hafifliyor<br />
demekki 4-a sınıfı haklıymış.Kırk yıl sonra belli oldu. Test etmek, ne kadar uzun zamana<br />
yayılırsa, neticesi o kadar garantili oluyormuş. Ne bilelim biz kaybedince,o yaşlarda dünyamız yıkılmıştı. Modern hayat,yaşamı o kadar da kolaylaştırmıyormuş meğerse.. gülüyorum!<br />
 <br />
Denize akıttığımız deterjan ve sabun arttıkları, kanalizasyonlar.havaya savurduğumuz<br />
deodorantlar,parfümler..ekzost gazları, fabrika külleri, çöpe attığımız naylonlar.<br />
Kurduğumuz balık çiftlikleri,Gemi söküm tezgahları,fabrikalar.. Ceviz ağacını görmeyen çocuk,sincap görmeyen insan var.Denizlerde uskumru yok, ağaçlarda incircik kuşu..<br />
 <br />
Cep telefonları, pcler,renklendiriciler,tatlandırıcılar, katkı madddeleri,gürültü kirliliği yanında, abur cubur betonlaşma, estetikden uzak bir yaşam tarzı.. Hepimizin hayatını tehdit eden,sözüm ona daha bir çok ''modern yaşam,, kolaylıkları.. Yollar vasıta ile doldu,ağaçları da kese kese bitirdik.Ciğerler havadaki karbondioksite alıştı. Sigara içme yaşı yerlerde.. Karpuzların hepsi kıpkırmızı,kesmece garantisine gerek kalmadı,ama almak için kavga ettiğimiz, göbek kısmı yok artık.. Esmer ekmek de yok, temiz su da.. Çilek artık kokmuyor. Kışın erik var,yazın portakal. Bu kadar varların arasında, sevdiklerimiz, dostlarımız, komşularımız niye yok acaba?.. Keşke modernlik, hayatımızı kolaylaştırıp kısaltacağına, zorlaştırıp uzatsaydı.. Sadece nefes almak, sevdiklerimizi karşısımızda görmek,bir dakika fazla yaşamak bile, cekeceğimiz bütün yaşam zorluklarına, değer diye düşünüyorum bu gün..<br />
 <br />
Hakikatten sizce ''modern yaşam, hayatı kolaylaştırıyormu ?, Zorlaştırıyormu ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Münazara Şampiyonu : Silivri Lisesi]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=60</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 13:36:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=60</guid>
			<description><![CDATA[İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 2007- 2008 öğretim yılında ortaöğretim okulları arasında düzenlenen münazara yarışmasının Silivri etabında, Silivri Lisesi şampiyon oldu. İlde yapılacak olan yarışmalarda Silivri'yi temsil edecek olan ekip, oldukça iddialı.<br />
<br />
Kaynak : Değişim Gazetesi<br />
 <br />
Bu yıl, ortaöğretim okulları arasında düzenlenen münazara yarışmasında, tüm rakiplerini mağlup durumda bırakarak şampiyon olan Silivri Lisesi, il de yarışmaya hak kazandı. İlde yapılacak yarışmalarda, Silivri’yi en iyi şekilde temsil edeceklerini söyleyen Silivri Lisesi münazara ekibi öğrencileri, ilçede kazandıkları bu başarılarını il’e de taşıyacaklarını söyledi.<br />
 <br />
Okulun son sınıf öğrencilerinden oluşan münazara ekibi öğrencileri Gizem Özkanlı, Melike Yıldız, Ayşe Eray, Sevil Şen ve Aslıhan Komut yarışmayla ilgili düşüncelerini dile getirdiler.<br />
 <br />
Gizem Özkanlı: “Münazara tanımının doğru olarak bilinmediği ülkemizde, bu yarışmaya katılmak bizi heyecanlandırdı. Ancak kendimizden çok emindik ve hala iddiamız sürüyor. Münazaralar için yaptığımız araştırmalar bize çok şey kattı. Tüm okul yöneticileri ve öğretmenlerimizden çok büyük destek alıyoruz. Bu konuda kendimizi şanslı hissediyoruz.”<br />
 <br />
Melike Yıldız: “Silivri’yi ilde temsil edecek olmaktan dolayı çok mutluyuz. İlçede yapılan final yarışmasının, geçen seneki gibi yoğun katılımla gerçekleşmemesi bizi üzdü. Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Halis İşler’in yanımızda olarak, bu mutluluğumuzu bizimle paylaşmasını isterdik. Bu yüzden buruk bir sevinç yaşamış olsak da, Halis Hocamızın ilde bizi yalnız bırakmayacağını biliyoruz. Çok başarılı bir ekibiz, başarılı olacağımıza inanıyoruz.”<br />
 <br />
Ayşe Eray: “Münazara bize çok şey kattı. En önemlisi, her birimize büyük bir özgüven aşıladı. Keşke münazara grubuna daha önce katılsaydım diye düşünüyorum. Ekip olarak bize bu heyecanı yaşatan ve yardımlarıyla hep yanımızda olan Selahattin Tüfek’e, Ahmet Elver’e, Ferda Elver’e ve Engin Budak’a teşekkür ediyorum.”<br />
 <br />
Sevil Şen: “İlçe birincisi olmak çok güzel bir başarı ama hedefimiz daha da büyük. İstanbul’dan en iyi dereceyle dönmek istiyoruz.”<br />
 <br />
Aslıhan Komut: “Son senemizde böyle büyük bir başarı elde ettiğimiz için kendimizle gurur duyuyoruz. Çok çalıştık ve çaba sarf ettik. Açıkçası böyle bir başarı bekliyorduk. Bizim üzerimizde emeği geçen Edebiyat Öğretmenimiz Selahattin Tüfek başta olmak üzere, tüm edebiyat öğretmenlerimize teşekkür ediyoruz. Ayrıca, Ahmet Elver ve Ferda Elver’e de bizi destekledikleri için teşekkür ediyoruz. Umarız İstanbul’dan istediğimiz gibi bir sonuçla döneriz.”<br />
Silivri Lisesi Müdürü İsmet Asan, münazara ekibinin çok çalıştığını belirterek “Öğrencilerimizin ve öğretmenlerin yoğun çalışmaları sonucu, ilçeye çok büyük bir başarı elde ettik. İnşallah bu başarımızı ile de taşıyacağız. Öğrencilerimize güveniyoruz. Tüm okul yönetimi ve öğretmenleri olarak onlarla gurur duyuyoruz.” dedi.<br />
 <br />
Son yıllarda yapılan yarışmalarda Silivri Lisesi’nin yükselen başarısını da değerlendiren Asan “Çok iyi bir öğretmen kadromuz var. Bütün iş öğretmenlerde bitiyor. Öğrencilerimizle birlikte çalışarak, onlara her konuda veren öğretmenlerimiz sayesinde, başarımız hızla yükseliyor.” şeklinde konuştu. <br />
 <br />
Münazara ekibinin ilçe çapında göstermiş olduğu başarısının en büyük emekçilerinden olan okul Edebiyat Öğretmenlerinden Selahattin Tüfek, ekibine güvendiğini söyleyerek “Münazara ekibimizin ilçede olduğu gibi, il’de de aynı başarıyı sağlayacağına ve il’de yapılacak yarışmalarda en üst noktaya gelerek, Silivri’yi en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum.” dedi.<br />
 <br />
Melis AVCI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 2007- 2008 öğretim yılında ortaöğretim okulları arasında düzenlenen münazara yarışmasının Silivri etabında, Silivri Lisesi şampiyon oldu. İlde yapılacak olan yarışmalarda Silivri'yi temsil edecek olan ekip, oldukça iddialı.<br />
<br />
Kaynak : Değişim Gazetesi<br />
 <br />
Bu yıl, ortaöğretim okulları arasında düzenlenen münazara yarışmasında, tüm rakiplerini mağlup durumda bırakarak şampiyon olan Silivri Lisesi, il de yarışmaya hak kazandı. İlde yapılacak yarışmalarda, Silivri’yi en iyi şekilde temsil edeceklerini söyleyen Silivri Lisesi münazara ekibi öğrencileri, ilçede kazandıkları bu başarılarını il’e de taşıyacaklarını söyledi.<br />
 <br />
Okulun son sınıf öğrencilerinden oluşan münazara ekibi öğrencileri Gizem Özkanlı, Melike Yıldız, Ayşe Eray, Sevil Şen ve Aslıhan Komut yarışmayla ilgili düşüncelerini dile getirdiler.<br />
 <br />
Gizem Özkanlı: “Münazara tanımının doğru olarak bilinmediği ülkemizde, bu yarışmaya katılmak bizi heyecanlandırdı. Ancak kendimizden çok emindik ve hala iddiamız sürüyor. Münazaralar için yaptığımız araştırmalar bize çok şey kattı. Tüm okul yöneticileri ve öğretmenlerimizden çok büyük destek alıyoruz. Bu konuda kendimizi şanslı hissediyoruz.”<br />
 <br />
Melike Yıldız: “Silivri’yi ilde temsil edecek olmaktan dolayı çok mutluyuz. İlçede yapılan final yarışmasının, geçen seneki gibi yoğun katılımla gerçekleşmemesi bizi üzdü. Silivri İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Halis İşler’in yanımızda olarak, bu mutluluğumuzu bizimle paylaşmasını isterdik. Bu yüzden buruk bir sevinç yaşamış olsak da, Halis Hocamızın ilde bizi yalnız bırakmayacağını biliyoruz. Çok başarılı bir ekibiz, başarılı olacağımıza inanıyoruz.”<br />
 <br />
Ayşe Eray: “Münazara bize çok şey kattı. En önemlisi, her birimize büyük bir özgüven aşıladı. Keşke münazara grubuna daha önce katılsaydım diye düşünüyorum. Ekip olarak bize bu heyecanı yaşatan ve yardımlarıyla hep yanımızda olan Selahattin Tüfek’e, Ahmet Elver’e, Ferda Elver’e ve Engin Budak’a teşekkür ediyorum.”<br />
 <br />
Sevil Şen: “İlçe birincisi olmak çok güzel bir başarı ama hedefimiz daha da büyük. İstanbul’dan en iyi dereceyle dönmek istiyoruz.”<br />
 <br />
Aslıhan Komut: “Son senemizde böyle büyük bir başarı elde ettiğimiz için kendimizle gurur duyuyoruz. Çok çalıştık ve çaba sarf ettik. Açıkçası böyle bir başarı bekliyorduk. Bizim üzerimizde emeği geçen Edebiyat Öğretmenimiz Selahattin Tüfek başta olmak üzere, tüm edebiyat öğretmenlerimize teşekkür ediyoruz. Ayrıca, Ahmet Elver ve Ferda Elver’e de bizi destekledikleri için teşekkür ediyoruz. Umarız İstanbul’dan istediğimiz gibi bir sonuçla döneriz.”<br />
Silivri Lisesi Müdürü İsmet Asan, münazara ekibinin çok çalıştığını belirterek “Öğrencilerimizin ve öğretmenlerin yoğun çalışmaları sonucu, ilçeye çok büyük bir başarı elde ettik. İnşallah bu başarımızı ile de taşıyacağız. Öğrencilerimize güveniyoruz. Tüm okul yönetimi ve öğretmenleri olarak onlarla gurur duyuyoruz.” dedi.<br />
 <br />
Son yıllarda yapılan yarışmalarda Silivri Lisesi’nin yükselen başarısını da değerlendiren Asan “Çok iyi bir öğretmen kadromuz var. Bütün iş öğretmenlerde bitiyor. Öğrencilerimizle birlikte çalışarak, onlara her konuda veren öğretmenlerimiz sayesinde, başarımız hızla yükseliyor.” şeklinde konuştu. <br />
 <br />
Münazara ekibinin ilçe çapında göstermiş olduğu başarısının en büyük emekçilerinden olan okul Edebiyat Öğretmenlerinden Selahattin Tüfek, ekibine güvendiğini söyleyerek “Münazara ekibimizin ilçede olduğu gibi, il’de de aynı başarıyı sağlayacağına ve il’de yapılacak yarışmalarda en üst noktaya gelerek, Silivri’yi en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum.” dedi.<br />
 <br />
Melis AVCI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1982 ANAYASASI]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=59</link>
			<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 00:49:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=59</guid>
			<description><![CDATA[TÜRKİYE CUMHURİYETİ<br />
 ANAYASASI (*)<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Kabul Tarihi	: 7/11/1982<br />
Kanun No.	: 2709            <br />
 <br />
			<br />
(* ) 17/5/1987 tarihli ve 3361; 8/7/1993 tarihli ve 3913; 23/7/1995 tarihli ve 4121; 18/6/1999 tarihli ve 4388; 13/8/1999 tarihli ve 4446; 3/10/2001 tarihli ve 4709; 21/11/2001 tarihli ve 4720  numaralı kanunlarla değişik şekli<br />
 <br />
BAŞLANGIÇ<br />
 (23.7.1995 - 4121)<br />
 <br />
 <br />
Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz Kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkilap ve ilkeleri doğrultusunda; <br />
 <br />
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; <br />
 <br />
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; <br />
 <br />
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve Kanunlarda bulunduğu; <br />
 <br />
( 3.10.2001-4709) Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı; <br />
 <br />
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; <br />
 <br />
Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; <br />
 <br />
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, <br />
 <br />
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
BİRİNCİ KISIM<br />
GENEL ESASLAR<br />
 <br />
 <br />
I. Devletin şekli <br />
Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. <br />
 <br />
II. Cumhuriyetin nitelikleri <br />
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen  temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. <br />
 <br />
III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti <br />
Madde 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.<br />
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. <br />
Milli marşı “İstiklal Marşı” dır. <br />
Başkenti Ankara'dır. <br />
 <br />
IV. Değiştirilemeyecek hükümler <br />
Madde 4.- Anayasanın 1 inci Maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci Maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü Maddesi  hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. <br />
 <br />
V. Devletin temel amaç ve görevleri <br />
Madde 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. <br />
 <br />
VI. Egemenlik <br />
Madde  6.- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br />
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. <br />
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.<br />
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi   kullanamaz. <br />
 <br />
VII. Yasama yetkisi <br />
Madde 7.- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. <br />
 <br />
VIII. Yürütme yetkisi ve görevi <br />
Madde 8.- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. <br />
 <br />
IX. Yargı yetkisi <br />
Madde 9.- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. <br />
 <br />
X. Kanun önünde eşitlik <br />
Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. <br />
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. <br />
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. <br />
 <br />
XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü <br />
Madde 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. <br />
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. <br />
 <br />
İKİNCİ KISIM<br />
TEMEL HAK VE ÖDEVLER<br />
 <br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
 <br />
I. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği <br />
Madde 12.- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve  hürriyetlere sahiptir. <br />
Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder. <br />
 <br />
II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması <br />
Madde 13.-(3.10.2001-4709) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.<br />
 <br />
III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması <br />
Madde 14.-(3.10.2001-4709) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br />
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. <br />
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması <br />
Madde 15.- Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. <br />
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. <br />
 <br />
V. Yabancıların durumu <br />
Madde 16.- Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir. <br />
 <br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Kişinin Hakları ve Ödevleri<br />
 <br />
I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı <br />
Madde 17.- Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. <br />
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. <br />
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. <br />
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır. <br />
 <br />
II. Zorla çalıştırma yasağı <br />
	Madde 18.- Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. <br />
Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz. <br />
 <br />
III. Kişi hürriyeti ve güvenliği<br />
Madde 19.- Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. <br />
Şekil ve şartları kanunda gösterilen : <br />
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. <br />
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir. <br />
Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. <br />
(3.10.2001-4709)Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir. <br />
(3.10.2001-4709) Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.<br />
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. <br />
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.<br />
(3.10.2001-4709)Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.<br />
 <br />
IV. Özel hayatın gizliliği ve korunması <br />
 <br />
A. Özel hayatın gizliliği <br />
Madde 20.- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (3.10.2001-4709) <br />
	(3.10.2001-4709)Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin  yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.<br />
 <br />
B. Konut dokunulmazlığı <br />
Madde 21.- (3.10.2001-4709) Kimsenin konutuna dokunulamaz. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. <br />
 <br />
C. Haberleşme hürriyeti <br />
Madde 22.- (3.10.2001-4709)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. <br />
	Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.<br />
	İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.<br />
 <br />
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti <br />
Madde 23.- Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. <br />
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; <br />
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; <br />
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. <br />
(3.10.2001-4709) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir. <br />
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz. <br />
 <br />
VI. Din ve vicdan hürriyeti <br />
Madde 24.- Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. <br />
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. <br />
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. <br />
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. <br />
Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. <br />
 <br />
VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti <br />
Madde 25.- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. <br />
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. <br />
 <br />
VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti <br />
Madde 26.- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. <br />
(3.10.2001-4709) Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. <br />
(3.10.2001-4709)<br />
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.<br />
	(3.10.2001-4709) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.<br />
 <br />
IX. Bilim ve sanat hürriyeti <br />
Madde 27.- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. <br />
Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini  sağlamak amacıyla kullanılamaz. <br />
Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir. <br />
 <br />
X. Basın ve yayımla ilgili hükümler<br />
 <br />
A. Basın hürriyeti <br />
Madde 28.- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. <br />
(3.10.2001-4709)<br />
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. <br />
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır. <br />
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkili hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır. <br />
Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz. <br />
Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hakim kararıyla; Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir;  hakim bu kararı engeç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. <br />
Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt veya müsaderesinde genel hükümler uygulanır. <br />
Türkiyede yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, milli güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hakim kararıyla toplatılır. <br />
 <br />
B. Süreli ve süresiz yayın hakkı <br />
Madde 29.- Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. <br />
Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi ve belgelerin kanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili merci, yayının durdurulması için mahkemeye başvurur. <br />
Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği  ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz. <br />
Süreli yayınlar, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre yararlanır. <br />
 <br />
C. Basın araçlarının korunması <br />
Madde 30.- Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetin temel ilkeleri ve milli güvenlik aleyhinde işlenmiş bir suçtan mahkum olma hali hariç, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez ve işletilmekten alıkonulamaz. <br />
 <br />
D. Kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı <br />
Madde 31.- Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenir. <br />
	(3.10.2001-4709) Kanun, milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak ve sağlığın korunması sebepleri dışında, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.<br />
 <br />
E. Düzeltme ve cevap hakkı <br />
Madde 32.- Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. <br />
Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir. <br />
 <br />
XI. Toplantı hak ve hürriyetleri <br />
 <br />
A. Dernek kurma hürriyeti <br />
Madde 33.- (23.7.1995-4121) ( 3.10.2001-4709) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.<br />
Hiçkimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.<br />
Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.<br />
Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.<br />
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hakim kararı ile kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar. <br />
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir. <br />
Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.<br />
 <br />
B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı<br />
Madde 34.- ( 3.10.2001-4709) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. <br />
	Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.<br />
	Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.<br />
 <br />
XII. Mülkiyet hakkı <br />
Madde 35.- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. <br />
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. <br />
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. <br />
 <br />
XIII. Hakların korunması ile ilgili hükümler <br />
 <br />
A. Hak arama hürriyeti <br />
Madde 36.-( 3.10.2001-4709) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br />
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. <br />
 <br />
B. Kanuni hakim güvencesi <br />
Madde 37.- Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. <br />
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz. <br />
 <br />
C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar <br />
Madde 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. <br />
Suç ve ceza zaman aşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. <br />
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. <br />
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. <br />
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. <br />
( 3.10.2001-4709) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.<br />
Ceza sorumluluğu şahsidir. <br />
( 3.10.2001-4709) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.<br />
( 3.10.2001-4709) Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez.<br />
Genel müsadere cezası verilemez. <br />
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir. <br />
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez. <br />
 <br />
XIV. İspat hakkı <br />
Madde 39.- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır. <br />
 <br />
XV. Temel hak ve hürriyetlerin korunması <br />
Madde 40.- Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. <br />
( 3.10.2001-4709) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.<br />
Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. <br />
 <br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler<br />
 <br />
I. Ailenin korunması<br />
Madde 41.- ( 3.10.2001-4709) Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. <br />
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. <br />
 <br />
II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi <br />
Madde 42.- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. <br />
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. <br />
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. <br />
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. <br />
İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. <br />
Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir. <br />
Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. <br />
Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. <br />
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır. <br />
 <br />
III. Kamu yararı <br />
 <br />
A. Kıyılardan yararlanma <br />
Madde 43.- Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. <br />
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. <br />
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
B. Toprak mülkiyeti <br />
Madde 44.- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz. <br />
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
C. Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması<br />
Madde 45.- Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. <br />
Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır. <br />
 <br />
D. Kamulaştırma <br />
Madde 46.- ( 3.10.2001-4709) Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir. <br />
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.<br />
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.<br />
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. <br />
 <br />
E. Devletleştirme ve özelleştirme <br />
Madde 47.- Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir. <br />
Devletleştirme gerçek karşılığı üzerinden yapılır. Gerçek karşılığın hesaplanma tarzı ve usulleri kanunla düzenlenir. <br />
	(13.8.1999-4446) Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.<br />
	(13.8.1999-4446) Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredelebileceği kanunla belirlenir.<br />
 <br />
IV. Çalışma ve sözleşme hürriyeti <br />
Madde 48.- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. <br />
Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. <br />
 <br />
V. Çalışma ile ilgili hükümler <br />
 <br />
A. Çalışma hakkı ve ödevi <br />
Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. <br />
( 3.10.2001-4709) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır. <br />
( 3.10.2001-4709)<br />
 <br />
B. Çalışma şartları ve dinlenme hakkı <br />
Madde 50.- Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. <br />
Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. <br />
Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. <br />
Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
C. Sendika kurma hakkı <br />
Madde 51.- ( 3.10.2001-4709) Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve  sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiçkimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.<br />
Sendika kurma hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.<br />
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.<br />
Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.<br />
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.<br />
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz. <br />
 <br />
D. Sendikal faaliyet <br />
Madde 52.- (23.7.1995 tarihli ve 4121 numaralı kanunla yürürlükten kaldırılmıştır.)<br />
 <br />
VI. Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt <br />
 <br />
A. Toplu iş sözleşmesi hakkı <br />
Madde 53.- (23.7.1995-4121) İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler. <br />
Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir. <br />
128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve idareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yaşabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idari veya kanuni düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir. <br />
Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz. <br />
 <br />
B. Grev hakkı ve lokavt 	<br />
Madde 54.- Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir. <br />
Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz. <br />
Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur. <br />
Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.<br />
 Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir. <br />
Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir. <br />
Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz. <br />
Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir  şekilde engellenemez. <br />
 <br />
VII. Ücrette adalet sağlanması <br />
Madde 55.- Ücret emeğin karşılığıdır. <br />
Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer  sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. <br />
	( 3.10.2001-4709) Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da gözönünde bulundurulur.	<br />
 <br />
VIII. Sağlık, çevre ve konut <br />
 <br />
A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması <br />
Madde 56.- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. <br />
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve  vatandaşların ödevidir. <br />
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. <br />
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. <br />
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.<br />
 <br />
B. Konut hakkı <br />
Madde 57.- Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler. <br />
 <br />
IX. Gençlik ve spor <br />
 <br />
A. Gençliğin korunması <br />
Madde 58.- Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkilapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. <br />
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır. <br />
 <br />
B. Sporun geliştirilmesi <br />
Madde 59.- Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder. <br />
Devlet başarılı sporcuyu korur. <br />
 <br />
X. Sosyal güvenlik hakları <br />
 <br />
A. Sosyal güvenlik hakkı <br />
Madde 60.- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. <br />
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. <br />
 <br />
B. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler <br />
Madde 61.- Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. <br />
Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. <br />
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir. <br />
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. <br />
Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur. <br />
 <br />
C. Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları <br />
Madde 62.- Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır. <br />
 <br />
XI. Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması <br />
Madde 63.- Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. <br />
Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
XII. Sanatın ve sanatçının korunması <br />
Madde 64.- Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır. <br />
 <br />
XIII. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları( 3.10.2001-4709)<br />
Madde 65.- ( 3.10.2001-4709) Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.<br />
 <br />
 <br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Siyasi Haklar ve Ödevler<br />
 <br />
 <br />
I. Türk vatandaşlığı<br />
Madde 66.- Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. <br />
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. ( 3.10.2001-4709)<br />
Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. <br />
Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. <br />
Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz. <br />
 <br />
II. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları <br />
Madde 67.- (23.7.1995-4121) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir. <br />
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler. <br />
Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı, seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir. <br />
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir. <br />
( 3.10.2001-4709) Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.<br />
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir. <br />
( 3.10.2001-4709) Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.<br />
 <br />
III. Siyasi partilerle ilgili hükümler <br />
 <br />
A. Parti kurma, partilere girme ve partilerden çıkma <br />
Madde 68.- (23.7.1995-4121) Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir. <br />
Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. <br />
Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler. <br />
Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. <br />
Hakimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, silahlı kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar. <br />
Yükseköğretim elemanlarını siyasi partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir. Kanun bu elemanların, siyasi partilerin merkez organları dışında  kalan  parti görevi almalarına cevaz veremez ve parti üyesi yükseköğretim elemanlarının yükseköğretim kurumlarında uyacakları esasları belirler. <br />
Yükseköğretim öğrencilerinin siyasi partilere üye olabilmelerine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir. <br />
Siyasi partilere, Devlet, yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın,  alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslar kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
B. Siyasi partilerin uyacakları esaslar <br />
Madde 69.-(23.7.1995-4121) Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir. <br />
Siyasi partiler, ticari faaliyetlere girişemezler. <br />
Siyasi partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa mahkemesince siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken sayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir. <br />
Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. <br />
Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir. <br />
Bir siyasi partinin 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. ( 3.10.2001-4709) Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.<br />
( 3.10.2001-4709) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.<br />
Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz. <br />
Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar. <br />
Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır. <br />
	( 3.10.2001-4709) Siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.	<br />
 <br />
IV . Kamu hizmetlerine girme hakkı <br />
 <br />
A. Hizmete girme<br />
Madde 70.- Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. <br />
Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez. <br />
 <br />
B. Mal bildirimi <br />
Madde 71.- Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev  alanlar, bundan istisna edilemez. <br />
 <br />
V. Vatan hizmeti <br />
Madde 72.- Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TÜRKİYE CUMHURİYETİ<br />
 ANAYASASI (*)<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Kabul Tarihi	: 7/11/1982<br />
Kanun No.	: 2709            <br />
 <br />
			<br />
(* ) 17/5/1987 tarihli ve 3361; 8/7/1993 tarihli ve 3913; 23/7/1995 tarihli ve 4121; 18/6/1999 tarihli ve 4388; 13/8/1999 tarihli ve 4446; 3/10/2001 tarihli ve 4709; 21/11/2001 tarihli ve 4720  numaralı kanunlarla değişik şekli<br />
 <br />
BAŞLANGIÇ<br />
 (23.7.1995 - 4121)<br />
 <br />
 <br />
Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz Kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkilap ve ilkeleri doğrultusunda; <br />
 <br />
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; <br />
 <br />
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; <br />
 <br />
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve Kanunlarda bulunduğu; <br />
 <br />
( 3.10.2001-4709) Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı; <br />
 <br />
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; <br />
 <br />
Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; <br />
 <br />
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, <br />
 <br />
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
BİRİNCİ KISIM<br />
GENEL ESASLAR<br />
 <br />
 <br />
I. Devletin şekli <br />
Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. <br />
 <br />
II. Cumhuriyetin nitelikleri <br />
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen  temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. <br />
 <br />
III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti <br />
Madde 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.<br />
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. <br />
Milli marşı “İstiklal Marşı” dır. <br />
Başkenti Ankara'dır. <br />
 <br />
IV. Değiştirilemeyecek hükümler <br />
Madde 4.- Anayasanın 1 inci Maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci Maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü Maddesi  hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. <br />
 <br />
V. Devletin temel amaç ve görevleri <br />
Madde 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. <br />
 <br />
VI. Egemenlik <br />
Madde  6.- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br />
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. <br />
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.<br />
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi   kullanamaz. <br />
 <br />
VII. Yasama yetkisi <br />
Madde 7.- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. <br />
 <br />
VIII. Yürütme yetkisi ve görevi <br />
Madde 8.- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. <br />
 <br />
IX. Yargı yetkisi <br />
Madde 9.- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. <br />
 <br />
X. Kanun önünde eşitlik <br />
Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. <br />
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. <br />
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. <br />
 <br />
XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü <br />
Madde 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. <br />
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. <br />
 <br />
İKİNCİ KISIM<br />
TEMEL HAK VE ÖDEVLER<br />
 <br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
 <br />
I. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği <br />
Madde 12.- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve  hürriyetlere sahiptir. <br />
Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder. <br />
 <br />
II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması <br />
Madde 13.-(3.10.2001-4709) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.<br />
 <br />
III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması <br />
Madde 14.-(3.10.2001-4709) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br />
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. <br />
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması <br />
Madde 15.- Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. <br />
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. <br />
 <br />
V. Yabancıların durumu <br />
Madde 16.- Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir. <br />
 <br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Kişinin Hakları ve Ödevleri<br />
 <br />
I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı <br />
Madde 17.- Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. <br />
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. <br />
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. <br />
Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır. <br />
 <br />
II. Zorla çalıştırma yasağı <br />
	Madde 18.- Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. <br />
Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz. <br />
 <br />
III. Kişi hürriyeti ve güvenliği<br />
Madde 19.- Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. <br />
Şekil ve şartları kanunda gösterilen : <br />
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. <br />
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir. <br />
Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. <br />
(3.10.2001-4709)Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir. <br />
(3.10.2001-4709) Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.<br />
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. <br />
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.<br />
(3.10.2001-4709)Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.<br />
 <br />
IV. Özel hayatın gizliliği ve korunması <br />
 <br />
A. Özel hayatın gizliliği <br />
Madde 20.- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (3.10.2001-4709) <br />
	(3.10.2001-4709)Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin  yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.<br />
 <br />
B. Konut dokunulmazlığı <br />
Madde 21.- (3.10.2001-4709) Kimsenin konutuna dokunulamaz. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. <br />
 <br />
C. Haberleşme hürriyeti <br />
Madde 22.- (3.10.2001-4709)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. <br />
	Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.<br />
	İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.<br />
 <br />
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti <br />
Madde 23.- Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. <br />
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; <br />
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; <br />
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. <br />
(3.10.2001-4709) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir. <br />
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz. <br />
 <br />
VI. Din ve vicdan hürriyeti <br />
Madde 24.- Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. <br />
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. <br />
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. <br />
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. <br />
Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. <br />
 <br />
VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti <br />
Madde 25.- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. <br />
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. <br />
 <br />
VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti <br />
Madde 26.- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. <br />
(3.10.2001-4709) Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. <br />
(3.10.2001-4709)<br />
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.<br />
	(3.10.2001-4709) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.<br />
 <br />
IX. Bilim ve sanat hürriyeti <br />
Madde 27.- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. <br />
Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini  sağlamak amacıyla kullanılamaz. <br />
Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir. <br />
 <br />
X. Basın ve yayımla ilgili hükümler<br />
 <br />
A. Basın hürriyeti <br />
Madde 28.- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. <br />
(3.10.2001-4709)<br />
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. <br />
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır. <br />
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkili hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır. <br />
Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz. <br />
Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hakim kararıyla; Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir;  hakim bu kararı engeç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. <br />
Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt veya müsaderesinde genel hükümler uygulanır. <br />
Türkiyede yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, milli güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hakim kararıyla toplatılır. <br />
 <br />
B. Süreli ve süresiz yayın hakkı <br />
Madde 29.- Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. <br />
Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi ve belgelerin kanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili merci, yayının durdurulması için mahkemeye başvurur. <br />
Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği  ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz. <br />
Süreli yayınlar, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre yararlanır. <br />
 <br />
C. Basın araçlarının korunması <br />
Madde 30.- Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, Cumhuriyetin temel ilkeleri ve milli güvenlik aleyhinde işlenmiş bir suçtan mahkum olma hali hariç, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez ve işletilmekten alıkonulamaz. <br />
 <br />
D. Kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı <br />
Madde 31.- Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzelkişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenir. <br />
	(3.10.2001-4709) Kanun, milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak ve sağlığın korunması sebepleri dışında, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.<br />
 <br />
E. Düzeltme ve cevap hakkı <br />
Madde 32.- Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. <br />
Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir. <br />
 <br />
XI. Toplantı hak ve hürriyetleri <br />
 <br />
A. Dernek kurma hürriyeti <br />
Madde 33.- (23.7.1995-4121) ( 3.10.2001-4709) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.<br />
Hiçkimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.<br />
Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.<br />
Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.<br />
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hakim kararı ile kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar. <br />
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir. <br />
Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.<br />
 <br />
B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı<br />
Madde 34.- ( 3.10.2001-4709) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. <br />
	Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.<br />
	Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.<br />
 <br />
XII. Mülkiyet hakkı <br />
Madde 35.- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. <br />
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. <br />
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. <br />
 <br />
XIII. Hakların korunması ile ilgili hükümler <br />
 <br />
A. Hak arama hürriyeti <br />
Madde 36.-( 3.10.2001-4709) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br />
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. <br />
 <br />
B. Kanuni hakim güvencesi <br />
Madde 37.- Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. <br />
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz. <br />
 <br />
C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar <br />
Madde 38.- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. <br />
Suç ve ceza zaman aşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. <br />
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. <br />
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. <br />
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. <br />
( 3.10.2001-4709) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.<br />
Ceza sorumluluğu şahsidir. <br />
( 3.10.2001-4709) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.<br />
( 3.10.2001-4709) Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez.<br />
Genel müsadere cezası verilemez. <br />
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir. <br />
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez. <br />
 <br />
XIV. İspat hakkı <br />
Madde 39.- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır. <br />
 <br />
XV. Temel hak ve hürriyetlerin korunması <br />
Madde 40.- Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. <br />
( 3.10.2001-4709) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.<br />
Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. <br />
 <br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler<br />
 <br />
I. Ailenin korunması<br />
Madde 41.- ( 3.10.2001-4709) Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. <br />
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. <br />
 <br />
II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi <br />
Madde 42.- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. <br />
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. <br />
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. <br />
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. <br />
İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. <br />
Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir. <br />
Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. <br />
Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. <br />
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır. <br />
 <br />
III. Kamu yararı <br />
 <br />
A. Kıyılardan yararlanma <br />
Madde 43.- Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. <br />
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. <br />
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
B. Toprak mülkiyeti <br />
Madde 44.- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz. <br />
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
C. Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması<br />
Madde 45.- Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. <br />
Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır. <br />
 <br />
D. Kamulaştırma <br />
Madde 46.- ( 3.10.2001-4709) Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir. <br />
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.<br />
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.<br />
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. <br />
 <br />
E. Devletleştirme ve özelleştirme <br />
Madde 47.- Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir. <br />
Devletleştirme gerçek karşılığı üzerinden yapılır. Gerçek karşılığın hesaplanma tarzı ve usulleri kanunla düzenlenir. <br />
	(13.8.1999-4446) Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.<br />
	(13.8.1999-4446) Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredelebileceği kanunla belirlenir.<br />
 <br />
IV. Çalışma ve sözleşme hürriyeti <br />
Madde 48.- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. <br />
Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. <br />
 <br />
V. Çalışma ile ilgili hükümler <br />
 <br />
A. Çalışma hakkı ve ödevi <br />
Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. <br />
( 3.10.2001-4709) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır. <br />
( 3.10.2001-4709)<br />
 <br />
B. Çalışma şartları ve dinlenme hakkı <br />
Madde 50.- Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. <br />
Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. <br />
Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. <br />
Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
C. Sendika kurma hakkı <br />
Madde 51.- ( 3.10.2001-4709) Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve  sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiçkimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.<br />
Sendika kurma hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.<br />
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.<br />
Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.<br />
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.<br />
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz. <br />
 <br />
D. Sendikal faaliyet <br />
Madde 52.- (23.7.1995 tarihli ve 4121 numaralı kanunla yürürlükten kaldırılmıştır.)<br />
 <br />
VI. Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt <br />
 <br />
A. Toplu iş sözleşmesi hakkı <br />
Madde 53.- (23.7.1995-4121) İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler. <br />
Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir. <br />
128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve idareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yaşabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idari veya kanuni düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir. <br />
Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz. <br />
 <br />
B. Grev hakkı ve lokavt 	<br />
Madde 54.- Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir. <br />
Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz. <br />
Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur. <br />
Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.<br />
 Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir. <br />
Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir. <br />
Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz. <br />
Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir  şekilde engellenemez. <br />
 <br />
VII. Ücrette adalet sağlanması <br />
Madde 55.- Ücret emeğin karşılığıdır. <br />
Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer  sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. <br />
	( 3.10.2001-4709) Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da gözönünde bulundurulur.	<br />
 <br />
VIII. Sağlık, çevre ve konut <br />
 <br />
A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması <br />
Madde 56.- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. <br />
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve  vatandaşların ödevidir. <br />
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. <br />
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. <br />
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.<br />
 <br />
B. Konut hakkı <br />
Madde 57.- Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler. <br />
 <br />
IX. Gençlik ve spor <br />
 <br />
A. Gençliğin korunması <br />
Madde 58.- Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkilapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. <br />
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır. <br />
 <br />
B. Sporun geliştirilmesi <br />
Madde 59.- Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder. <br />
Devlet başarılı sporcuyu korur. <br />
 <br />
X. Sosyal güvenlik hakları <br />
 <br />
A. Sosyal güvenlik hakkı <br />
Madde 60.- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. <br />
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. <br />
 <br />
B. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler <br />
Madde 61.- Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar. <br />
Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. <br />
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir. <br />
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. <br />
Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur. <br />
 <br />
C. Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları <br />
Madde 62.- Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır. <br />
 <br />
XI. Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması <br />
Madde 63.- Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. <br />
Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
XII. Sanatın ve sanatçının korunması <br />
Madde 64.- Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır. <br />
 <br />
XIII. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları( 3.10.2001-4709)<br />
Madde 65.- ( 3.10.2001-4709) Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.<br />
 <br />
 <br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Siyasi Haklar ve Ödevler<br />
 <br />
 <br />
I. Türk vatandaşlığı<br />
Madde 66.- Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. <br />
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. ( 3.10.2001-4709)<br />
Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. <br />
Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. <br />
Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz. <br />
 <br />
II. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları <br />
Madde 67.- (23.7.1995-4121) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir. <br />
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler. <br />
Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı, seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir. <br />
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir. <br />
( 3.10.2001-4709) Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.<br />
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir. <br />
( 3.10.2001-4709) Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.<br />
 <br />
III. Siyasi partilerle ilgili hükümler <br />
 <br />
A. Parti kurma, partilere girme ve partilerden çıkma <br />
Madde 68.- (23.7.1995-4121) Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir. <br />
Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. <br />
Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler. <br />
Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. <br />
Hakimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, silahlı kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar. <br />
Yükseköğretim elemanlarını siyasi partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir. Kanun bu elemanların, siyasi partilerin merkez organları dışında  kalan  parti görevi almalarına cevaz veremez ve parti üyesi yükseköğretim elemanlarının yükseköğretim kurumlarında uyacakları esasları belirler. <br />
Yükseköğretim öğrencilerinin siyasi partilere üye olabilmelerine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir. <br />
Siyasi partilere, Devlet, yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın,  alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslar kanunla düzenlenir. <br />
 <br />
B. Siyasi partilerin uyacakları esaslar <br />
Madde 69.-(23.7.1995-4121) Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir. <br />
Siyasi partiler, ticari faaliyetlere girişemezler. <br />
Siyasi partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa mahkemesince siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken sayıştaydan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir. <br />
Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. <br />
Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir. <br />
Bir siyasi partinin 68 inci Maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. ( 3.10.2001-4709) Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.<br />
( 3.10.2001-4709) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.<br />
Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz. <br />
Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar. <br />
Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır. <br />
	( 3.10.2001-4709) Siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.	<br />
 <br />
IV . Kamu hizmetlerine girme hakkı <br />
 <br />
A. Hizmete girme<br />
Madde 70.- Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. <br />
Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez. <br />
 <br />
B. Mal bildirimi <br />
Madde 71.- Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev  alanlar, bundan istisna edilemez. <br />
 <br />
V. Vatan hizmeti <br />
Madde 72.- Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hükümet Açılış Birinci Konuşmacısına Detaylı Bir Bakış]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=58</link>
			<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 00:35:06 +0200</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=58</guid>
			<description><![CDATA[İngiliz Parlamenter Stili Münazarada<br />
HÜKÜMET AÇILIŞ BİRİNCİ KONUŞMACISI<br />
<br />
Maçın ilk konuşmacısı olan hükümet açılış birinci konuşmacısının, yani başbakanın asli görevi, sağlıklı bir tartışma zemini oluşturmak ve sonrasında hükümet açılış takımının üç temel soruya cevap veren tezini oluşturmaya başlamaktır : Statükoda değişiklik yapmayı gerektirecek bir sorun var mı? Yapılması önerilen değişiklik bu sorunu çözecek mi? Bu değişikliğin diğer avantajları neler olacak?<br />
<br />
Başbakanın bu görevleri yerine getirebilmesi, 1) tartışılabilir ve statükoyu değiştirecek bir tanım ortaya koyma, 2) değişikliği gerektiren sorunu tespit etme, 3) sorunu çözecek yasa tasarısının yaratacağı modeli sunma, 4) sorunu tasarının nasıl çözeceğini anlatma (birincil değer arz eden argümantasyon) ve eğer maçın doğası uygunsa 5) tasarının doğuracağı diğer avantajları anlatma (ikincil değer arz eden argümantasyon) ile mümkündür. <br />
<br />
Yani 1) Tanım , 2) Sorun , 3) Modelleme , 4) Modelin Sorunu Çözebilirliği, 5) Modelin Getireceği Diğer Avantajlar<br />
<br />
Bu ilk dört unsur bir başbakan konuşmasında muhakkak yer alması gereken unsurlardır. Son unsur ise, çoğunlukla başbakanın değil, hükümet açılış takımının ikinci konuşmacısının konuşmasını oluşturur.<br />
<br />
1) Tanım<br />
<br />
Öncelikle başbakan, konuyu tanımlayarak, münazaranın ne yönde gelişeceğini, konunun nasıl ele alınacağını belirler. Tanımlama, verilmiş olan konunun tartışılabilir ve statükoyu değiştirecek bir önermeye dönüştürülmesidir. Bu dönüşüm, verilen konunun açık, yarı açık yada kapalı olmasına göre farklı özellikler gösterir. Örnekle açıklayacak olursak:<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, makbul olan doğal olanıdır.<br />
Tanım:Bizce, doğal kavramının karşılığı, insan müdahalesi sonucunda yapaylaştırılmamış olandır. Makbul olan ise toplum faydası için uygun olan ve toplumun faydası doğrultusunda düzenlemeler yapan devlet tarafından kabul edilmiş olandır. Biz toplumun faydası için ancak insan müdahalesi sonucunda yapaylaştırılmamış olanın kabul edilebilir olduğuna inanıyoruz ve bu sebeple genetik yapısıyla oynanmış besinlerin üretimini ve satımını yasaklıyoruz.<br />
<br />
Yukarıdaki konu, açık bir münazara konusuna örnektir. Açık konular hükümete münazaranın çizgisini belirlemek için çok geniş bir hareket alanı bırakır. Örneğin yukarıdaki konu “Genetik yapısıyla oynanmış besinlerin satımı yasaklanmalıdır” çerçevesinde tartışılabileceği gibi, “Estetik ameliyatlar yasaklanmalıdır” çerçevesinde de tartışılabilir. Hükümetin yapması gereken, konuda geçen soyut kavramları somutlaştırmak ve mantıklı bir gerekçelendirme ile konuyu kapatarak ortaya bir önerme koymaktır.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, kısıtlı tıbbi kaynakların dağıtımında hayat tercihleri kriter olmalıdır.<br />
Tanım: Kısıtlı tıbbi kaynaklar, her ihtiyaç duyana yetecek ölçüde tedarik etmenin mümkün olmadığı kaynaklardır. Bu kaynakların en büyük kısmını ancak bağışlarla tedarik edilebilen insan organ ve dokuları teşkil eder. Biz, bu kaynaklar yeterli miktarda olmadıkları için dağıtımlarında kullanılan kriteri değiştiriyoruz. Bundan böyle organ ve dokuların dağıtımında sağlıklı hayat tercihleri olan kişilere, ihtiyaç duyduğu organa zararlı olan bir hayat sürmüş kişilere kıyasla öncelik verilecektir.<br />
<br />
Yukarıdaki konu, yarı açık bir münazara konusuna örnektir. Tartışılması gereken konu bellidir (kısıtlı tıbbi kaynakların hayat tercihi kriterine göre dağıtımı), fakat konunun oturacağı tasarı belirli değildir. Bu tip konularda hükümet, tartışılması gereken konuyu ve bu konunun temel çatışma noktalarını göz önünde tutarak, konuyu bir tasarıya indirgemelidir. <br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, anoreksiya hastaları zorla beslenmelidir.<br />
Tanım: Anoreksiya hastaları kendileri istese de istemese de devlet zoruyla beslenecektir.<br />
<br />
Yukarıdaki konu, münazarada en sık rastladığımız konu tipi olan kapalı bir münazara konusuna örnektir. Kapalı konular, hükümete alan serbestisi bırakmaz, tartışılması gereken konu da konunun oturacağı tasarı da belirlidir. Bu sebeple, yukarıda görüldüğü gibi tanım ve konu hemen hemen aynı olur.<br />
<br />
Önemle belirtmek gerekir ki, dünyada bazı yerel turnuvalarda açık konular kullanılmaya devam ediliyor olsa bile Türkiye’deki turnuvalarda ve Euros, Worlds gibi uluslar arası büyük turnuvalarda artık açık konu uygulaması görülmemektedir.<br />
<br />
Bir hükümet takımının yapacağı tanım aşağıdaki kriterlere mutlaka uygun olmalıdır. Münazaracılara verilen konular, zaten bu hilelere başvurulmasını önleyecek türden olur. Yine de açık bir kapı bulup, bu fırsatı değerlendiren takımlar sadece maçı mahvetmekle kalmaz, aynı zamanda jüri tarafından cezalandırılır.<br />
-	Statükoyu savunan bir tanım yapmayın.<br />
-	Kendi kendini doğrulayan bir tanım yapmayın.<br />
-	Konunun çevresinden dolaşmayın (Squirrel yapmayın)<br />
-	Yer/Zaman kısıtlaması yapmayın<br />
<br />
Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise, tanım yapmanın amacı maçın hemen başında tartışma zeminini ortaya koyup diğer münazaracıları ve jürileri zor durumda bırakmamak olduğundan; tanımın mümkün olduğunca erken yapılması gerektiğidir. <br />
<br />
Özetleyecek olursak, tasarı münazaralarında bir konuyu tanımlamanın en net ve doğru yolu, konunun içerisinde geçen belirsiz ifadelerin maç içerisinde ifade edeceği anlamı sabitlemek ve genel bir yasa tasarısı sunmaktır. Yasa tasarısının barındırdığı detayları, kurduğu modeli; modelleme kısmında anlatmak daha doğru olur. Çünkü modelin detayları, statükodaki sorunu çözmeye yönelik olduğu için; sorunu tespit etmeksizin bu detaylardan bahsetmek modelinizin havada kalmasına yol açar. Tanım yapmanın amacı, sadece, henüz konuşmanın başındayken maçın ne hakkında olacağını söylemek ve böylelikle sonraki konuşmacıları zor durumda bırakmamaktır.<br />
<br />
2) Sorun Tespiti<br />
<br />
Nedir ? Tanım yaptıktan sonra, başbakan kendi tezini oluşturmaya başlar. Tezin amacı, yani başbakanın tüm konuşmasının amacı, hükümet tarafının öne sürdüğü yasa tasarısını kabul ettirebilmektir. Bunun yolu ise, öncelikle bir yasa tasarısına ihtiyaç olduğunu kabul ettirmekten, sonrasında ise ihtiyacı hükümetin sunduğu yasa tasarısının karşılayacağını kabul ettirmekten geçer. Sorun tespiti olarak kastedilen aşama, işte burada bahsettiğimiz birinci kısımdır; yasa tasarısına duyulan ihtiyacı argümante etmektir. Özetle denilebilir ki; bir başbakan tezini oluşturmaya öncelikle “Bir değişiklik yapmaya ihtiyaç var mı?” sorusunu cevaplayarak başlar.<br />
<br />
Neden Önemlidir ? Bir yasa tasarısı, daima statükoda bir değişiklik yapmakla sonuçlanır. Ortada bunu gerektirecek bir sebep, bir sorun olmadığı takdirde statükodan ayrılmak mantıksız olacağından; bir yasa tasarısının temellendirilmesi daima statükoda değişikliğe duyulan ihtiyaçtan yola çıkılarak yapılmalıdır. İşte bu noktada, bir başbakan, değişikliğe duyulan ihtiyacı “sorun tespiti” yaparak ortaya koyar.<br />
<br />
Dahası, yasa tasarısının çıkış noktasını, statükoda tespit edilen sorun oluşturduğundan, bu sorun yasa tasarısını temellendirir. Tespit edilecek olan sorun, yasa tasarısının çözmeyi amaç edindiği sorun olmalıdır.<br />
<br />
Yani yasa tasarısı bir araçtır; bu araç, amaç olan statükodaki soruna yönelmiştir. Öncelikle amacı net olarak ortaya koymak, başbakanın tezinin çıkış noktasını net olarak ortaya koyması anlamına gelir. Böylelikle başbakan argümanlarını bu temele daha rahat bağlayabilir.<br />
<br />
Nasıl Yapılır ? İyi bir sorun tespiti; var olan sorunu belirtir, bu sorunun kayda değer olduğunu anlatır, bu sorunun statüko yüzünden var olduğunu açıklar. Tespit edilen sorun, statükoda var olan ve yasa tasarısının çözmeyi amaç edindiği sorundur.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu : Hükümet savunur ki, %10’luk seçim barajı kaldırılmalıdır.<br />
Sorun Tespiti : Bugün ülkemizde ciddi bir temsil krizi yaşanmakta, oy veren vatandaşlar mecliste temsil edilememektedir. 2002 seçimlerinde geçerli oyların yarısına yakınının meclis dışında kalması bu durumun en belirgin örneğidir. (Statükoda var olan sorunun belirtilmesi) Bir vatandaşın verdiği oyun mecliste temsil edilmesi, onun yönetimde söz sahibi olmasıyla eş anlamlıdır ve bu nedenle temsil parlamenter demokrasilerin en temel unsurudur. Dolayısıyla geçerli oyların meclis dışında kalmasıyla yaşanan temsil adaletsizliği çok ciddi bir sorundur. (Sorunun kayda değer olduğunun anlatılması) Bu oyların meclis dışında kalmasının sebebi ise halihazır durumdaki %10’luk seçim barajı uygulamasıdır. %10’luk baraj, gelişmiş demokrasilerdekilerin aksine çok yüksek olduğu için, pek çok seçmenin siyasi görüşü bu alt limite ulaşamamakta ve dolayısıyla bu engel sebebiyle meclis dışına atılmaktadır. (Sorunun statüko yüzünden var olduğunun açıklanması)<br />
<br />
Anlaşılabilmesi için yukarıdaki sorun tespiti aşama aşama yapılmış olsa bile, bir sorun tespitinde bulunması gereken bu üç unsur birbirinin içine de geçebilir.<br />
<br />
Var olan bir sorunun kayda değer olmasından kasıt, statükoda bir değişiklik yapmaya değer olmasıdır. Sorunun, değişiklik yapmayı gerektirecek kadar önemli olduğunu ispat ederken hem nicelik hem de nitelik unsurundan faydalanabilirsiniz. Yukarıdaki örnek; hem nitelik (tek bir kişinin temsil hakkı dahi çok önemlidir) hem de nicelik (2002 seçimlerinde geçerli oyların yarıya yakını meclis dışında kalması) unsurunu kullanmıştır. Fakat bu unsurlardan bir tanesi de kimi zaman yeterli olabilir.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki; bireylere, bedenlerini yenmek üzere bağışlama hakkı tanınmalıdır.<br />
Sorun Tespiti : Statükoda, devlet, bireylere bedenlerini yenmek üzere bağışlama hakkı tanımayarak, onların sınırsız olması gereken bedenleri üzerindeki tasarruf haklarını kısıtlamaktadır. Beden üzerinde tasarruf hakkı, her bireyin kendi öz varlığı kaynaklı elde ettiği bir haktır ve hiçbir otoritenin bunu kısıtlamaya hakkı yoktur. Dolayısıyla, bedenlerini yenmek üzere bağışlamak isteyen bireylerin, insan olmaktan kaynaklanan en temel haklarından biri devlet tarafından ihlal edilmektedir.<br />
<br />
Yukarıdaki örnekte, bedenlerini belirtilen amaçla bağışlamak isteyen çok sayıda birey olmadığı için sorun nicelik açısından değişiklik yapılmaya değecek nitelikte değildir. Fakat, nitelik açısından bakıldığında iddiaya göre bir insan hakkı ihlali olduğu için, sorun kayda değerdir.<br />
<br />
Bir soruna statükonun sebep olduğunu açıklamak, soruna statükonun ne şekilde kaynaklık ettiğini açıklamaktır. Statüko bir soruna, içinde barındırdığı bir engel yada bir boşluk sebebiyle yol açar. İddia eden tarafa göre %10’luk seçim barajı hakkaniyete dayalı temsile giden yolda sistemin barındırdığı bir engel; seçim sisteminde pozitif ayrımcılığın olmaması ise hakkaniyete dayalı temsile giden yolda sistemin barındırdığı bir boşluktur.<br />
<br />
Başbakanın tespit edeceği sorun ve önereceği tasarı birbirine sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Çünkü başbakanın tezinin özünü aslında bu iki olgu arasındaki nedensellik bağı ve bu bağın sonucunda ortaya çıkacak “modelin sorun çözebilirliği” oluşturacaktır.<br />
<br />
Özet olarak, sorun tespiti, statüko kaynaklı olan ve yasa tasarısının çözmeyi amaç edindiği sorunun ortaya konulması ve böylelikle başbakanın tezinin çıkış noktasının açıklanmasıdır. <br />
<br />
3) Modelleme<br />
<br />
Başbakan, tanım yaparak önerisinin ne olacağını genel hatlarıyla vermiş ve böylelikle bir tartışma zemini oluşturmuş, sonrasında ise sorun tespiti yaparak bir öneriye neden ihtiyaç duyulduğunu anlatmıştır. Bu noktadan sonra tezini geliştirmeye argümanlarıyla devam edebilmesi için, önerisi kabul edilirse ortaya çıkacak modeli net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Modellemeden kasıt, işte burada değinilen, önerinin sunduğu modelin net bir şekilde ortaya konması, yani yasa tasarısının bahsedilmesi gereken detaylarına inilmesidir. <br />
<br />
Modelleme, Türkiye’de genellikle korkulan bir münazara kavramı olmuştur. Bunun ardında “model” kavramının neyi kastettiğinin tam anlaşılamaması, bu sebeple de içinin yanlış şekilde doldurulması yada boş bırakılması yatar.<br />
<br />
Model olarak kastettiğimizin ne olduğunu anlamak için tanım ile arasındaki ilişkiye bakmak gerekir. Daha önce belirtildiği gibi, tanım, bir münazara konusunun tartışılabilmesi için zemin yaratmak adına ortaya bir yasa tasarısı koyar. Bu ortaya koyulan yasa tasarısı detaylardan yoksundur; görevi, başbakanın tezinde neyi savunacağını konuşmanın hemen başında işaret etmektir. Başbakanın yasa tasarısının özünde neye yöneldiğini, ne yapacağını belirtir. Fakat genellikle ne yapılacağını anlatmak, bir münazara maçının sağlıklı ilerleyişi için yeterli olmaz. Bir yasa tasarısının, yapacağı her ne ise onu nasıl yapacağı da, o yasa tasarısının kabul edilmesinin sonuçlarını (sorun çözme kapasitesi yada sebep olacağı diğer etkiler gibi) etkiliyorsa veya tasarının hedeflerinin dışına kaymasına sebep oluyorsa, bu durumda ortaya bir model koymak şarttır. <br />
<br />
Yani, modelleme dediğimiz kısımda, bir başbakan, tanım aşamasında verdiği yasa tasarısını ve bu yasa tasarısı kabul edilirse ortaya çıkacak modeli (bu yasa tasarısının nasıl uygulanacağını) anlatır. <br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, terörist örgütlerin aldıkları rehinelerle ilgili haber yapılmamalıdır.<br />
Tanım: Medya kuruluşlarının, terörist örgütlerin aldıkları rehinelerle ilgili haber yapması yasaklanacaktır.<br />
Sorun: Bu tip haberlerin halkta yarattığı infial duygusu ve bu duygular sonucunda köşeye sıkışan hükümetlerin teröristlerle pazarlıklarında güçsüz kalması.<br />
Model: Medya kuruluşlarının, terörist örgütlerin aldıkları rehinelerle ilgili haber yapması yasaklanacaktır. Bu türde faaliyete devam eden medya kuruluşlarının ise yayınları durdurulacaktır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnek, yasa tasarısının sadece “ne yapacağının” (rehinelerle ilgili haber yapmayı yasaklama) önemli olduğu bir örnektir. Bu yasaklamanın “nasıl yapılacağının” model içerisinde ayrıntılı olarak yer almasına gerek yoktur, çünkü bu unsur yasağın çözmeyi amaçladığı sorun üzerinde direkt etkili değildir. Dahası bu yasağın izleyebileceği çok çeşitli yollar da olmadığı için, kabul edilebilecek çeşitli yöntemler birbirlerinden çok farklı etkiler doğurmayacaktır. Dolayısıyla yukarıdaki model, tanımda verilen yasa tasarısının üzerine çok fazla unsur eklememiş kısa ve öz bir modeldir.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki, kadınlara siyasette pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.<br />
Tanım: Yerel ve genel seçimle oluşturulan kamu yönetim organlarında kadınlar için kota oluşturulacaktır.<br />
Sorun: Kadınların siyasi hayatta geri planda kalması ve bu sebeple siyasi hayatta yeterince temsil edilememeleri, sorunlarının yansıtılamaması.<br />
Model: Yerel ve genel seçimle oluşturulan kamu yönetim organlarında kadınlar için %25’lik bir kota ayrılacaktır. Bu kotanın doldurulabilmesi için siyasi partilerin listelerinde bu oranda kadın aday göstermesi şart olacaktır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnek, yasa tasarısının “nasıl”ının da önem arz ettiği bir örnektir. Tanım kısmında yasa tasarısının ne yapacağı genel hatlarıyla verilmiştir: kadınlar için kota oluşturmak. Fakat yasa tasarısını daha fazla detaylandırmaksızın bu noktada bırakmak, maçın sağlıklı ilerleyişini engelleyecek pek çok soru işaretini akılda uyandıracaktır. Tespit edilen sorunu bu yasa tasarısının çözüp çözemeyeceğini bilmek için ayrılacak kotanın %1 mi, %30 mu, yoksa %100 mü olacağını bilmek gerekir. Yani söz konusu detay, yasa tasarısının sorun çözme kapasitesini etkilemektedir. Bu sebeple de yasa tasarısının bu detayını modelin içerisinde sunmak şarttır.<br />
<br />
<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki, hafif uyuşturucular yasallaşmalıdır.<br />
Tanım: Hafif uyuşturucuların satım ve kullanımı belirli şartlarda yasallaşacaktır.<br />
Sorun: Bireylerin kamu sağlığını tehdit etmeyen tercihlerine devlet müdahalesinin aşırı olması.<br />
Model: Fiziksel bağımlılık yaptıklarına dair kanıt olmadığı için, hafif uyuşturucu kapsamına giren esrar satım ve kullanımı belirli şartlarda yasallaşacaktır. 18 yaşın üzerindeki kişilere, ancak bireysel esrar bulundurma limiti kadar satış yapabilecek kafelerin açılmasına izin verilecektir. Bunun haricinde izin verilen limitin üzerinde esrar bulunduran, izinsiz olarak bunun ticaretini yapanlar cezalandırılacaklardır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnek, yasa tasarısının “nasıl”ının önem arz ettiği başka bir örnektir. Bu örnekte verilen detaylar, yasa tasarısının sorun çözme kabiliyetine pek etki etmemektedir, hafif uyuşturucular yasallaştırıldıktan sonra devletin bireylerin tercihlerine olan müdahalesinin önüne her koşulda geçilmiş olur. Fakat bu yasallaştırılma sürecinde çok çeşitli yollar izlenebilir ve bu izlenebilecek yolların sonuçları birbirinden çok farklıdır. Maçın dağılmaması, bu birbirinden değişik yollardan birinin doğuracağı etkiler üzerinden yürümesi için burada bir modelleme şarttır. Daha da önemlisi, burada modelin içinde gördüğümüz kısıtlama unsurları, tasarının etkilediği kitlenin sadece etkilemek istedikleriyle, yaptıklarının sadece yapmak istedikleriyle sınırlı kalmasını sağlamıştır. Burada yasa tasarısının amacı illegal uyuşturucu satıcılarını toplum içine salmak yada 18 yaşından küçüklerin uyuşturucu kullanması değil, sağlıklı ve mantıklı bir biçimde insanların tercihlerine saygı duymaktır. Bu sebeplerle, modelin sonuçlarını doğrudan etkileyen bu detaylar modelde verilmiştir.<br />
<br />
Örneklerin üçünü birden analiz edersek, modellemenin gerekliliğini daha iyi görmüş oluruz. Birinci örnekte, tasarının sorun çözebilme kabiliyetini yada diğer sonuçlarını doğrudan ve önemli bir şekilde etkileyecek bir unsur bulunmamaktadır; bu yüzden kısa ve öz bir modelle yetinilmiştir. İkinci örnekte, tasarının sorun çözebilme kabiliyetini doğrudan ve önemli bir şekilde etkileyen unsur, modelin içine dahil edilmiştir. Üçüncü örnekte ise,  tasarının sonuçlarını doğrudan ve önemli bir şekilde etkileyen unsurlar, modelin içine dahil edilmiştir. Buradaki kısıtlayıcı unsurlar, tasarının çözmeyi hedeflenen sorun çerçevesinde şekillenmesini, hedeflerinin dışına kaymamasını sağlamıştır. Pek çok maçta ihtiyaç duyulan bu tip kısıtlamaları yapmak, iyi bir hükümet açılış takımında mutlaka bulunması gereken bir özelliktir.<br />
<br />
Modellemenin gerektiği durumları anlatan bu örnekler, aslında iyi bir modellemenin içinde bulunması gereken özellikleri de belli etmektedir. İyi bir model, asla gereksiz detayların içinde boğulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, münazaranın amacı daima prensipleri tartışmaktır, ortaya konulan model, kafa karışıklığını önleyip, prensiplerin sağlıklı bir zeminde tartışılabilmesini sağlar. İyi bir model içinde sadece yukarıda sözünü ettiğimiz “tasarının sorun çözme kabiliyetini, yada diğer sonuçlarını önemli bir şekilde etkileyen” unsurları barındırmalı, ve “tasarının hedeflerinin dışına kaymasına sebep olacak” unsurlarda kısıtlamalar yapmalıdır. Bunların haricinde detaylara girmek münazarada çok değerli olan vaktinizden çalmakla yada tezinizin anlaşılır ve net olmasını engellemekle kalmaz, özünde tartışılması gereken prensiplerden maçı uzaklaştırmış olur. Böylelikle maça zemin hazırlama görevini üstlenmiş hükümet açılış takımı yanlış bir zemin hazırladığı için görevini iyi yapamamış sayılır.<br />
<br />
Daha önce de belirtildiği gibi tespit edilen sorun ve önerilen tasarı (tanımdaki+modellemedeki) birbirlerine zincirin halkaları gibi sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü tasarının amacı sorun çözmektir. Bu yüzden iyi ve mantıklı bir model muhakkak sorundan yola çıkılarak inşa edilebilir. Sorunun çözülmesi için ortadan kaldırılması gereken engel veya boşluk iyi analiz edilmeli, tasarının amacı buna göre belirlenmelidir. Belirlenmiş amacın dışında kalan koşullar ise, kısıtlayıcı unsurlar ile modelin dışına çıkarılmalıdır. Fakat bu kısıtlayıcı unsurlar mümkün olduğunca az olmalıdır. Çatışma noktası yaratamayacak, karşı çıkılamayacak, aşırı kısıtlanmış bir model; bir hükümet açılış takımının maçı katletmesine ve ağır şekilde cezalandırılmasına yol açar. Pek çok deneyimli münazaracı, yeni başlayanlara bu sebeple tezlerini oluştururken cesur davranmalarını ve radikal, sert bir tutum takınmalarını tavsiye eder.<br />
<br />
4) Modelin Sorunu Çözebilirliği<br />
<br />
Nedir? Başbakan, sorun tespiti aşamasında, bir öneriye ihtiyaç olduğunu; modelleme aşamasında ise hükümet açılış takımının bu sorun karşısında önerisinin tam olarak ne olduğunu açıklamış olur. Bu aşamaları geçtikten sonra, sıra, hükümet açılışın bu sorun karşısında sunduğu netleştirilmiş önerinin neden “doğru” öneri olduğunu açıklamaya gelir. Bu açıklama, aslında hükümet açılış takımının tezinin gerekçelendirilmesidir. Söz konusu gerekçelendirme, yasa tasarısı kabul edilirse olacakların anlatılması, yani yasa tasarısının etkilerinin/sonuçlarının argümante edilmesiyle yapılır. <br />
<br />
Yasa tasarısının etkileri iki ayrı yönde olacaktır : 1) Önerinin, tespit edilmiş sorunu çözerek yapacağı etki 2) Önerinin, bunun haricinde avantajlar sağlayarak yapacağı etki. “Modelin sorunu çözebilirliği” ile kastedilen buradaki birinci etki grubu, “Modelin getireceği diğer avantajlar” ile kastedilen ise ikinci etki grubudur.<br />
<br />
Neden Önemlidir? Hükümet açılış takımının tüm tezi aslında modelin sorunu çözebilirliği kriterinde kilitlidir dolayısıyla takımın maç içerisinde alacağı sıralamada model ile sorun arasında kurulmuş nedensellik bağı hayati önem taşır. Modelin sorunu çözebilirliği, modelin getireceği diğer avantajlara kıyasla birincil derecede önem taşır. Çünkü hükümet açılış takımı önerisini kabul ettirme hedefine, ancak önerinin statükodaki sorunu sunduğu modelle çözebileceğini kanıtlarsa ulaşabilir. Modeli amacına ulaşamayacaksa, hükümet açılış takımı da amacına ulaşamaz. Bu kısmın öncelikli önemi sebebiyle, başbakan argümanlarını bu yönde yoğunlaştırmalıdır. Kendisi takımının tezinin asıl kurucusu olduğundan, bu asli unsuru gereğince tamamlamadığı sürece, diğer avantajları argümante etmeye başlamamalıdır. Zaten takımın ikinci konuşmacısı takımın tezini geliştirmeye bu avantajları argümante ederek devam edecektir. Çok ayaklı sorun tespitlerinde başbakan konuşmasını diğer avantajlara geçmeden bitirse bile kimi durumlarda, tezin bu yönde geliştirilmesine de başbakan başlar.<br />
 <br />
Nasıl Yapılır? Modelin sorunu çözebilirliğini anlatmak için başbakan “Önerdiğimiz model statükodaki sorunu nasıl çözer?” sorusuna yanıt vermelidir. Sadece sorunu tespit etmek ve bir model sunmak, hükümet açılış tezinin en önemli noktasının eksik kalmış olması demektir. Bu iki unsur birbirlerine bağlandıklarında anlam ifade ederler. “Önerdiğimiz model statükodaki sorunu nasıl çözer?” sorusuna yanıt vermek için, başbakan sorun ile model arasında realist ve mantıklı bir nedensellik bağı kurarak modelin sorunu nasıl çözeceğini argümante etmelidir. Bu argüman hükümet açılış takımının en değerli argümanı olduğu için, üç ayağına da gereken önem verilmelidir. (bkz. Argümantasyon) Bu aşamada nedensellik bağının mantık zinciri aşama aşama kurulmalı, muhalefetin tasarının işlerliğini sorgulamasına izin verilmemelidir.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki, zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile durdurulmalıdır.<br />
Tanım: Yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile devlet zoruyla durdurulacaktır.<br />
Sorun: Zihinsel engelliler kendi bakımlarını hayatlarının hiçbir anında kendileri üstlenemezler. Bu ağır sorumluluk sürekli olarak ailelerinin üstündedir. Zihinsel engellilerin fiziksel açıdan gelişmeleri bu özünde zaten ağır olan bu sorumluluğu üstlenilmesi imkansız olacak şekilde ağırlaştırır. Günün 24 saatinde özel bakıma ihtiyaç duyan bu kişilerin bu gereksinimlerine aileler gereğince cevap veremez. 30 kiloluk bir çocukla 70 kiloluk bir adamı yıkamak arasındaki fark aşikardır. Dolayısıyla bu bakım eksikliğinden hem zihinsel engelli hem de aile zarar görecektir. Zihinsel engelli yeterli ilgiyi göremediğinden fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarıyla karşılaşacaktır. Aileler ise bu ağır sorumluluğun altında sosyal hayattan kopacak ve zihinsel engelli aile üyesi ile aralarındaki bağ bir zorunluluğa dönüşecektir. <br />
Model: 7 yaşına kadar düzenli kontrol ile zihinsel gelişimi takip edilen yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri, doktor heyeti onayı ile büyüme hormonunun salgılanmasını engelleyen inhibitör enjekte edilmek sureti ile durdurulacaktır.<br />
Modelin Sorunu Çözümü: Sorunda değinildiği gibi Zihinsel engellilerin bakımı yaşları büyüdükçe zorlaşmaktadır. Bu kişilerin kendi bakımlarını kendileri üstlenemedikleri düşünüldüğünde, bu gittikçe ağırlaşan sorumluluk ailenin üzerine kalmaktadır. Aile bu zor yükümlülüğün altından gerektiği şekilde kalkamaz ve bundan  hem zihinsel engelli hem de aile zarar görür. Oysa zihinsel engellinin fiziksel gelişimini 7 yaşında durdurmak, onu daima özel bakımın kolay olduğu bir yaşta tutmak demektir. Böylelikle zihinsel engelliler ihtiyaç duydukları ilgiye sahip olacaklar ve sağlıklı bir yaşam süreceklerdir. Aileler ise zihinsel engelli aile bireyi ile aralarındaki ilişkiyi sağlam bir şekilde sürdürebilecek, kendi maddi ve manevi bütünlüklerinden ödün vermemiş olacaklardır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnekte, zihinsel engellilerin yaşlarının büyüdükçe bakımlarının zorlaşması sorun olarak tespit edilmiştir. Ardından bu soruna çözüm olarak zihinsel engellilerin fiziksel gelişimlerinin 7 yaşında durdurulması önerisi getirilmiştir. Hükümet tezi bu noktada bırakılmamış, 7 yaşındaki çocukların bakımının daha kolay olacağı ve böylelikle zihinsel engellilerin yaşları ilerledikçe zorlaşan bakımları sorununun bertaraf edileceği anlatılmıştır. Bu anlatım, sorun ile model arasında mantıklı ve realist bir bağ kurulumudur.<br />
<br />
5) Modelin Getireceği Diğer Avantajlar<br />
<br />
Hükümet açılış takımının önerdiği modeli kabul etmenin pek çok farklı sonucu olacaktır. Bu sonuçlardan bir kısmı avantaj olarak değerlendirilebilecek pozitif gelişmeler olsa bile, unutulmamalıdır ki, her yasa tasarısının aynı zamanda bir bedeli yani dezavantajları vardır. Muhalefet açılış takımı tezini bu dezavantajların üzerine kuracaktır. Hükümet açılış takımı, ikinci konuşmacısının yapacağı çürütmelerle her ne kadar bu dezavantajların üstünden gelmeye çalışacak olsa bile; realist yaklaşım sonucunda açıkça görülür ki, her dezavantajı çürütmeyle yenmek mümkün değildir. Bu yüzden avantaj-dezavantaj dengesinde üste geçebilmek için yasa tasarısının avantajlarını iyi argümante etmek şarttır. Modelin en büyük avantajı sorun çözme kapasitesi olsa bile, dengede üste çıkmak için, bunun yanına başka avantajların da eklenmesi gerekir. İşte “modelin getireceği diğer avantajlar”ı argümante etme aşaması bu gerekliliğe hizmet eder.<br />
<br />
Modelin diğer avantajlarını anlatmak için başbakan “Önerdiğimiz modeli kabul etmenin başka ne gibi olumlu kazanımları olacaktır?” sorusuna yanıt vermelidir. Avantaj olarak kastedilen, yasa tasarısının kabul edilmesinden doğan kazanımlar, statükoda meydana gelen olumlu değişikliklerdir. Argüman olarak sunulacak avantajlar akıllıca seçilmelidir. Avantajlar, modelin etkisinin sonucu ve modele özgü olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, model ve avantaj arasındaki sebep-sonuç ilişkisi mümkün olduğunca kısa olmalıdır. <br />
<br />
ÖRNEK<br />
Yukarıdaki örneği ele alalım:<br />
Konu: Hükümet savunur ki, zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile durdurulmalıdır.<br />
Tanım: Yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile devlet zoruyla durdurulacaktır.<br />
Sorun: Zihinsel engellilerin bakımı yaşları büyüdükçe zorlaşmaktadır. Bu kişilerin kendi bakımlarını kendileri üstlenemedikleri düşünüldüğünde, bu gittikçe ağırlaşan sorumluluk ailenin üzerine kalmaktadır. Aile bu zor yükümlülüğün altından gerektiği şekilde kalkamaz ve bundan  hem zihinsel engelli hem de aile zarar görür.<br />
Model: 7 yaşına kadar düzenli kontrol ile zihinsel gelişimi takip edilen yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri, doktor heyeti onayı ile büyüme hormonunun salgılanmasını engelleyen inhibitör enjekte edilmek sureti ile durdurulacaktır.<br />
Modelin Diğer Avantajları: Zihinsel engelliler fiziksel açıdan geliştikçe, bedensel güçleri de gelişiyor. Fakat bu bedensel güç gelişimine, bedensel gücü kontrollü bir şekilde kullanmayı mümkün kılan bilinç gelişimi eklenmiyor. Dolayısıyla bilinçli olmadıkları için zihinsel engelliler kontrolsüz olarak bedensel güçlerini kullanıyorlar. Bu kontrolsüzlük, şiddet kavramının bilincinde olmayan zihinsel engellilerin şiddet eylemlerinde bulunmaları şeklinde kendini gösteriyor. Böylelikle zihinsel engelliler hem çevreleri için bir tehdit teşkil ediyor, hem de çevrenin kendilerine gösterdiği tepki sonucunda mağdur oluyor. Fiziksel gelişimlerinin 7 yaşında durdurulması halinde, zihinsel engelliler kontrol edemeyecekleri bedensel bir güce sahip olamayacaklar. Bunun sonucu olarak şiddet eylemlerinde bulunamayacakları için, çevrelerine zarar veremeyecekler. Toplumsal çevreleri de onları bu sebeple tehdit olarak görmeyecek, onlara tepki duymayacak. <br />
<br />
Buradaki örnekte görüldüğü gibi, hükümet açılışın modelin diğer avantajları olarak sunacağı argümanlar modelin direkt sonucu olmalıdır. Bu örnekte, zihinsel engellilerin kontrol edemeyecekleri bir bedensel güce kavuşmalarının engellenmesi, onların bedensel gelişimlerinin 7 yaşında durdurulmasının direkt bir sonucudur. Nedensellik bağında araya başka unsurlar sokulmamıştır. Dahası, bu avantaj bu modele özgüdür. Başka bir şekilde bu avantaja ulaşmanın yolu yoktur.<br />
<br />
Dikkat edilmesi gereken başka bir unsur ise, başbakanın konuşması tezin ana noktalarını ortaya koyan konuşma olduğu için, güçlü noktalara sahip olan avantajları ikinci konuşmacıdan ziyade başbakanın argümante etmesi daha doğru olacağıdır. <br />
Işıl Yelkenci<br />
Galatasaray Üniversitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İngiliz Parlamenter Stili Münazarada<br />
HÜKÜMET AÇILIŞ BİRİNCİ KONUŞMACISI<br />
<br />
Maçın ilk konuşmacısı olan hükümet açılış birinci konuşmacısının, yani başbakanın asli görevi, sağlıklı bir tartışma zemini oluşturmak ve sonrasında hükümet açılış takımının üç temel soruya cevap veren tezini oluşturmaya başlamaktır : Statükoda değişiklik yapmayı gerektirecek bir sorun var mı? Yapılması önerilen değişiklik bu sorunu çözecek mi? Bu değişikliğin diğer avantajları neler olacak?<br />
<br />
Başbakanın bu görevleri yerine getirebilmesi, 1) tartışılabilir ve statükoyu değiştirecek bir tanım ortaya koyma, 2) değişikliği gerektiren sorunu tespit etme, 3) sorunu çözecek yasa tasarısının yaratacağı modeli sunma, 4) sorunu tasarının nasıl çözeceğini anlatma (birincil değer arz eden argümantasyon) ve eğer maçın doğası uygunsa 5) tasarının doğuracağı diğer avantajları anlatma (ikincil değer arz eden argümantasyon) ile mümkündür. <br />
<br />
Yani 1) Tanım , 2) Sorun , 3) Modelleme , 4) Modelin Sorunu Çözebilirliği, 5) Modelin Getireceği Diğer Avantajlar<br />
<br />
Bu ilk dört unsur bir başbakan konuşmasında muhakkak yer alması gereken unsurlardır. Son unsur ise, çoğunlukla başbakanın değil, hükümet açılış takımının ikinci konuşmacısının konuşmasını oluşturur.<br />
<br />
1) Tanım<br />
<br />
Öncelikle başbakan, konuyu tanımlayarak, münazaranın ne yönde gelişeceğini, konunun nasıl ele alınacağını belirler. Tanımlama, verilmiş olan konunun tartışılabilir ve statükoyu değiştirecek bir önermeye dönüştürülmesidir. Bu dönüşüm, verilen konunun açık, yarı açık yada kapalı olmasına göre farklı özellikler gösterir. Örnekle açıklayacak olursak:<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, makbul olan doğal olanıdır.<br />
Tanım:Bizce, doğal kavramının karşılığı, insan müdahalesi sonucunda yapaylaştırılmamış olandır. Makbul olan ise toplum faydası için uygun olan ve toplumun faydası doğrultusunda düzenlemeler yapan devlet tarafından kabul edilmiş olandır. Biz toplumun faydası için ancak insan müdahalesi sonucunda yapaylaştırılmamış olanın kabul edilebilir olduğuna inanıyoruz ve bu sebeple genetik yapısıyla oynanmış besinlerin üretimini ve satımını yasaklıyoruz.<br />
<br />
Yukarıdaki konu, açık bir münazara konusuna örnektir. Açık konular hükümete münazaranın çizgisini belirlemek için çok geniş bir hareket alanı bırakır. Örneğin yukarıdaki konu “Genetik yapısıyla oynanmış besinlerin satımı yasaklanmalıdır” çerçevesinde tartışılabileceği gibi, “Estetik ameliyatlar yasaklanmalıdır” çerçevesinde de tartışılabilir. Hükümetin yapması gereken, konuda geçen soyut kavramları somutlaştırmak ve mantıklı bir gerekçelendirme ile konuyu kapatarak ortaya bir önerme koymaktır.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, kısıtlı tıbbi kaynakların dağıtımında hayat tercihleri kriter olmalıdır.<br />
Tanım: Kısıtlı tıbbi kaynaklar, her ihtiyaç duyana yetecek ölçüde tedarik etmenin mümkün olmadığı kaynaklardır. Bu kaynakların en büyük kısmını ancak bağışlarla tedarik edilebilen insan organ ve dokuları teşkil eder. Biz, bu kaynaklar yeterli miktarda olmadıkları için dağıtımlarında kullanılan kriteri değiştiriyoruz. Bundan böyle organ ve dokuların dağıtımında sağlıklı hayat tercihleri olan kişilere, ihtiyaç duyduğu organa zararlı olan bir hayat sürmüş kişilere kıyasla öncelik verilecektir.<br />
<br />
Yukarıdaki konu, yarı açık bir münazara konusuna örnektir. Tartışılması gereken konu bellidir (kısıtlı tıbbi kaynakların hayat tercihi kriterine göre dağıtımı), fakat konunun oturacağı tasarı belirli değildir. Bu tip konularda hükümet, tartışılması gereken konuyu ve bu konunun temel çatışma noktalarını göz önünde tutarak, konuyu bir tasarıya indirgemelidir. <br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, anoreksiya hastaları zorla beslenmelidir.<br />
Tanım: Anoreksiya hastaları kendileri istese de istemese de devlet zoruyla beslenecektir.<br />
<br />
Yukarıdaki konu, münazarada en sık rastladığımız konu tipi olan kapalı bir münazara konusuna örnektir. Kapalı konular, hükümete alan serbestisi bırakmaz, tartışılması gereken konu da konunun oturacağı tasarı da belirlidir. Bu sebeple, yukarıda görüldüğü gibi tanım ve konu hemen hemen aynı olur.<br />
<br />
Önemle belirtmek gerekir ki, dünyada bazı yerel turnuvalarda açık konular kullanılmaya devam ediliyor olsa bile Türkiye’deki turnuvalarda ve Euros, Worlds gibi uluslar arası büyük turnuvalarda artık açık konu uygulaması görülmemektedir.<br />
<br />
Bir hükümet takımının yapacağı tanım aşağıdaki kriterlere mutlaka uygun olmalıdır. Münazaracılara verilen konular, zaten bu hilelere başvurulmasını önleyecek türden olur. Yine de açık bir kapı bulup, bu fırsatı değerlendiren takımlar sadece maçı mahvetmekle kalmaz, aynı zamanda jüri tarafından cezalandırılır.<br />
-	Statükoyu savunan bir tanım yapmayın.<br />
-	Kendi kendini doğrulayan bir tanım yapmayın.<br />
-	Konunun çevresinden dolaşmayın (Squirrel yapmayın)<br />
-	Yer/Zaman kısıtlaması yapmayın<br />
<br />
Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise, tanım yapmanın amacı maçın hemen başında tartışma zeminini ortaya koyup diğer münazaracıları ve jürileri zor durumda bırakmamak olduğundan; tanımın mümkün olduğunca erken yapılması gerektiğidir. <br />
<br />
Özetleyecek olursak, tasarı münazaralarında bir konuyu tanımlamanın en net ve doğru yolu, konunun içerisinde geçen belirsiz ifadelerin maç içerisinde ifade edeceği anlamı sabitlemek ve genel bir yasa tasarısı sunmaktır. Yasa tasarısının barındırdığı detayları, kurduğu modeli; modelleme kısmında anlatmak daha doğru olur. Çünkü modelin detayları, statükodaki sorunu çözmeye yönelik olduğu için; sorunu tespit etmeksizin bu detaylardan bahsetmek modelinizin havada kalmasına yol açar. Tanım yapmanın amacı, sadece, henüz konuşmanın başındayken maçın ne hakkında olacağını söylemek ve böylelikle sonraki konuşmacıları zor durumda bırakmamaktır.<br />
<br />
2) Sorun Tespiti<br />
<br />
Nedir ? Tanım yaptıktan sonra, başbakan kendi tezini oluşturmaya başlar. Tezin amacı, yani başbakanın tüm konuşmasının amacı, hükümet tarafının öne sürdüğü yasa tasarısını kabul ettirebilmektir. Bunun yolu ise, öncelikle bir yasa tasarısına ihtiyaç olduğunu kabul ettirmekten, sonrasında ise ihtiyacı hükümetin sunduğu yasa tasarısının karşılayacağını kabul ettirmekten geçer. Sorun tespiti olarak kastedilen aşama, işte burada bahsettiğimiz birinci kısımdır; yasa tasarısına duyulan ihtiyacı argümante etmektir. Özetle denilebilir ki; bir başbakan tezini oluşturmaya öncelikle “Bir değişiklik yapmaya ihtiyaç var mı?” sorusunu cevaplayarak başlar.<br />
<br />
Neden Önemlidir ? Bir yasa tasarısı, daima statükoda bir değişiklik yapmakla sonuçlanır. Ortada bunu gerektirecek bir sebep, bir sorun olmadığı takdirde statükodan ayrılmak mantıksız olacağından; bir yasa tasarısının temellendirilmesi daima statükoda değişikliğe duyulan ihtiyaçtan yola çıkılarak yapılmalıdır. İşte bu noktada, bir başbakan, değişikliğe duyulan ihtiyacı “sorun tespiti” yaparak ortaya koyar.<br />
<br />
Dahası, yasa tasarısının çıkış noktasını, statükoda tespit edilen sorun oluşturduğundan, bu sorun yasa tasarısını temellendirir. Tespit edilecek olan sorun, yasa tasarısının çözmeyi amaç edindiği sorun olmalıdır.<br />
<br />
Yani yasa tasarısı bir araçtır; bu araç, amaç olan statükodaki soruna yönelmiştir. Öncelikle amacı net olarak ortaya koymak, başbakanın tezinin çıkış noktasını net olarak ortaya koyması anlamına gelir. Böylelikle başbakan argümanlarını bu temele daha rahat bağlayabilir.<br />
<br />
Nasıl Yapılır ? İyi bir sorun tespiti; var olan sorunu belirtir, bu sorunun kayda değer olduğunu anlatır, bu sorunun statüko yüzünden var olduğunu açıklar. Tespit edilen sorun, statükoda var olan ve yasa tasarısının çözmeyi amaç edindiği sorundur.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu : Hükümet savunur ki, %10’luk seçim barajı kaldırılmalıdır.<br />
Sorun Tespiti : Bugün ülkemizde ciddi bir temsil krizi yaşanmakta, oy veren vatandaşlar mecliste temsil edilememektedir. 2002 seçimlerinde geçerli oyların yarısına yakınının meclis dışında kalması bu durumun en belirgin örneğidir. (Statükoda var olan sorunun belirtilmesi) Bir vatandaşın verdiği oyun mecliste temsil edilmesi, onun yönetimde söz sahibi olmasıyla eş anlamlıdır ve bu nedenle temsil parlamenter demokrasilerin en temel unsurudur. Dolayısıyla geçerli oyların meclis dışında kalmasıyla yaşanan temsil adaletsizliği çok ciddi bir sorundur. (Sorunun kayda değer olduğunun anlatılması) Bu oyların meclis dışında kalmasının sebebi ise halihazır durumdaki %10’luk seçim barajı uygulamasıdır. %10’luk baraj, gelişmiş demokrasilerdekilerin aksine çok yüksek olduğu için, pek çok seçmenin siyasi görüşü bu alt limite ulaşamamakta ve dolayısıyla bu engel sebebiyle meclis dışına atılmaktadır. (Sorunun statüko yüzünden var olduğunun açıklanması)<br />
<br />
Anlaşılabilmesi için yukarıdaki sorun tespiti aşama aşama yapılmış olsa bile, bir sorun tespitinde bulunması gereken bu üç unsur birbirinin içine de geçebilir.<br />
<br />
Var olan bir sorunun kayda değer olmasından kasıt, statükoda bir değişiklik yapmaya değer olmasıdır. Sorunun, değişiklik yapmayı gerektirecek kadar önemli olduğunu ispat ederken hem nicelik hem de nitelik unsurundan faydalanabilirsiniz. Yukarıdaki örnek; hem nitelik (tek bir kişinin temsil hakkı dahi çok önemlidir) hem de nicelik (2002 seçimlerinde geçerli oyların yarıya yakını meclis dışında kalması) unsurunu kullanmıştır. Fakat bu unsurlardan bir tanesi de kimi zaman yeterli olabilir.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki; bireylere, bedenlerini yenmek üzere bağışlama hakkı tanınmalıdır.<br />
Sorun Tespiti : Statükoda, devlet, bireylere bedenlerini yenmek üzere bağışlama hakkı tanımayarak, onların sınırsız olması gereken bedenleri üzerindeki tasarruf haklarını kısıtlamaktadır. Beden üzerinde tasarruf hakkı, her bireyin kendi öz varlığı kaynaklı elde ettiği bir haktır ve hiçbir otoritenin bunu kısıtlamaya hakkı yoktur. Dolayısıyla, bedenlerini yenmek üzere bağışlamak isteyen bireylerin, insan olmaktan kaynaklanan en temel haklarından biri devlet tarafından ihlal edilmektedir.<br />
<br />
Yukarıdaki örnekte, bedenlerini belirtilen amaçla bağışlamak isteyen çok sayıda birey olmadığı için sorun nicelik açısından değişiklik yapılmaya değecek nitelikte değildir. Fakat, nitelik açısından bakıldığında iddiaya göre bir insan hakkı ihlali olduğu için, sorun kayda değerdir.<br />
<br />
Bir soruna statükonun sebep olduğunu açıklamak, soruna statükonun ne şekilde kaynaklık ettiğini açıklamaktır. Statüko bir soruna, içinde barındırdığı bir engel yada bir boşluk sebebiyle yol açar. İddia eden tarafa göre %10’luk seçim barajı hakkaniyete dayalı temsile giden yolda sistemin barındırdığı bir engel; seçim sisteminde pozitif ayrımcılığın olmaması ise hakkaniyete dayalı temsile giden yolda sistemin barındırdığı bir boşluktur.<br />
<br />
Başbakanın tespit edeceği sorun ve önereceği tasarı birbirine sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Çünkü başbakanın tezinin özünü aslında bu iki olgu arasındaki nedensellik bağı ve bu bağın sonucunda ortaya çıkacak “modelin sorun çözebilirliği” oluşturacaktır.<br />
<br />
Özet olarak, sorun tespiti, statüko kaynaklı olan ve yasa tasarısının çözmeyi amaç edindiği sorunun ortaya konulması ve böylelikle başbakanın tezinin çıkış noktasının açıklanmasıdır. <br />
<br />
3) Modelleme<br />
<br />
Başbakan, tanım yaparak önerisinin ne olacağını genel hatlarıyla vermiş ve böylelikle bir tartışma zemini oluşturmuş, sonrasında ise sorun tespiti yaparak bir öneriye neden ihtiyaç duyulduğunu anlatmıştır. Bu noktadan sonra tezini geliştirmeye argümanlarıyla devam edebilmesi için, önerisi kabul edilirse ortaya çıkacak modeli net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Modellemeden kasıt, işte burada değinilen, önerinin sunduğu modelin net bir şekilde ortaya konması, yani yasa tasarısının bahsedilmesi gereken detaylarına inilmesidir. <br />
<br />
Modelleme, Türkiye’de genellikle korkulan bir münazara kavramı olmuştur. Bunun ardında “model” kavramının neyi kastettiğinin tam anlaşılamaması, bu sebeple de içinin yanlış şekilde doldurulması yada boş bırakılması yatar.<br />
<br />
Model olarak kastettiğimizin ne olduğunu anlamak için tanım ile arasındaki ilişkiye bakmak gerekir. Daha önce belirtildiği gibi, tanım, bir münazara konusunun tartışılabilmesi için zemin yaratmak adına ortaya bir yasa tasarısı koyar. Bu ortaya koyulan yasa tasarısı detaylardan yoksundur; görevi, başbakanın tezinde neyi savunacağını konuşmanın hemen başında işaret etmektir. Başbakanın yasa tasarısının özünde neye yöneldiğini, ne yapacağını belirtir. Fakat genellikle ne yapılacağını anlatmak, bir münazara maçının sağlıklı ilerleyişi için yeterli olmaz. Bir yasa tasarısının, yapacağı her ne ise onu nasıl yapacağı da, o yasa tasarısının kabul edilmesinin sonuçlarını (sorun çözme kapasitesi yada sebep olacağı diğer etkiler gibi) etkiliyorsa veya tasarının hedeflerinin dışına kaymasına sebep oluyorsa, bu durumda ortaya bir model koymak şarttır. <br />
<br />
Yani, modelleme dediğimiz kısımda, bir başbakan, tanım aşamasında verdiği yasa tasarısını ve bu yasa tasarısı kabul edilirse ortaya çıkacak modeli (bu yasa tasarısının nasıl uygulanacağını) anlatır. <br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet Savunur ki, terörist örgütlerin aldıkları rehinelerle ilgili haber yapılmamalıdır.<br />
Tanım: Medya kuruluşlarının, terörist örgütlerin aldıkları rehinelerle ilgili haber yapması yasaklanacaktır.<br />
Sorun: Bu tip haberlerin halkta yarattığı infial duygusu ve bu duygular sonucunda köşeye sıkışan hükümetlerin teröristlerle pazarlıklarında güçsüz kalması.<br />
Model: Medya kuruluşlarının, terörist örgütlerin aldıkları rehinelerle ilgili haber yapması yasaklanacaktır. Bu türde faaliyete devam eden medya kuruluşlarının ise yayınları durdurulacaktır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnek, yasa tasarısının sadece “ne yapacağının” (rehinelerle ilgili haber yapmayı yasaklama) önemli olduğu bir örnektir. Bu yasaklamanın “nasıl yapılacağının” model içerisinde ayrıntılı olarak yer almasına gerek yoktur, çünkü bu unsur yasağın çözmeyi amaçladığı sorun üzerinde direkt etkili değildir. Dahası bu yasağın izleyebileceği çok çeşitli yollar da olmadığı için, kabul edilebilecek çeşitli yöntemler birbirlerinden çok farklı etkiler doğurmayacaktır. Dolayısıyla yukarıdaki model, tanımda verilen yasa tasarısının üzerine çok fazla unsur eklememiş kısa ve öz bir modeldir.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki, kadınlara siyasette pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.<br />
Tanım: Yerel ve genel seçimle oluşturulan kamu yönetim organlarında kadınlar için kota oluşturulacaktır.<br />
Sorun: Kadınların siyasi hayatta geri planda kalması ve bu sebeple siyasi hayatta yeterince temsil edilememeleri, sorunlarının yansıtılamaması.<br />
Model: Yerel ve genel seçimle oluşturulan kamu yönetim organlarında kadınlar için %25’lik bir kota ayrılacaktır. Bu kotanın doldurulabilmesi için siyasi partilerin listelerinde bu oranda kadın aday göstermesi şart olacaktır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnek, yasa tasarısının “nasıl”ının da önem arz ettiği bir örnektir. Tanım kısmında yasa tasarısının ne yapacağı genel hatlarıyla verilmiştir: kadınlar için kota oluşturmak. Fakat yasa tasarısını daha fazla detaylandırmaksızın bu noktada bırakmak, maçın sağlıklı ilerleyişini engelleyecek pek çok soru işaretini akılda uyandıracaktır. Tespit edilen sorunu bu yasa tasarısının çözüp çözemeyeceğini bilmek için ayrılacak kotanın %1 mi, %30 mu, yoksa %100 mü olacağını bilmek gerekir. Yani söz konusu detay, yasa tasarısının sorun çözme kapasitesini etkilemektedir. Bu sebeple de yasa tasarısının bu detayını modelin içerisinde sunmak şarttır.<br />
<br />
<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki, hafif uyuşturucular yasallaşmalıdır.<br />
Tanım: Hafif uyuşturucuların satım ve kullanımı belirli şartlarda yasallaşacaktır.<br />
Sorun: Bireylerin kamu sağlığını tehdit etmeyen tercihlerine devlet müdahalesinin aşırı olması.<br />
Model: Fiziksel bağımlılık yaptıklarına dair kanıt olmadığı için, hafif uyuşturucu kapsamına giren esrar satım ve kullanımı belirli şartlarda yasallaşacaktır. 18 yaşın üzerindeki kişilere, ancak bireysel esrar bulundurma limiti kadar satış yapabilecek kafelerin açılmasına izin verilecektir. Bunun haricinde izin verilen limitin üzerinde esrar bulunduran, izinsiz olarak bunun ticaretini yapanlar cezalandırılacaklardır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnek, yasa tasarısının “nasıl”ının önem arz ettiği başka bir örnektir. Bu örnekte verilen detaylar, yasa tasarısının sorun çözme kabiliyetine pek etki etmemektedir, hafif uyuşturucular yasallaştırıldıktan sonra devletin bireylerin tercihlerine olan müdahalesinin önüne her koşulda geçilmiş olur. Fakat bu yasallaştırılma sürecinde çok çeşitli yollar izlenebilir ve bu izlenebilecek yolların sonuçları birbirinden çok farklıdır. Maçın dağılmaması, bu birbirinden değişik yollardan birinin doğuracağı etkiler üzerinden yürümesi için burada bir modelleme şarttır. Daha da önemlisi, burada modelin içinde gördüğümüz kısıtlama unsurları, tasarının etkilediği kitlenin sadece etkilemek istedikleriyle, yaptıklarının sadece yapmak istedikleriyle sınırlı kalmasını sağlamıştır. Burada yasa tasarısının amacı illegal uyuşturucu satıcılarını toplum içine salmak yada 18 yaşından küçüklerin uyuşturucu kullanması değil, sağlıklı ve mantıklı bir biçimde insanların tercihlerine saygı duymaktır. Bu sebeplerle, modelin sonuçlarını doğrudan etkileyen bu detaylar modelde verilmiştir.<br />
<br />
Örneklerin üçünü birden analiz edersek, modellemenin gerekliliğini daha iyi görmüş oluruz. Birinci örnekte, tasarının sorun çözebilme kabiliyetini yada diğer sonuçlarını doğrudan ve önemli bir şekilde etkileyecek bir unsur bulunmamaktadır; bu yüzden kısa ve öz bir modelle yetinilmiştir. İkinci örnekte, tasarının sorun çözebilme kabiliyetini doğrudan ve önemli bir şekilde etkileyen unsur, modelin içine dahil edilmiştir. Üçüncü örnekte ise,  tasarının sonuçlarını doğrudan ve önemli bir şekilde etkileyen unsurlar, modelin içine dahil edilmiştir. Buradaki kısıtlayıcı unsurlar, tasarının çözmeyi hedeflenen sorun çerçevesinde şekillenmesini, hedeflerinin dışına kaymamasını sağlamıştır. Pek çok maçta ihtiyaç duyulan bu tip kısıtlamaları yapmak, iyi bir hükümet açılış takımında mutlaka bulunması gereken bir özelliktir.<br />
<br />
Modellemenin gerektiği durumları anlatan bu örnekler, aslında iyi bir modellemenin içinde bulunması gereken özellikleri de belli etmektedir. İyi bir model, asla gereksiz detayların içinde boğulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, münazaranın amacı daima prensipleri tartışmaktır, ortaya konulan model, kafa karışıklığını önleyip, prensiplerin sağlıklı bir zeminde tartışılabilmesini sağlar. İyi bir model içinde sadece yukarıda sözünü ettiğimiz “tasarının sorun çözme kabiliyetini, yada diğer sonuçlarını önemli bir şekilde etkileyen” unsurları barındırmalı, ve “tasarının hedeflerinin dışına kaymasına sebep olacak” unsurlarda kısıtlamalar yapmalıdır. Bunların haricinde detaylara girmek münazarada çok değerli olan vaktinizden çalmakla yada tezinizin anlaşılır ve net olmasını engellemekle kalmaz, özünde tartışılması gereken prensiplerden maçı uzaklaştırmış olur. Böylelikle maça zemin hazırlama görevini üstlenmiş hükümet açılış takımı yanlış bir zemin hazırladığı için görevini iyi yapamamış sayılır.<br />
<br />
Daha önce de belirtildiği gibi tespit edilen sorun ve önerilen tasarı (tanımdaki+modellemedeki) birbirlerine zincirin halkaları gibi sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü tasarının amacı sorun çözmektir. Bu yüzden iyi ve mantıklı bir model muhakkak sorundan yola çıkılarak inşa edilebilir. Sorunun çözülmesi için ortadan kaldırılması gereken engel veya boşluk iyi analiz edilmeli, tasarının amacı buna göre belirlenmelidir. Belirlenmiş amacın dışında kalan koşullar ise, kısıtlayıcı unsurlar ile modelin dışına çıkarılmalıdır. Fakat bu kısıtlayıcı unsurlar mümkün olduğunca az olmalıdır. Çatışma noktası yaratamayacak, karşı çıkılamayacak, aşırı kısıtlanmış bir model; bir hükümet açılış takımının maçı katletmesine ve ağır şekilde cezalandırılmasına yol açar. Pek çok deneyimli münazaracı, yeni başlayanlara bu sebeple tezlerini oluştururken cesur davranmalarını ve radikal, sert bir tutum takınmalarını tavsiye eder.<br />
<br />
4) Modelin Sorunu Çözebilirliği<br />
<br />
Nedir? Başbakan, sorun tespiti aşamasında, bir öneriye ihtiyaç olduğunu; modelleme aşamasında ise hükümet açılış takımının bu sorun karşısında önerisinin tam olarak ne olduğunu açıklamış olur. Bu aşamaları geçtikten sonra, sıra, hükümet açılışın bu sorun karşısında sunduğu netleştirilmiş önerinin neden “doğru” öneri olduğunu açıklamaya gelir. Bu açıklama, aslında hükümet açılış takımının tezinin gerekçelendirilmesidir. Söz konusu gerekçelendirme, yasa tasarısı kabul edilirse olacakların anlatılması, yani yasa tasarısının etkilerinin/sonuçlarının argümante edilmesiyle yapılır. <br />
<br />
Yasa tasarısının etkileri iki ayrı yönde olacaktır : 1) Önerinin, tespit edilmiş sorunu çözerek yapacağı etki 2) Önerinin, bunun haricinde avantajlar sağlayarak yapacağı etki. “Modelin sorunu çözebilirliği” ile kastedilen buradaki birinci etki grubu, “Modelin getireceği diğer avantajlar” ile kastedilen ise ikinci etki grubudur.<br />
<br />
Neden Önemlidir? Hükümet açılış takımının tüm tezi aslında modelin sorunu çözebilirliği kriterinde kilitlidir dolayısıyla takımın maç içerisinde alacağı sıralamada model ile sorun arasında kurulmuş nedensellik bağı hayati önem taşır. Modelin sorunu çözebilirliği, modelin getireceği diğer avantajlara kıyasla birincil derecede önem taşır. Çünkü hükümet açılış takımı önerisini kabul ettirme hedefine, ancak önerinin statükodaki sorunu sunduğu modelle çözebileceğini kanıtlarsa ulaşabilir. Modeli amacına ulaşamayacaksa, hükümet açılış takımı da amacına ulaşamaz. Bu kısmın öncelikli önemi sebebiyle, başbakan argümanlarını bu yönde yoğunlaştırmalıdır. Kendisi takımının tezinin asıl kurucusu olduğundan, bu asli unsuru gereğince tamamlamadığı sürece, diğer avantajları argümante etmeye başlamamalıdır. Zaten takımın ikinci konuşmacısı takımın tezini geliştirmeye bu avantajları argümante ederek devam edecektir. Çok ayaklı sorun tespitlerinde başbakan konuşmasını diğer avantajlara geçmeden bitirse bile kimi durumlarda, tezin bu yönde geliştirilmesine de başbakan başlar.<br />
 <br />
Nasıl Yapılır? Modelin sorunu çözebilirliğini anlatmak için başbakan “Önerdiğimiz model statükodaki sorunu nasıl çözer?” sorusuna yanıt vermelidir. Sadece sorunu tespit etmek ve bir model sunmak, hükümet açılış tezinin en önemli noktasının eksik kalmış olması demektir. Bu iki unsur birbirlerine bağlandıklarında anlam ifade ederler. “Önerdiğimiz model statükodaki sorunu nasıl çözer?” sorusuna yanıt vermek için, başbakan sorun ile model arasında realist ve mantıklı bir nedensellik bağı kurarak modelin sorunu nasıl çözeceğini argümante etmelidir. Bu argüman hükümet açılış takımının en değerli argümanı olduğu için, üç ayağına da gereken önem verilmelidir. (bkz. Argümantasyon) Bu aşamada nedensellik bağının mantık zinciri aşama aşama kurulmalı, muhalefetin tasarının işlerliğini sorgulamasına izin verilmemelidir.<br />
<br />
ÖRNEK<br />
Konu: Hükümet savunur ki, zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile durdurulmalıdır.<br />
Tanım: Yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile devlet zoruyla durdurulacaktır.<br />
Sorun: Zihinsel engelliler kendi bakımlarını hayatlarının hiçbir anında kendileri üstlenemezler. Bu ağır sorumluluk sürekli olarak ailelerinin üstündedir. Zihinsel engellilerin fiziksel açıdan gelişmeleri bu özünde zaten ağır olan bu sorumluluğu üstlenilmesi imkansız olacak şekilde ağırlaştırır. Günün 24 saatinde özel bakıma ihtiyaç duyan bu kişilerin bu gereksinimlerine aileler gereğince cevap veremez. 30 kiloluk bir çocukla 70 kiloluk bir adamı yıkamak arasındaki fark aşikardır. Dolayısıyla bu bakım eksikliğinden hem zihinsel engelli hem de aile zarar görecektir. Zihinsel engelli yeterli ilgiyi göremediğinden fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarıyla karşılaşacaktır. Aileler ise bu ağır sorumluluğun altında sosyal hayattan kopacak ve zihinsel engelli aile üyesi ile aralarındaki bağ bir zorunluluğa dönüşecektir. <br />
Model: 7 yaşına kadar düzenli kontrol ile zihinsel gelişimi takip edilen yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri, doktor heyeti onayı ile büyüme hormonunun salgılanmasını engelleyen inhibitör enjekte edilmek sureti ile durdurulacaktır.<br />
Modelin Sorunu Çözümü: Sorunda değinildiği gibi Zihinsel engellilerin bakımı yaşları büyüdükçe zorlaşmaktadır. Bu kişilerin kendi bakımlarını kendileri üstlenemedikleri düşünüldüğünde, bu gittikçe ağırlaşan sorumluluk ailenin üzerine kalmaktadır. Aile bu zor yükümlülüğün altından gerektiği şekilde kalkamaz ve bundan  hem zihinsel engelli hem de aile zarar görür. Oysa zihinsel engellinin fiziksel gelişimini 7 yaşında durdurmak, onu daima özel bakımın kolay olduğu bir yaşta tutmak demektir. Böylelikle zihinsel engelliler ihtiyaç duydukları ilgiye sahip olacaklar ve sağlıklı bir yaşam süreceklerdir. Aileler ise zihinsel engelli aile bireyi ile aralarındaki ilişkiyi sağlam bir şekilde sürdürebilecek, kendi maddi ve manevi bütünlüklerinden ödün vermemiş olacaklardır.<br />
<br />
Yukarıdaki örnekte, zihinsel engellilerin yaşlarının büyüdükçe bakımlarının zorlaşması sorun olarak tespit edilmiştir. Ardından bu soruna çözüm olarak zihinsel engellilerin fiziksel gelişimlerinin 7 yaşında durdurulması önerisi getirilmiştir. Hükümet tezi bu noktada bırakılmamış, 7 yaşındaki çocukların bakımının daha kolay olacağı ve böylelikle zihinsel engellilerin yaşları ilerledikçe zorlaşan bakımları sorununun bertaraf edileceği anlatılmıştır. Bu anlatım, sorun ile model arasında mantıklı ve realist bir bağ kurulumudur.<br />
<br />
5) Modelin Getireceği Diğer Avantajlar<br />
<br />
Hükümet açılış takımının önerdiği modeli kabul etmenin pek çok farklı sonucu olacaktır. Bu sonuçlardan bir kısmı avantaj olarak değerlendirilebilecek pozitif gelişmeler olsa bile, unutulmamalıdır ki, her yasa tasarısının aynı zamanda bir bedeli yani dezavantajları vardır. Muhalefet açılış takımı tezini bu dezavantajların üzerine kuracaktır. Hükümet açılış takımı, ikinci konuşmacısının yapacağı çürütmelerle her ne kadar bu dezavantajların üstünden gelmeye çalışacak olsa bile; realist yaklaşım sonucunda açıkça görülür ki, her dezavantajı çürütmeyle yenmek mümkün değildir. Bu yüzden avantaj-dezavantaj dengesinde üste geçebilmek için yasa tasarısının avantajlarını iyi argümante etmek şarttır. Modelin en büyük avantajı sorun çözme kapasitesi olsa bile, dengede üste çıkmak için, bunun yanına başka avantajların da eklenmesi gerekir. İşte “modelin getireceği diğer avantajlar”ı argümante etme aşaması bu gerekliliğe hizmet eder.<br />
<br />
Modelin diğer avantajlarını anlatmak için başbakan “Önerdiğimiz modeli kabul etmenin başka ne gibi olumlu kazanımları olacaktır?” sorusuna yanıt vermelidir. Avantaj olarak kastedilen, yasa tasarısının kabul edilmesinden doğan kazanımlar, statükoda meydana gelen olumlu değişikliklerdir. Argüman olarak sunulacak avantajlar akıllıca seçilmelidir. Avantajlar, modelin etkisinin sonucu ve modele özgü olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, model ve avantaj arasındaki sebep-sonuç ilişkisi mümkün olduğunca kısa olmalıdır. <br />
<br />
ÖRNEK<br />
Yukarıdaki örneği ele alalım:<br />
Konu: Hükümet savunur ki, zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile durdurulmalıdır.<br />
Tanım: Yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri tıbbi müdahale ile devlet zoruyla durdurulacaktır.<br />
Sorun: Zihinsel engellilerin bakımı yaşları büyüdükçe zorlaşmaktadır. Bu kişilerin kendi bakımlarını kendileri üstlenemedikleri düşünüldüğünde, bu gittikçe ağırlaşan sorumluluk ailenin üzerine kalmaktadır. Aile bu zor yükümlülüğün altından gerektiği şekilde kalkamaz ve bundan  hem zihinsel engelli hem de aile zarar görür.<br />
Model: 7 yaşına kadar düzenli kontrol ile zihinsel gelişimi takip edilen yüzde yüz zihinsel engelli çocukların fiziksel gelişimleri, doktor heyeti onayı ile büyüme hormonunun salgılanmasını engelleyen inhibitör enjekte edilmek sureti ile durdurulacaktır.<br />
Modelin Diğer Avantajları: Zihinsel engelliler fiziksel açıdan geliştikçe, bedensel güçleri de gelişiyor. Fakat bu bedensel güç gelişimine, bedensel gücü kontrollü bir şekilde kullanmayı mümkün kılan bilinç gelişimi eklenmiyor. Dolayısıyla bilinçli olmadıkları için zihinsel engelliler kontrolsüz olarak bedensel güçlerini kullanıyorlar. Bu kontrolsüzlük, şiddet kavramının bilincinde olmayan zihinsel engellilerin şiddet eylemlerinde bulunmaları şeklinde kendini gösteriyor. Böylelikle zihinsel engelliler hem çevreleri için bir tehdit teşkil ediyor, hem de çevrenin kendilerine gösterdiği tepki sonucunda mağdur oluyor. Fiziksel gelişimlerinin 7 yaşında durdurulması halinde, zihinsel engelliler kontrol edemeyecekleri bedensel bir güce sahip olamayacaklar. Bunun sonucu olarak şiddet eylemlerinde bulunamayacakları için, çevrelerine zarar veremeyecekler. Toplumsal çevreleri de onları bu sebeple tehdit olarak görmeyecek, onlara tepki duymayacak. <br />
<br />
Buradaki örnekte görüldüğü gibi, hükümet açılışın modelin diğer avantajları olarak sunacağı argümanlar modelin direkt sonucu olmalıdır. Bu örnekte, zihinsel engellilerin kontrol edemeyecekleri bir bedensel güce kavuşmalarının engellenmesi, onların bedensel gelişimlerinin 7 yaşında durdurulmasının direkt bir sonucudur. Nedensellik bağında araya başka unsurlar sokulmamıştır. Dahası, bu avantaj bu modele özgüdür. Başka bir şekilde bu avantaja ulaşmanın yolu yoktur.<br />
<br />
Dikkat edilmesi gereken başka bir unsur ise, başbakanın konuşması tezin ana noktalarını ortaya koyan konuşma olduğu için, güçlü noktalara sahip olan avantajları ikinci konuşmacıdan ziyade başbakanın argümante etmesi daha doğru olacağıdır. <br />
Işıl Yelkenci<br />
Galatasaray Üniversitesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MÜNAZARA MAÇININ GENEL KURALLARI VE GEREKLİLİKLERİ NELERDİR ?]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=57</link>
			<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 00:34:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=57</guid>
			<description><![CDATA[MÜNAZARA MAÇININ GENEL KURALLARI VE GEREKLİLİKLERİ NELERDİR ?<br />
<br />
•	Bir münazara maçında ; her biri 2 konuşmacıdan oluşan toplam 4 takım bulunur. <br />
<br />
•	Bu takımlar Hükümet Açılış , Hükümet Kapanış , Muhalefet Açılış ve Muhalefet Kapanış olarak adlandırılır. Hükümet takımları konuşmacı kürsüsünün sağ tarafına , muhalefet takımları da sol tarafına oturur. <br />
<br />
•	Her konuşmacının ileri sürdüğü tezlerin ( argümanların),  ne takım arkadaşının  ne de aynı kanatta bulunan diğer takımın söyledikleriyle çelişmemesi gerekir.  Aynı kanatta ( muhalefet ya da hükümet) olsalar dahi her takım birbirine karşı yarışır ve maçı bir takım kazanır.<br />
<br />
•	Bir maç boyunca her konuşmacının bir kere kürsüye çıkma ve çıktığında da ortalama  7 dakikalık bir konuşma hakkı vardır.  Münazara maçının sonunda jüri panelinin değerlendirmesi neticesinde takımlar sıralanır ve puanlama yapılır. <br />
<br />
•	Maçın sonucunda birinci olan takım 3 puan, ikinci olan takım 2 puan ve üçüncü olan takım da 1 puan alır. Ayrıca eleme maçları sırasında her konuşmacı için bireysel konuşmacı puanları verilir ve neticesinde turnuva sonunda  turnuvanın en iyi konuşmacıları belirlenir.<br />
<br />
•	Konuşmacıların maç içerisinde konuşma sıraları şu şekildedir. <br />
1) Hükümet Açılış 1. konuşmacı- (HA1)<br />
2) Muhalefet Açılış 1.konuşmacı –(MA1)<br />
3) Hükümet Açılış 2. konuşmacı –(HA2)<br />
4) Muhalefet Açılış 2. konuşmacı –(MA2)<br />
5) Hükümet Kapanış 1. konuşmacı- (HK1)<br />
6) Muhalefet Kapanış 1. konuşmacı- (MK1)<br />
7) Hükümet Kapanış 2. konuşmacı –(HK2)<br />
8) Muhalefet Kapanış 2. konuşmacı –(MK2)<br />
<br />
<br />
•	Münazarada tartışılacak olan konular ve takımların konumları  maç başlamadan genellikle 15 dakika önce yarışmacılara duyurulur. Bu süre zarfında onlardan takım olarak çalışıp konuşmalarını hazırlamaları beklenir. <br />
•	Münazara turnuvalarında 2 farklı takımın birlikte çalışması kesinlikle yasaktır . Aynı okuldan olmak ve/veya farklı salonlarda olmak birlikte çalışmak için geçerli bir mazeret değildir. <br />
•	15 dakikalık süre içerisinde hazırlanmak için maçın yapılacağı salonu kullanma hakkı hükümet açılış takımına aittir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MÜNAZARA MAÇININ GENEL KURALLARI VE GEREKLİLİKLERİ NELERDİR ?<br />
<br />
•	Bir münazara maçında ; her biri 2 konuşmacıdan oluşan toplam 4 takım bulunur. <br />
<br />
•	Bu takımlar Hükümet Açılış , Hükümet Kapanış , Muhalefet Açılış ve Muhalefet Kapanış olarak adlandırılır. Hükümet takımları konuşmacı kürsüsünün sağ tarafına , muhalefet takımları da sol tarafına oturur. <br />
<br />
•	Her konuşmacının ileri sürdüğü tezlerin ( argümanların),  ne takım arkadaşının  ne de aynı kanatta bulunan diğer takımın söyledikleriyle çelişmemesi gerekir.  Aynı kanatta ( muhalefet ya da hükümet) olsalar dahi her takım birbirine karşı yarışır ve maçı bir takım kazanır.<br />
<br />
•	Bir maç boyunca her konuşmacının bir kere kürsüye çıkma ve çıktığında da ortalama  7 dakikalık bir konuşma hakkı vardır.  Münazara maçının sonunda jüri panelinin değerlendirmesi neticesinde takımlar sıralanır ve puanlama yapılır. <br />
<br />
•	Maçın sonucunda birinci olan takım 3 puan, ikinci olan takım 2 puan ve üçüncü olan takım da 1 puan alır. Ayrıca eleme maçları sırasında her konuşmacı için bireysel konuşmacı puanları verilir ve neticesinde turnuva sonunda  turnuvanın en iyi konuşmacıları belirlenir.<br />
<br />
•	Konuşmacıların maç içerisinde konuşma sıraları şu şekildedir. <br />
1) Hükümet Açılış 1. konuşmacı- (HA1)<br />
2) Muhalefet Açılış 1.konuşmacı –(MA1)<br />
3) Hükümet Açılış 2. konuşmacı –(HA2)<br />
4) Muhalefet Açılış 2. konuşmacı –(MA2)<br />
5) Hükümet Kapanış 1. konuşmacı- (HK1)<br />
6) Muhalefet Kapanış 1. konuşmacı- (MK1)<br />
7) Hükümet Kapanış 2. konuşmacı –(HK2)<br />
8) Muhalefet Kapanış 2. konuşmacı –(MK2)<br />
<br />
<br />
•	Münazarada tartışılacak olan konular ve takımların konumları  maç başlamadan genellikle 15 dakika önce yarışmacılara duyurulur. Bu süre zarfında onlardan takım olarak çalışıp konuşmalarını hazırlamaları beklenir. <br />
•	Münazara turnuvalarında 2 farklı takımın birlikte çalışması kesinlikle yasaktır . Aynı okuldan olmak ve/veya farklı salonlarda olmak birlikte çalışmak için geçerli bir mazeret değildir. <br />
•	15 dakikalık süre içerisinde hazırlanmak için maçın yapılacağı salonu kullanma hakkı hükümet açılış takımına aittir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ABD'nin Aşırı ve Canice Emelleri: Gezegenin Militer Denetimi]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=56</link>
			<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 00:27:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=56</guid>
			<description><![CDATA[ABD'nin Aşırı ve Canice Emelleri:<br />
Gezegenin Militer Denetimi<br />
<br />
Samir Amin<br />
<br />
1. Sovyet sisteminin çöküşünün ilan edildiği 1980'li yılların sonundan başlayarak, ABD yönetici sınıfının tamamı ( ister cumhuriyetçi ister demokrat olsun) hegemonyacı emellerini açığa vurmakta gecikmedi. Militer (silahlı) güçlerini ödünleyecek rakibin artık ortadan kalktığı koşullarda ve şımarık bir sarhoşlukla gezegeni sadece militer yöntem ve araçlarla denetleyebilecekleri, biçimlendirebilecekleri kuruntusuna kapıldılar. Bu Amerikan usulû (made in USA) savaşın ilk denemeleri daha1990'ların başından itibaren ( Körfezde, Yugoslavya'da, Orta Asya'da, Filistin'de, Irak'ta) Washington tarafından tek yanlı olarak planlanıp hayata geçirilmişti.<br />
<br />
Bir kere siyasi strateji oluşturulunca, onu meşrulaştıracak gerekçeler de bulunacaktı elbette: Terörizm, uyuşturucu trafiği, kitle imha silahları üretildiği suçlaması... Aslında ABD'nin CIA eliyle nasıl ısmarlama üzerine "terörist' düşmanlar (Taliban, Bin Laden ve henüz 11 Eylül hala aydınlatılmamışken...) ürettiği ya da Brezilya'ya karşı geliştirdikleri 'Kolombiya Planı' dikkate alınırsa, bu tür gerekçelerin ne demeye geldiğini anlamak zor olmazdı... Irak'a, Kuzey Kore'ye, bakalım yarın başka hangi devlete yönelik muhtemel tehlikeli silah üretme suçlamasına gelince, bu tür iddialar ABD'nin bu silahları nerede ve nasıl kullandığını bilenler için pek de inandırıcı olmasa gerekir. (Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombası, Vietnam'da kimyasal silahlar kullandıkları ve ilerde nükleer silah kullanma niyetlerini açıkladıkları ortadayken...). Aslında burada söz konusu olan tam da Gobels anlamında bir propaganda aracıdır ve asıl amaç ahmaklaşmış Amerikan kamuoyunu aldatmaktır ama bu yutturmaca dışarıda o kadar da etkili değil ve insanlar giderek durumun daha çok farkına varıyorlar.<br />
<br />
ABD tarafından formüle edilen "önleyici savaşın" sadece kendileri için bir "hak" olarak görülmesi, artık her türlü uluslararası hukukun da sonu demeye geliyor. Birleşmiş Milletler Temel Belgesi meşru müdafaa durumu hariç savaşı yasaklıyor ve kendi askeri müdahalesini de çok sıkı kurallara bağlıyor, karşılığın ölçülü ve geçici olması gerektiğini vazediyor. Tüm hukukçular 1990'lardan beri yürütülen savaşların yasa dışı olduğunu, hiçbir meşruiyetinin olmadığını ve bu saldırıların sorumlularının da açıkça savaş suçu işledikleri konusunda hemfikirdir. ABD'nin elbette başkalarının da suç ortaklığıyla Birlemiş Milletlere yönelik tavrı, daha önceki (1930'larda) Faşist devletlerin Cemiyet-i Akvam'ı ( Milletler Cemiyeti) yönelik tavrına benziyor.<br />
<br />
<br />
2. Halkların haklarının bu tarz yok sayılması, hakların eşitliği ilkesinin yerini "Herrenvolk" 1un alması ( burada ABD ve ikinci olarak da İsrail) ve sadece bunların kendileri için gerekli "hayatî önemde" saydıkları yerleri fethetme hakkına sahip oldukları, diğerlerinin ancak "dünyanın efendilerinin" izin verdiği kadar onun projesi için bir "tehdit" oluşturmadığında yaşama ve varolma hakkı tanıdığı bir durum demeye gelir.<br />
<br />
Öyleyse ABD'nin bir hak olarak ileri sürdüğü şu "ulusal" çıkarlar dediği nedir?<br />
<br />
Aslında söz konusu sınıfın bir tek amacı vardır : Parayı büyütmek ve ABD devletinin birincil hedefi de Amerikan çokuluslu şirketlerinin hakim kesimlerinin çıkarlarını güvence altına almak.<br />
<br />
Artık Washington'daki hakim yönetici kliğin gözünde hepimiz "Kızıl Deriliyiz". Başka türlü ifade etmek istersek, ancak ABD'nin çokuluslu şirketlerinin yayılmasına bir engel teşkil etmediğimizde yaşama hakkına sahip olan halklarız... Bize söylenen de şu: Her kim ki, bu projeye itiraz eder, gerektiğinde toplu yok etme de dahil olmak üzere her türlü cezalandırmayı göze almalıdır. Amerikan çokuluslu şirketleri için ilave 15 milyon dolar aşırı kâr karşılığında 300 milyon insanı kurban etmekte asla tereddüt söz konusu değildir. Aslında Baba Bush'un, Clinton ve oğul Bush'un 'haydut' devlet dedikleri tam da ABD'nin kendisidir.<br />
<br />
Böylesi bir proje kelimenin en kaba anlamında emperyalist bir projedir ama Negri'nin bu kavrama yüklediği anlamda 'emperyal' değildir. Emperyal değildir zira, buradaki amaç dünya halklarının tamamını makul bir dünya kapitalist sistemi içinde yönetmek değil, sadece onların kaynaklarını yağmalamaktır. Sosyal düşüncenin bayağı ekonominin temel aksiyonlarına indirgenmesi, tüm dikkatlerin hakim sermayenin tek yanlı kâr etme ve kârı azâmileştirme kaygısına çevrilmesi, bu amaç için askerî gücün seferber edilmesine bir de kapitalizmde içerilmiş barbarca aşırılıklar eklendiğinde mevcut tablonun ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Artık her türlü insânî değerin yerini kendinden menkul bir pazar yasası alıyor ve herkesin pazarın sözde yasalarına uyması isteniyor... Tarih sahnesine çıkışı itibariyle Kuzey Amerika kapitalizminin oluşması, yukarıda sözünü ettiğimiz duruma Avrupa'ya göre daha yakındı. Zira, Amerika devleti ve onun siyasi anlayışı ekonomiye hizmet etmeyi yegane amaç sayıyordu. Siyasi vizyonu bu amaca göre biçimlendirilmişti. Bu niteliği itibariyle de ekonomiyle siyaset arasındaki çelişik ve diyalektik ilişki yok edilmişti.<br />
<br />
Yerlilerin jenosidi, Kara Afrikalıların köleleştirilmesi, peşi sıra gelen göçmen dalgası sonucu sınıf mücadelesinin yerini (hakim sınıf tarafından manipüle edilen) topluluk kimliğinin alması, sınıf bilincinin oluşmasının önünü kesti. Bu durum yönetici sınıfın tek parti aracılığıyla toplumu siyaseten yönetmesini kolaylaştırdı. Aslında söz konusu olan sermayenin tek partisidir. İki parti söz konusudur ama bu bir retoriktir, zira her iki kanat da aynı temel stratejiye sahiptir, her ikisi de aynı söylemin ve politikanın araçlarıdır. Bu partilerden her biri kendilerini temsil ettiği yanılsamasıyla toplumun 'bir yarısının' oy verdiği partilerdir. ABD'de Avrupa'daki modern siyasal kültürün oluşmasında etkili olmuş sosyal demokrat ve komünist partilerin olmayışı, bu ülkeyi sermayenin diktasına karşı koyacak ve onu dengeleyecek ideolojik araçlardan yoksun bırakmıştır. Tam tersine toplumsal bilincin tüm unsurları ve veçheleri her seferinde onun temel ırkçılığını pekiştirip kendini Herrenvolk olarak görmesini sağlayarak, bizzat sermaye tarafından biçimlendirilmektedir. Hindistan'da dillendirilen "Play boy Clinton, Cow boy Bush, same policy" (Playboy Clinton, kovboy Bush aynı politika) sloganı tam da sözde Amerikan demokrasisi denileni yöneten tek parti sisteminin mantığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Bu itibarla da ABD'nin projesi bildik hegemonyacı bir proje değildir. Zira, eski olsun yeni olsun, ekonomik sömürüye ve siyasi eşitsizliğe de dayansalar önceki dönemlere damgasını vurmuş hegemonya biçimleri iyi kötü bütünsel ve istikrarı amaçlayan bir vizyona sahiptiler. Oysa, ABD tarafından dayatılan hegemonya aşırı kaba ve tek yanlıdır ve bu niteliği itibariyle de "Herrenvolk" ilkesine dayanan nazi projesini andırmaktadır. ABD'nin söz konusu projesi Amerikalı liberal üniversite taifesinin ileri sürdüğü gibi 'şefkatli-merhametli' (being) bir hegemonya değildir...<br />
<br />
Eğer bu proje bir süre daha geçerli olmaya devam ederse, daha büyük kaos yaratmadan daha büyük kabalıklar ve aşırılıklara meydan vermeden yoluna devam etmesi mümkün değildir. Zira, uzun dönemi kapsayan bir stratejiden yoksundur. En azından ABD gerçek müttefiklerle ilişkileri güçlendirme yoluna gitmeyecektir, zira müttefiğe sahip olmak demek taviz vermeyi bilmek demektir. Gerçi şimdilik Afganistan'daki Karzai türü kukla hükümetlerle işi götürebileceklerini sanıyorlar ama bu anlayış askerî güçlerinin yenilmezliği saplantısına dayanıyor. Bir zamanlar Hitler de aynı şeyi düşünmüyor muydu?<br />
<br />
3. Bu projenin daha iyi anlaşılabilmesi için şimdilerde triad denilen egemen kapitalizmin bileşenleri olan güçler (ABD, Avrupa, Japonya) arasındaki ilişkilere daha yakından bakmak gerekiyor. Ancak o zaman gücünü ve zaaflarını anlamak mümkün olabilir.<br />
<br />
Medya tarafından da pohpohlanan ama işin esasını dışlayan yaygın düşünce şöyle ve bu bilinçli olarak yapılıyor: ABD'nin militer üstünlüğü kesin olmakla birlikte bu buz dağının yüzeye yansıyan kısmıdır. Bu onun gerisindeki ekonomik, siyasi, dahası kültürel üstünlüğün sadece görünen yüzüdür. Öyleyse böylesi bir güce koşulsuz biat etmek dışında bir seçenek yoktur, bunun karşısında durmak beyhude çabalar olmanın ötesine geçemez...<br />
<br />
Oysa, ekonomik durumun tahlili bu kaba kabulü yalanlıyor. Bir kere ABD üretim sisteminin "dünyanın en etkini" olduğu diye bir şey yok. Tam tersine, üretim sektörlerinin hiçbiri liberal iktisatçıların düşündüğü anlamda bütünüyle rekabete açık bir dünya pazarında üstünlük sağlayacak durumda değil. Bunun kanıtı ABD'nin ticari açığıdır ki, yıldan yıla kötüleşmeye devam ediyor. 1989 da 100 milyar dolar olan açık 2000 yılanda 450 milyar dolara yükseldi. Fakat açık sadece dış ticaret açığından ibaret değil. Üretim sisteminin tüm sektörlerinde ve dallarında da aynı şey söz konusu. O kadar ki, ABD'nin tartışmasız ileri olduğu söylenen yüksek teknolojilerde de durum farklı değil. Nitekim, bu alanda ABD 1990 da 35 milyar dolar fazla veriyorken şimdilerde açık verir durumda. Ariane ile Nasa'nın füzeleri ve Air Bus'la Boeing arasındaki rekabetteki durum, ABD'nin zaafını ortaya koyuyor. ABD'nin karşısına yüksek teknoloji alanında Avrupa ve Japonya dikilirken, sıradan teknoloji ürünlerinde de Çin, Kore, diğer Asya ülkeleri ve Latin Amerika, "ekonomi dışı" araçlara başvurulmasa tarımsal üretimde de yine Avrupa ve Latin Amerika'nın güney bölgeleri ABD'ye üstünlük sağlayacak durumda. Aslında ABD rakiplerine liberalizmi dayatırken, kendisi liberalizme itibar etmiyor.<br />
<br />
Esasen ABD'nin mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu yegane sektör silah sektörü. Bunun böyle olmasının da bildik bir nedeni var: Birincisi, diğer ürünlerin tâbi olduğu biçimde rekabete tâbi değil; İkincisi, devlet desteği söz konusu... Elbette bu avantaj sivil sektör üzerinde bazı olumlu etkiler yaratıyor (örneğin internet gibi) ama başka bazı üretim sektörlerinde de bir handikap oluşturmak koşuluyla... ABD ekonomisi dünya sistemindeki diğer ekonomiler aleyhine olarak bir parazit durumunda. " ABD endüstriyel tüketiminin %10'unu dışardan sağlıyor ve bunu ulusal mal ihracatıyla karşılayamıyor (E. Todd, Après L'empire, p. 80).<br />
<br />
Clinton döneminin çok öğünülen ve 'liberalizmin' ürünü olduğu söylenen büyüme -ki, Avrupa buna açıkça direnmeliydi- aslında yapaydı ve genelleştirilebilir bir büyüme değildi, zira ticari ortaklarının ABD'ye yaptıkları sermaye transferine dayanıyordu. Üretim sektörlerinin hiç birinde ABD'nin Avrupa karşısında üstünlüğü söz konusu değildir. "Amerikan mucizesi" denilen de esas itibariyle sosyal eşitsizlikleri derinleştirme pahasına gerçekleşti ( finansal hizmetler ve avukatlık, özel polis gibi bireysel nitelikteki şişkinlik,vb.). Bu anlamda Clinton döneminin liberalizmi oğul Bush'un daha sonraki gerici zaferinin koşullarını oluşturdu. Daha da ötede, Todd'un da ( p.84) yazdığı gibi, "hileyle şişirilmiş ABD'nin GSMH'sinin istatistiki güvenilirliği giderek Sovyetler Birliğininkine benzemeye başlıyor."<br />
<br />
Dünya üretiyor ve (neredeyse tasarrufu sıfır olan) ABD tüketiyor. ABD'nin "avantajı" yağmacınınkine benziyor ki, açıkları rızaya veya zora dayalı olarak başkaları tarafından kapatılıyor. Washington'un zaaflarını ödünlemek için baş vurduğu değişik araçlar söz konusu: liberalizm ilkelerinin tek taraflı olarak yinelenen ihlâli, uydularına empoze edilen silah ihracatı (dünya toplamının % 60'ı) ki, - Körfez ülkeleri gibi bunların bir çoğu hiçbir zaman kullanmayacakları silahları ithal ediyor- aşırı petrol rantı arayışı, bu amaçla petrol üretimini denetleme -Irak ve Orta Asya savaşlarındaki amaç budur-. Sonuç itibariyle ABD açığının önemli bölümü Avrupa, Japonya ve Üçüncü Dünya'nın zengin petrol ülkeleriyle -en fakirleri de dahil- kompradorlaşmış rejimler tarafından kapatılıyor. Buna bir de dünya kapitalist sisteminin çevresindeki tüm ülkelere dayatılan borç ödemeleri kanalıyla transfer edilen kaynağı eklemek gerekir.<br />
<br />
Elbette bu süper gücün bir parazit gibi günü birlik yaşamasına imkân veren sermaye akışının karmaşık nedenleri var. Ama gerçek olan bir şey varsa bu durum asla rasyonel ve karşı konulmaz denilen sözde "pazar yasalarının" eseri değil.<br />
<br />
Triad'daki (ABD, Avrupa, Japonya) küreselleşmiş sermayenin hakim kesimlerinin dayanışması bir vakıa olduğu gibi, bunların neoliberalizme teveccüh ettikleri de malumdur. Böylesi bir ortamda ABD (gerektiğinde askerî) "ortak çıkarların" savunucusu olarak görülüyor. Kaldı ki, ABD kendi liderliğinin meyvelerini de eşit olarak paylaştırmıyor. Tam tersine müttefiklerini vasalleştiriyor ve bu anlayışla Triad'daki ikincil müttefiklerine çok sınırlı ödünler vermeyi yeğliyor. Egemen sermaye içi bu çıkar çatışması NATO 'da (Kuzey Atlantik İttifakı) bir kopuşa neden olabilir mi? Böyle bir olasılık imkansız değilse de pek mümkün de değil.<br />
<br />
Asıl çatışma başka alanda yaşanabilir ki, bu siyasi kültür alanıdır. Zira, Avrupa'da bir sol alternatif her zaman mümkündür. Böylesi bir alternatif ikili kopuşa neden olacaktır: Birincisi neoliberalizmin terkidir (bunun anlamı Avrupa sermayesinin ABD istek ve dayatmalarından yakayı kurtarmasıdır); ikincisi de, ABD'nin siyasi stratejisine yaslanmaktan vazgeçmek. Böylece bugüne kadar ABD'ye yatırılan (açıklarını kapatmaya yarayan) sermaye fazlası Avrupa'da ekonomik canlanma ve sosyal refahı artırmak için kullanılabilir. Aksi halde bir canlanma mümkün değildir. Eğer Avrupa böyle bir rotaya girerse, yani kendi ekonomik büyümesi ve sosyal refahı yönünde bir tercih yaparsa, ABD ekonomisinin sahte sağlığı tehlikeye girecektir ve Amerikan yönetici sınıfı bu durumun ortaya çıkaracağı kendi sosyal sorunlarıyla cebelleşmek zorunda kalacaktır. İşte benim "Avrupa ya solda olacak ya da Avrupa diye bir şey olmayacak" dediğim şey budur.<br />
<br />
Bunun için de eğer liberalizm 'kuralına uygun işlerse' her şey yolunda gidecek biçimindeki saplantıdan yakayı kurtarmaları gerekiyor. ABD asimetrik bir liberalizm pratiğinden asla vazgeçmeyecektir, zira ancak bu tür bir politika sayesinde kendi açıklarını kapatabilir. Velhasıl ABD'nin refahı başkalarının durgunluğu pahasına mümkündür.<br />
<br />
Eğer öyleyse ABD lehine sermaye akışının sebebi nedir? Şüphesiz bir çoğu için bu sorunun cevabı şudur: Çünkü ABD "zenginlerin devletidir", sermaye için emin bir sığınaktır... Elbette bu Üçüncü Dünya'nın komprador burjuvaziler için geçerli ve servetlerini orada muhafaza etmeyi yeğliyorlar. Ya Avrupalılar? Burada liberalizm virüsü devreye giriyor -ABD'nin eninde sonunda "Pazar ekonomisi kurallarını" benimseyeceği saplantısı etkili oluyor- ve kamuoyu bu yönde koşullandırılıyor. Bu bağlamda da İMF tarafından "sermayenin serbest dolaşımı" ilkesi kutsanıyor. Böylesi bir kutsama da elbette boşuna değil: Başkalarına dayatılan neoliberal politikalar sonucu ABD'ye pompalanan finansal fazla onun açıklarını kapatıyor ama kendisi söz konusu neoliberal politikalara pek itibar etmiyor... Fakat bir bütün olarak alındığında büyük egemen sermaye için bu sistemin avantajları dezavantajlarından daha fazla. İşte bu durumun sürmesi için de ABD'ye haraç ödemeyi yeğliyorlar...<br />
<br />
"Borçlu yoksul ülkeler" denilen ülkeler var ve bunlar borçlarını ödemeye zorlanıyor. Bir de hiçbir zaman borçlarını ödemeyeceğinin bilinmesi gereken"borçlu bir süper güç" var. ABD'nin siyasi şantajı sayesinde gerçekleşen haraç şimdilik devam ediyor ama kırılgandır.<br />
<br />
4. İşte ABD yönetiminin askeri (militarist) stratejik tercihinin gerisindeki neden budur. Aslında bu ABD'nin ekonomik hegemonyasını dayatabilmesi için askeri gücü dışında hiçbir koza sahip olmadığının da itirafıdır.<br />
<br />
Elbette ABD'nin üretim sisteminin zayıflamasının karmaşık nedenleri var. Ama bu nedenler kesinlikle konjonktürel değil. Para (dolar) kuruyla oynayarak ya da daha uygun sermaye-emek dengesi oluşturarak üstesinden gelinebilecek türden zaafiyetler değil. Yapısal nedenler söz konusu. Genel eğitim ve öğretim sisteminin yetersizliği- ki bu sistematik olarak özel eğitimin mutlaka kamusal eğitimden daha iyi olduğu önyargısıyla da besleniyor- Amerikan toplumunun içinden geçmekte olduğu krizin temel nedenlerinden biridir.<br />
<br />
Avrupalılar ABD ekonomisinin bâriz yetersizliklerinden hareketle sonuçlar çıkarmak yerine, şaşırtıcı bir biçimde onu taklide kalkışıyorlar. Elbette bu konudaki aymazlığı sadece liberalizm virüsüyle açıklamak yeterli olmaz. Her ne kadar liberalizm virüsü solu belirli ölçüde felç edebiliyorsa da... Zira, aşırıya vardırılan özelleştirme şampiyonluğu ve kamu hizmetlerinin çökertilmesi, sadece (Bush'un tâbiriyle) "eski Avrupa'nın" ABD karşısındaki mukayeseli üstünlüğünü aşındıracaktır. Fakat, söz konusu neoliberal politikalar uzun dönemde ne tür zararlara ve yıkımlara neden olursa olsun, kısa vadede aşırı kârlar sağlamaya yarıyor.<br />
<br />
ABD'nin dünyayı askeri (militer) olarak denetim altına alma tercihi, tüm halklara yönelik bir tehdittir ve daha önce Hitler'in yapmak isteğinin devamı niteliğindedir. Askerî şiddete baş vurarak bu günün "Herrenfolk"u lehine ekonomik ve sosyal güç dengesini değiştirme girişimidir. Böylesi bir stratejik tercihin ön plana çıkması demek, tüm diğer siyasal konjonktürleri de belirler hale gelmesi demektir ki, bunun devamı halinde halkların mücadeleyle elde ettikleri demokratik ve sosyal kazanımların zaafa uğraması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, ABD'nin askerî (militer) projesinin başarısızlığa uğratılması herkesin öncelikli hedefi ve sorumluğu haline geliyor.<br />
<br />
Askerî saldırı sadece bu güne kadar saldırıya maruz kalan ülkelerle de sınırlı kalmayacak. Dünyanın askerî denetimi doğrudan Rusya'yı, Çin'i Hindistan'ı ve İran'ı da hedef alıyor ki, Ortadoğu ve Orta Asya'daki ABD üslerinden hareketle bu ülkeler sürekli saldırı tehdidi altında tutulmak isteniyor. Aynı şekilde dünyanın önemli petrol rezervlerini de kontrolü altına alarak Avrupa'yı da zaafa uğratıp kendine tâbi kılmak, onu bir çeşit 'alt-statüye' indirgemek istiyor. Bu kapsamda Brezilya da Kolombiya Planıyla köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Böylece Brezilya sürekli askerî saldırı tehdidi altında tutulacaktır. Zaten Washington'daki yönetim niyetini gizlemeye gerek duymuyor. Bir gün kendine direnmesi muhtemel "büyük ülkelerden" nefret ediyor. Askerî araçlar da dahil tüm yöntemlere başvurarak bu tür ülkelerin güçlenmesini engellemekte kararlı.<br />
<br />
Şüphesiz ABD'nin söz konusu projesini başarısızlığa uğratma mücadelesi farklı yöntem ve araçları devreye sokmayı gerektiriyor. Bir kere sorunun diplomatik veçhesi var (uluslararası hukukun savunulması), askerî veçhesi var (tüm dünya ülkelerinin silahsızlandırılması talebi ki, bu Washingtonu'un askerî saldırılarına karşı koymanın en etkin aracıdır). Unutmamak gerekir ki, ABD nükleer silah tekeline sahip olduğunda onu kullandı ama bu tekelden mahrum olduğunda kullanamadı. Nihayet politik veçhe (AB'nin kurulmasının tamamlanması ve bir bağlantısız ülkeler cephesinin yeniden inşası gibi...)<br />
<br />
Mücadelenin başarısı insanların bilincinin neoliberal yanılsamalardan kurtulmasına, özgürleşmesine bağlı. Zira, "gerçekten liberal" bir küreselleşmiş dünya ekonomisi hiç bir zaman mümkün olmayacak. Buna rağmen her türlü araca başvurularak insanları öyle bir şeyin varlığına inandırmak istiyorlar ve bu konudaki ısrar devam edecektir. Dünya Bankasının 'demokrasi', 'iyi yönetim' (bonne gouvernance) ve "açlıkla mücadele" konusundaki söylemi bir çeşit Wasshington'un propaganda bakanlığı işlevi görüyor. Aslında Joseph Stiglitz'in söyledikleri etrafında bir medyatik manipülasyon ortamı yaratılarak kafalar bulandırılmak isteniyor. Zira, Stiglitz kimi sıradan hakikatleri yeniden keşfetmiş gibi görünüyor ama bunu yaparken bayağı ekonominin hiç bir temel kabulünü tartışma konusu etmiyor. Hiçbir tutarlı sonuç çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin iflah olmaz önyargılarını mahkum etmiyor... Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının ( tricontinentale) dayanışmasını içeren bir Güney cephesinin oluşturulması bu halkların dünya arenasında aktif rol oynamalarını sağlayabilir. Ama bunun gerekçeleşmesi için ve 'asimetrik' olmayan bir dünyanın inşaası için de neoliberal bir dünya sistemi yanılsamasından yakayı kurtarmak gerekiyor. Ancak bu sayede bu ülkeler 'geriliklerini' aşma olanağına kavuşabilirler. Güney ülkelerinin "hiçbir ayrım olmadan neoliberalizmin ilklerinin hayata geçirilmesi" talebi gülünç değil mi? Bu tür talepler her halde Dünya Bankası tarafından boşuna alkışlanmıyor! Dünya Bankası ne zamandan beri ABD'ye karşı Üçüncü Dünya ülkelerini savunuyor?<br />
<br />
ABD emperyalizmine ve onun askerî saldırılarına karşı mücadele, sadece bu saldırılara doğrudan muhatap olan Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının değil, aynı zamanda 'bağımlı hale getirilmek istenen' Avrupa ve Japon halklarının , bu arada bizzat Amerikan halkının da olmak üzere, tüm halkların amacı olmalıdır. Bu vesileyle, 1950'lerdeki Mac Chartizm saldırıları karşısında teslim olmayarak direnenler gibi bugün de aynı şeyi yapan 'canavarın kalbindeki' haysiyetli insanları selamlamalıyız. Onlar da aynı Hitler'e karşı direnmeye cesaret edenler gibi tarihin verebileceği her türlü onuru hak ediyorlar... ABD'nin egemen sınıfı şimdilerde yöneldiği yolda devam etmeye muktedir olacak mı? Bu cevaplaması kolay bir soru değil. Aslında ABD'nin tarihine bakarak böyle bir şeyin imkansız olduğu kolayca ileri sürülemez. Zira, bugüne kadar gücü tartışma konusu yapılmayan sermayenin 'tek partisi' tarafından bir karşı duruş söz konusu değil. Elbette bu durum bir bütün olarak söz konusu sınıfın sorumluluğunu azaltmaz. Oğul Bush'un iktidarı sadece petrolcü ve silahçılardan oluşan bir 'kliğin" iktidarı değildir. ABD modern tarihinin her döneminde olduğu gibi, iktidar sermayenin farklı bileşenlerinin koalisyonunun iktidarıdır ve onların ortak çıkarının bekçisidir (Aslında bu duruma lobiler iktidarı demek uygun değildir ama öyle deniyor). Zira böyle bir koalisyon, ancak sermayenin diğer fraksiyonlarının onayı ve rızası durumunda mümkündür. Aksi halde işlerin sarpa sarması ve bir 'hak mücadelesi' dayatmasının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Elbette kimi siyasî, diplomatik, belki de askerî başarısızlıklar yönetici sınıf içindeki bir azınlığın ülkenin içine sürüklendiği bu maceraya itiraz etmelerine neden olabilir. Bundan daha fazlasını umut etmek, bana, vaktiyle Adolf Hitller'in bir gün aklını başına alacağı beklentisi içine girenlerinki kadar abes geliyor!<br />
<br />
Eğer Avrupalılar 1935 de ve 1937 de gereken tepkiyi ortaya koymuş olsalardı, Hitler çılgınlığı durdurulabilirdi. Sadece 1938 Eylülünde harekete geçebildiler ve sonuç on milyonlarca kurban oldu. Öyleyse Washington'un neonazilerinin meydan okumasına karşı elimizi çabuk tutmamız, vakitlice tepki göstermemiz gerekiyor...<br />
<br />
1 Dünyanın efendisi halk . Alman faşitlerinin 1930'lu yıllarda kullandıkları ve Alman halkının dünyayı yönetmeye hakkı olduğunu ifade eden kavram. (ç.n.)<br />
<br />
<br />
Fikret Başkaya tarafından Fransızca'dan çevrilmiştir.<br />
<br />
ABD'nin Aşırı ve Canice Emelleri:<br />
Gezegenin Militer Denetimi<br />
<br />
Samir Amin<br />
<br />
1. Sovyet sisteminin çöküşünün ilan edildiği 1980'li yılların sonundan başlayarak, ABD yönetici sınıfının tamamı ( ister cumhuriyetçi ister demokrat olsun) hegemonyacı emellerini açığa vurmakta gecikmedi. Militer (silahlı) güçlerini ödünleyecek rakibin artık ortadan kalktığı koşullarda ve şımarık bir sarhoşlukla gezegeni sadece militer yöntem ve araçlarla denetleyebilecekleri, biçimlendirebilecekleri kuruntusuna kapıldılar. Bu Amerikan usulû (made in USA) savaşın ilk denemeleri daha1990'ların başından itibaren ( Körfezde, Yugoslavya'da, Orta Asya'da, Filistin'de, Irak'ta) Washington tarafından tek yanlı olarak planlanıp hayata geçirilmişti.<br />
<br />
Bir kere siyasi strateji oluşturulunca, onu meşrulaştıracak gerekçeler de bulunacaktı elbette: Terörizm, uyuşturucu trafiği, kitle imha silahları üretildiği suçlaması... Aslında ABD'nin CIA eliyle nasıl ısmarlama üzerine "terörist' düşmanlar (Taliban, Bin Laden ve henüz 11 Eylül hala aydınlatılmamışken...) ürettiği ya da Brezilya'ya karşı geliştirdikleri 'Kolombiya Planı' dikkate alınırsa, bu tür gerekçelerin ne demeye geldiğini anlamak zor olmazdı... Irak'a, Kuzey Kore'ye, bakalım yarın başka hangi devlete yönelik muhtemel tehlikeli silah üretme suçlamasına gelince, bu tür iddialar ABD'nin bu silahları nerede ve nasıl kullandığını bilenler için pek de inandırıcı olmasa gerekir. (Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombası, Vietnam'da kimyasal silahlar kullandıkları ve ilerde nükleer silah kullanma niyetlerini açıkladıkları ortadayken...). Aslında burada söz konusu olan tam da Gobels anlamında bir propaganda aracıdır ve asıl amaç ahmaklaşmış Amerikan kamuoyunu aldatmaktır ama bu yutturmaca dışarıda o kadar da etkili değil ve insanlar giderek durumun daha çok farkına varıyorlar.<br />
<br />
ABD tarafından formüle edilen "önleyici savaşın" sadece kendileri için bir "hak" olarak görülmesi, artık her türlü uluslararası hukukun da sonu demeye geliyor. Birleşmiş Milletler Temel Belgesi meşru müdafaa durumu hariç savaşı yasaklıyor ve kendi askeri müdahalesini de çok sıkı kurallara bağlıyor, karşılığın ölçülü ve geçici olması gerektiğini vazediyor. Tüm hukukçular 1990'lardan beri yürütülen savaşların yasa dışı olduğunu, hiçbir meşruiyetinin olmadığını ve bu saldırıların sorumlularının da açıkça savaş suçu işledikleri konusunda hemfikirdir. ABD'nin elbette başkalarının da suç ortaklığıyla Birlemiş Milletlere yönelik tavrı, daha önceki (1930'larda) Faşist devletlerin Cemiyet-i Akvam'ı ( Milletler Cemiyeti) yönelik tavrına benziyor.<br />
<br />
<br />
2. Halkların haklarının bu tarz yok sayılması, hakların eşitliği ilkesinin yerini "Herrenvolk" 1un alması ( burada ABD ve ikinci olarak da İsrail) ve sadece bunların kendileri için gerekli "hayatî önemde" saydıkları yerleri fethetme hakkına sahip oldukları, diğerlerinin ancak "dünyanın efendilerinin" izin verdiği kadar onun projesi için bir "tehdit" oluşturmadığında yaşama ve varolma hakkı tanıdığı bir durum demeye gelir.<br />
<br />
Öyleyse ABD'nin bir hak olarak ileri sürdüğü şu "ulusal" çıkarlar dediği nedir?<br />
<br />
Aslında söz konusu sınıfın bir tek amacı vardır : Parayı büyütmek ve ABD devletinin birincil hedefi de Amerikan çokuluslu şirketlerinin hakim kesimlerinin çıkarlarını güvence altına almak.<br />
<br />
Artık Washington'daki hakim yönetici kliğin gözünde hepimiz "Kızıl Deriliyiz". Başka türlü ifade etmek istersek, ancak ABD'nin çokuluslu şirketlerinin yayılmasına bir engel teşkil etmediğimizde yaşama hakkına sahip olan halklarız... Bize söylenen de şu: Her kim ki, bu projeye itiraz eder, gerektiğinde toplu yok etme de dahil olmak üzere her türlü cezalandırmayı göze almalıdır. Amerikan çokuluslu şirketleri için ilave 15 milyon dolar aşırı kâr karşılığında 300 milyon insanı kurban etmekte asla tereddüt söz konusu değildir. Aslında Baba Bush'un, Clinton ve oğul Bush'un 'haydut' devlet dedikleri tam da ABD'nin kendisidir.<br />
<br />
Böylesi bir proje kelimenin en kaba anlamında emperyalist bir projedir ama Negri'nin bu kavrama yüklediği anlamda 'emperyal' değildir. Emperyal değildir zira, buradaki amaç dünya halklarının tamamını makul bir dünya kapitalist sistemi içinde yönetmek değil, sadece onların kaynaklarını yağmalamaktır. Sosyal düşüncenin bayağı ekonominin temel aksiyonlarına indirgenmesi, tüm dikkatlerin hakim sermayenin tek yanlı kâr etme ve kârı azâmileştirme kaygısına çevrilmesi, bu amaç için askerî gücün seferber edilmesine bir de kapitalizmde içerilmiş barbarca aşırılıklar eklendiğinde mevcut tablonun ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Artık her türlü insânî değerin yerini kendinden menkul bir pazar yasası alıyor ve herkesin pazarın sözde yasalarına uyması isteniyor... Tarih sahnesine çıkışı itibariyle Kuzey Amerika kapitalizminin oluşması, yukarıda sözünü ettiğimiz duruma Avrupa'ya göre daha yakındı. Zira, Amerika devleti ve onun siyasi anlayışı ekonomiye hizmet etmeyi yegane amaç sayıyordu. Siyasi vizyonu bu amaca göre biçimlendirilmişti. Bu niteliği itibariyle de ekonomiyle siyaset arasındaki çelişik ve diyalektik ilişki yok edilmişti.<br />
<br />
Yerlilerin jenosidi, Kara Afrikalıların köleleştirilmesi, peşi sıra gelen göçmen dalgası sonucu sınıf mücadelesinin yerini (hakim sınıf tarafından manipüle edilen) topluluk kimliğinin alması, sınıf bilincinin oluşmasının önünü kesti. Bu durum yönetici sınıfın tek parti aracılığıyla toplumu siyaseten yönetmesini kolaylaştırdı. Aslında söz konusu olan sermayenin tek partisidir. İki parti söz konusudur ama bu bir retoriktir, zira her iki kanat da aynı temel stratejiye sahiptir, her ikisi de aynı söylemin ve politikanın araçlarıdır. Bu partilerden her biri kendilerini temsil ettiği yanılsamasıyla toplumun 'bir yarısının' oy verdiği partilerdir. ABD'de Avrupa'daki modern siyasal kültürün oluşmasında etkili olmuş sosyal demokrat ve komünist partilerin olmayışı, bu ülkeyi sermayenin diktasına karşı koyacak ve onu dengeleyecek ideolojik araçlardan yoksun bırakmıştır. Tam tersine toplumsal bilincin tüm unsurları ve veçheleri her seferinde onun temel ırkçılığını pekiştirip kendini Herrenvolk olarak görmesini sağlayarak, bizzat sermaye tarafından biçimlendirilmektedir. Hindistan'da dillendirilen "Play boy Clinton, Cow boy Bush, same policy" (Playboy Clinton, kovboy Bush aynı politika) sloganı tam da sözde Amerikan demokrasisi denileni yöneten tek parti sisteminin mantığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Bu itibarla da ABD'nin projesi bildik hegemonyacı bir proje değildir. Zira, eski olsun yeni olsun, ekonomik sömürüye ve siyasi eşitsizliğe de dayansalar önceki dönemlere damgasını vurmuş hegemonya biçimleri iyi kötü bütünsel ve istikrarı amaçlayan bir vizyona sahiptiler. Oysa, ABD tarafından dayatılan hegemonya aşırı kaba ve tek yanlıdır ve bu niteliği itibariyle de "Herrenvolk" ilkesine dayanan nazi projesini andırmaktadır. ABD'nin söz konusu projesi Amerikalı liberal üniversite taifesinin ileri sürdüğü gibi 'şefkatli-merhametli' (being) bir hegemonya değildir...<br />
<br />
Eğer bu proje bir süre daha geçerli olmaya devam ederse, daha büyük kaos yaratmadan daha büyük kabalıklar ve aşırılıklara meydan vermeden yoluna devam etmesi mümkün değildir. Zira, uzun dönemi kapsayan bir stratejiden yoksundur. En azından ABD gerçek müttefiklerle ilişkileri güçlendirme yoluna gitmeyecektir, zira müttefiğe sahip olmak demek taviz vermeyi bilmek demektir. Gerçi şimdilik Afganistan'daki Karzai türü kukla hükümetlerle işi götürebileceklerini sanıyorlar ama bu anlayış askerî güçlerinin yenilmezliği saplantısına dayanıyor. Bir zamanlar Hitler de aynı şeyi düşünmüyor muydu?<br />
<br />
3. Bu projenin daha iyi anlaşılabilmesi için şimdilerde triad denilen egemen kapitalizmin bileşenleri olan güçler (ABD, Avrupa, Japonya) arasındaki ilişkilere daha yakından bakmak gerekiyor. Ancak o zaman gücünü ve zaaflarını anlamak mümkün olabilir.<br />
<br />
Medya tarafından da pohpohlanan ama işin esasını dışlayan yaygın düşünce şöyle ve bu bilinçli olarak yapılıyor: ABD'nin militer üstünlüğü kesin olmakla birlikte bu buz dağının yüzeye yansıyan kısmıdır. Bu onun gerisindeki ekonomik, siyasi, dahası kültürel üstünlüğün sadece görünen yüzüdür. Öyleyse böylesi bir güce koşulsuz biat etmek dışında bir seçenek yoktur, bunun karşısında durmak beyhude çabalar olmanın ötesine geçemez...<br />
<br />
Oysa, ekonomik durumun tahlili bu kaba kabulü yalanlıyor. Bir kere ABD üretim sisteminin "dünyanın en etkini" olduğu diye bir şey yok. Tam tersine, üretim sektörlerinin hiçbiri liberal iktisatçıların düşündüğü anlamda bütünüyle rekabete açık bir dünya pazarında üstünlük sağlayacak durumda değil. Bunun kanıtı ABD'nin ticari açığıdır ki, yıldan yıla kötüleşmeye devam ediyor. 1989 da 100 milyar dolar olan açık 2000 yılanda 450 milyar dolara yükseldi. Fakat açık sadece dış ticaret açığından ibaret değil. Üretim sisteminin tüm sektörlerinde ve dallarında da aynı şey söz konusu. O kadar ki, ABD'nin tartışmasız ileri olduğu söylenen yüksek teknolojilerde de durum farklı değil. Nitekim, bu alanda ABD 1990 da 35 milyar dolar fazla veriyorken şimdilerde açık verir durumda. Ariane ile Nasa'nın füzeleri ve Air Bus'la Boeing arasındaki rekabetteki durum, ABD'nin zaafını ortaya koyuyor. ABD'nin karşısına yüksek teknoloji alanında Avrupa ve Japonya dikilirken, sıradan teknoloji ürünlerinde de Çin, Kore, diğer Asya ülkeleri ve Latin Amerika, "ekonomi dışı" araçlara başvurulmasa tarımsal üretimde de yine Avrupa ve Latin Amerika'nın güney bölgeleri ABD'ye üstünlük sağlayacak durumda. Aslında ABD rakiplerine liberalizmi dayatırken, kendisi liberalizme itibar etmiyor.<br />
<br />
Esasen ABD'nin mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu yegane sektör silah sektörü. Bunun böyle olmasının da bildik bir nedeni var: Birincisi, diğer ürünlerin tâbi olduğu biçimde rekabete tâbi değil; İkincisi, devlet desteği söz konusu... Elbette bu avantaj sivil sektör üzerinde bazı olumlu etkiler yaratıyor (örneğin internet gibi) ama başka bazı üretim sektörlerinde de bir handikap oluşturmak koşuluyla... ABD ekonomisi dünya sistemindeki diğer ekonomiler aleyhine olarak bir parazit durumunda. " ABD endüstriyel tüketiminin %10'unu dışardan sağlıyor ve bunu ulusal mal ihracatıyla karşılayamıyor (E. Todd, Après L'empire, p. 80).<br />
<br />
Clinton döneminin çok öğünülen ve 'liberalizmin' ürünü olduğu söylenen büyüme -ki, Avrupa buna açıkça direnmeliydi- aslında yapaydı ve genelleştirilebilir bir büyüme değildi, zira ticari ortaklarının ABD'ye yaptıkları sermaye transferine dayanıyordu. Üretim sektörlerinin hiç birinde ABD'nin Avrupa karşısında üstünlüğü söz konusu değildir. "Amerikan mucizesi" denilen de esas itibariyle sosyal eşitsizlikleri derinleştirme pahasına gerçekleşti ( finansal hizmetler ve avukatlık, özel polis gibi bireysel nitelikteki şişkinlik,vb.). Bu anlamda Clinton döneminin liberalizmi oğul Bush'un daha sonraki gerici zaferinin koşullarını oluşturdu. Daha da ötede, Todd'un da ( p.84) yazdığı gibi, "hileyle şişirilmiş ABD'nin GSMH'sinin istatistiki güvenilirliği giderek Sovyetler Birliğininkine benzemeye başlıyor."<br />
<br />
Dünya üretiyor ve (neredeyse tasarrufu sıfır olan) ABD tüketiyor. ABD'nin "avantajı" yağmacınınkine benziyor ki, açıkları rızaya veya zora dayalı olarak başkaları tarafından kapatılıyor. Washington'un zaaflarını ödünlemek için baş vurduğu değişik araçlar söz konusu: liberalizm ilkelerinin tek taraflı olarak yinelenen ihlâli, uydularına empoze edilen silah ihracatı (dünya toplamının % 60'ı) ki, - Körfez ülkeleri gibi bunların bir çoğu hiçbir zaman kullanmayacakları silahları ithal ediyor- aşırı petrol rantı arayışı, bu amaçla petrol üretimini denetleme -Irak ve Orta Asya savaşlarındaki amaç budur-. Sonuç itibariyle ABD açığının önemli bölümü Avrupa, Japonya ve Üçüncü Dünya'nın zengin petrol ülkeleriyle -en fakirleri de dahil- kompradorlaşmış rejimler tarafından kapatılıyor. Buna bir de dünya kapitalist sisteminin çevresindeki tüm ülkelere dayatılan borç ödemeleri kanalıyla transfer edilen kaynağı eklemek gerekir.<br />
<br />
Elbette bu süper gücün bir parazit gibi günü birlik yaşamasına imkân veren sermaye akışının karmaşık nedenleri var. Ama gerçek olan bir şey varsa bu durum asla rasyonel ve karşı konulmaz denilen sözde "pazar yasalarının" eseri değil.<br />
<br />
Triad'daki (ABD, Avrupa, Japonya) küreselleşmiş sermayenin hakim kesimlerinin dayanışması bir vakıa olduğu gibi, bunların neoliberalizme teveccüh ettikleri de malumdur. Böylesi bir ortamda ABD (gerektiğinde askerî) "ortak çıkarların" savunucusu olarak görülüyor. Kaldı ki, ABD kendi liderliğinin meyvelerini de eşit olarak paylaştırmıyor. Tam tersine müttefiklerini vasalleştiriyor ve bu anlayışla Triad'daki ikincil müttefiklerine çok sınırlı ödünler vermeyi yeğliyor. Egemen sermaye içi bu çıkar çatışması NATO 'da (Kuzey Atlantik İttifakı) bir kopuşa neden olabilir mi? Böyle bir olasılık imkansız değilse de pek mümkün de değil.<br />
<br />
Asıl çatışma başka alanda yaşanabilir ki, bu siyasi kültür alanıdır. Zira, Avrupa'da bir sol alternatif her zaman mümkündür. Böylesi bir alternatif ikili kopuşa neden olacaktır: Birincisi neoliberalizmin terkidir (bunun anlamı Avrupa sermayesinin ABD istek ve dayatmalarından yakayı kurtarmasıdır); ikincisi de, ABD'nin siyasi stratejisine yaslanmaktan vazgeçmek. Böylece bugüne kadar ABD'ye yatırılan (açıklarını kapatmaya yarayan) sermaye fazlası Avrupa'da ekonomik canlanma ve sosyal refahı artırmak için kullanılabilir. Aksi halde bir canlanma mümkün değildir. Eğer Avrupa böyle bir rotaya girerse, yani kendi ekonomik büyümesi ve sosyal refahı yönünde bir tercih yaparsa, ABD ekonomisinin sahte sağlığı tehlikeye girecektir ve Amerikan yönetici sınıfı bu durumun ortaya çıkaracağı kendi sosyal sorunlarıyla cebelleşmek zorunda kalacaktır. İşte benim "Avrupa ya solda olacak ya da Avrupa diye bir şey olmayacak" dediğim şey budur.<br />
<br />
Bunun için de eğer liberalizm 'kuralına uygun işlerse' her şey yolunda gidecek biçimindeki saplantıdan yakayı kurtarmaları gerekiyor. ABD asimetrik bir liberalizm pratiğinden asla vazgeçmeyecektir, zira ancak bu tür bir politika sayesinde kendi açıklarını kapatabilir. Velhasıl ABD'nin refahı başkalarının durgunluğu pahasına mümkündür.<br />
<br />
Eğer öyleyse ABD lehine sermaye akışının sebebi nedir? Şüphesiz bir çoğu için bu sorunun cevabı şudur: Çünkü ABD "zenginlerin devletidir", sermaye için emin bir sığınaktır... Elbette bu Üçüncü Dünya'nın komprador burjuvaziler için geçerli ve servetlerini orada muhafaza etmeyi yeğliyorlar. Ya Avrupalılar? Burada liberalizm virüsü devreye giriyor -ABD'nin eninde sonunda "Pazar ekonomisi kurallarını" benimseyeceği saplantısı etkili oluyor- ve kamuoyu bu yönde koşullandırılıyor. Bu bağlamda da İMF tarafından "sermayenin serbest dolaşımı" ilkesi kutsanıyor. Böylesi bir kutsama da elbette boşuna değil: Başkalarına dayatılan neoliberal politikalar sonucu ABD'ye pompalanan finansal fazla onun açıklarını kapatıyor ama kendisi söz konusu neoliberal politikalara pek itibar etmiyor... Fakat bir bütün olarak alındığında büyük egemen sermaye için bu sistemin avantajları dezavantajlarından daha fazla. İşte bu durumun sürmesi için de ABD'ye haraç ödemeyi yeğliyorlar...<br />
<br />
"Borçlu yoksul ülkeler" denilen ülkeler var ve bunlar borçlarını ödemeye zorlanıyor. Bir de hiçbir zaman borçlarını ödemeyeceğinin bilinmesi gereken"borçlu bir süper güç" var. ABD'nin siyasi şantajı sayesinde gerçekleşen haraç şimdilik devam ediyor ama kırılgandır.<br />
<br />
4. İşte ABD yönetiminin askeri (militarist) stratejik tercihinin gerisindeki neden budur. Aslında bu ABD'nin ekonomik hegemonyasını dayatabilmesi için askeri gücü dışında hiçbir koza sahip olmadığının da itirafıdır.<br />
<br />
Elbette ABD'nin üretim sisteminin zayıflamasının karmaşık nedenleri var. Ama bu nedenler kesinlikle konjonktürel değil. Para (dolar) kuruyla oynayarak ya da daha uygun sermaye-emek dengesi oluşturarak üstesinden gelinebilecek türden zaafiyetler değil. Yapısal nedenler söz konusu. Genel eğitim ve öğretim sisteminin yetersizliği- ki bu sistematik olarak özel eğitimin mutlaka kamusal eğitimden daha iyi olduğu önyargısıyla da besleniyor- Amerikan toplumunun içinden geçmekte olduğu krizin temel nedenlerinden biridir.<br />
<br />
Avrupalılar ABD ekonomisinin bâriz yetersizliklerinden hareketle sonuçlar çıkarmak yerine, şaşırtıcı bir biçimde onu taklide kalkışıyorlar. Elbette bu konudaki aymazlığı sadece liberalizm virüsüyle açıklamak yeterli olmaz. Her ne kadar liberalizm virüsü solu belirli ölçüde felç edebiliyorsa da... Zira, aşırıya vardırılan özelleştirme şampiyonluğu ve kamu hizmetlerinin çökertilmesi, sadece (Bush'un tâbiriyle) "eski Avrupa'nın" ABD karşısındaki mukayeseli üstünlüğünü aşındıracaktır. Fakat, söz konusu neoliberal politikalar uzun dönemde ne tür zararlara ve yıkımlara neden olursa olsun, kısa vadede aşırı kârlar sağlamaya yarıyor.<br />
<br />
ABD'nin dünyayı askeri (militer) olarak denetim altına alma tercihi, tüm halklara yönelik bir tehdittir ve daha önce Hitler'in yapmak isteğinin devamı niteliğindedir. Askerî şiddete baş vurarak bu günün "Herrenfolk"u lehine ekonomik ve sosyal güç dengesini değiştirme girişimidir. Böylesi bir stratejik tercihin ön plana çıkması demek, tüm diğer siyasal konjonktürleri de belirler hale gelmesi demektir ki, bunun devamı halinde halkların mücadeleyle elde ettikleri demokratik ve sosyal kazanımların zaafa uğraması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, ABD'nin askerî (militer) projesinin başarısızlığa uğratılması herkesin öncelikli hedefi ve sorumluğu haline geliyor.<br />
<br />
Askerî saldırı sadece bu güne kadar saldırıya maruz kalan ülkelerle de sınırlı kalmayacak. Dünyanın askerî denetimi doğrudan Rusya'yı, Çin'i Hindistan'ı ve İran'ı da hedef alıyor ki, Ortadoğu ve Orta Asya'daki ABD üslerinden hareketle bu ülkeler sürekli saldırı tehdidi altında tutulmak isteniyor. Aynı şekilde dünyanın önemli petrol rezervlerini de kontrolü altına alarak Avrupa'yı da zaafa uğratıp kendine tâbi kılmak, onu bir çeşit 'alt-statüye' indirgemek istiyor. Bu kapsamda Brezilya da Kolombiya Planıyla köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Böylece Brezilya sürekli askerî saldırı tehdidi altında tutulacaktır. Zaten Washington'daki yönetim niyetini gizlemeye gerek duymuyor. Bir gün kendine direnmesi muhtemel "büyük ülkelerden" nefret ediyor. Askerî araçlar da dahil tüm yöntemlere başvurarak bu tür ülkelerin güçlenmesini engellemekte kararlı.<br />
<br />
Şüphesiz ABD'nin söz konusu projesini başarısızlığa uğratma mücadelesi farklı yöntem ve araçları devreye sokmayı gerektiriyor. Bir kere sorunun diplomatik veçhesi var (uluslararası hukukun savunulması), askerî veçhesi var (tüm dünya ülkelerinin silahsızlandırılması talebi ki, bu Washingtonu'un askerî saldırılarına karşı koymanın en etkin aracıdır). Unutmamak gerekir ki, ABD nükleer silah tekeline sahip olduğunda onu kullandı ama bu tekelden mahrum olduğunda kullanamadı. Nihayet politik veçhe (AB'nin kurulmasının tamamlanması ve bir bağlantısız ülkeler cephesinin yeniden inşası gibi...)<br />
<br />
Mücadelenin başarısı insanların bilincinin neoliberal yanılsamalardan kurtulmasına, özgürleşmesine bağlı. Zira, "gerçekten liberal" bir küreselleşmiş dünya ekonomisi hiç bir zaman mümkün olmayacak. Buna rağmen her türlü araca başvurularak insanları öyle bir şeyin varlığına inandırmak istiyorlar ve bu konudaki ısrar devam edecektir. Dünya Bankasının 'demokrasi', 'iyi yönetim' (bonne gouvernance) ve "açlıkla mücadele" konusundaki söylemi bir çeşit Wasshington'un propaganda bakanlığı işlevi görüyor. Aslında Joseph Stiglitz'in söyledikleri etrafında bir medyatik manipülasyon ortamı yaratılarak kafalar bulandırılmak isteniyor. Zira, Stiglitz kimi sıradan hakikatleri yeniden keşfetmiş gibi görünüyor ama bunu yaparken bayağı ekonominin hiç bir temel kabulünü tartışma konusu etmiyor. Hiçbir tutarlı sonuç çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin iflah olmaz önyargılarını mahkum etmiyor... Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının ( tricontinentale) dayanışmasını içeren bir Güney cephesinin oluşturulması bu halkların dünya arenasında aktif rol oynamalarını sağlayabilir. Ama bunun gerekçeleşmesi için ve 'asimetrik' olmayan bir dünyanın inşaası için de neoliberal bir dünya sistemi yanılsamasından yakayı kurtarmak gerekiyor. Ancak bu sayede bu ülkeler 'geriliklerini' aşma olanağına kavuşabilirler. Güney ülkelerinin "hiçbir ayrım olmadan neoliberalizmin ilklerinin hayata geçirilmesi" talebi gülünç değil mi? Bu tür talepler her halde Dünya Bankası tarafından boşuna alkışlanmıyor! Dünya Bankası ne zamandan beri ABD'ye karşı Üçüncü Dünya ülkelerini savunuyor?<br />
<br />
ABD emperyalizmine ve onun askerî saldırılarına karşı mücadele, sadece bu saldırılara doğrudan muhatap olan Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının değil, aynı zamanda 'bağımlı hale getirilmek istenen' Avrupa ve Japon halklarının , bu arada bizzat Amerikan halkının da olmak üzere, tüm halkların amacı olmalıdır. Bu vesileyle, 1950'lerdeki Mac Chartizm saldırıları karşısında teslim olmayarak direnenler gibi bugün de aynı şeyi yapan 'canavarın kalbindeki' haysiyetli insanları selamlamalıyız. Onlar da aynı Hitler'e karşı direnmeye cesaret edenler gibi tarihin verebileceği her türlü onuru hak ediyorlar... ABD'nin egemen sınıfı şimdilerde yöneldiği yolda devam etmeye muktedir olacak mı? Bu cevaplaması kolay bir soru değil. Aslında ABD'nin tarihine bakarak böyle bir şeyin imkansız olduğu kolayca ileri sürülemez. Zira, bugüne kadar gücü tartışma konusu yapılmayan sermayenin 'tek partisi' tarafından bir karşı duruş söz konusu değil. Elbette bu durum bir bütün olarak söz konusu sınıfın sorumluluğunu azaltmaz. Oğul Bush'un iktidarı sadece petrolcü ve silahçılardan oluşan bir 'kliğin" iktidarı değildir. ABD modern tarihinin her döneminde olduğu gibi, iktidar sermayenin farklı bileşenlerinin koalisyonunun iktidarıdır ve onların ortak çıkarının bekçisidir (Aslında bu duruma lobiler iktidarı demek uygun değildir ama öyle deniyor). Zira böyle bir koalisyon, ancak sermayenin diğer fraksiyonlarının onayı ve rızası durumunda mümkündür. Aksi halde işlerin sarpa sarması ve bir 'hak mücadelesi' dayatmasının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Elbette kimi siyasî, diplomatik, belki de askerî başarısızlıklar yönetici sınıf içindeki bir azınlığın ülkenin içine sürüklendiği bu maceraya itiraz etmelerine neden olabilir. Bundan daha fazlasını umut etmek, bana, vaktiyle Adolf Hitller'in bir gün aklını başına alacağı beklentisi içine girenlerinki kadar abes geliyor!<br />
<br />
Eğer Avrupalılar 1935 de ve 1937 de gereken tepkiyi ortaya koymuş olsalardı, Hitler çılgınlığı durdurulabilirdi. Sadece 1938 Eylülünde harekete geçebildiler ve sonuç on milyonlarca kurban oldu. Öyleyse Washington'un neonazilerinin meydan okumasına karşı elimizi çabuk tutmamız, vakitlice tepki göstermemiz gerekiyor...<br />
<br />
1 Dünyanın efendisi halk . Alman faşitlerinin 1930'lu yıllarda kullandıkları ve Alman halkının dünyayı yönetmeye hakkı olduğunu ifade eden kavram. (ç.n.)<br />
<br />
<br />
Fikret Başkaya tarafından Fransızca'dan çevrilmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ABD'nin Aşırı ve Canice Emelleri:<br />
Gezegenin Militer Denetimi<br />
<br />
Samir Amin<br />
<br />
1. Sovyet sisteminin çöküşünün ilan edildiği 1980'li yılların sonundan başlayarak, ABD yönetici sınıfının tamamı ( ister cumhuriyetçi ister demokrat olsun) hegemonyacı emellerini açığa vurmakta gecikmedi. Militer (silahlı) güçlerini ödünleyecek rakibin artık ortadan kalktığı koşullarda ve şımarık bir sarhoşlukla gezegeni sadece militer yöntem ve araçlarla denetleyebilecekleri, biçimlendirebilecekleri kuruntusuna kapıldılar. Bu Amerikan usulû (made in USA) savaşın ilk denemeleri daha1990'ların başından itibaren ( Körfezde, Yugoslavya'da, Orta Asya'da, Filistin'de, Irak'ta) Washington tarafından tek yanlı olarak planlanıp hayata geçirilmişti.<br />
<br />
Bir kere siyasi strateji oluşturulunca, onu meşrulaştıracak gerekçeler de bulunacaktı elbette: Terörizm, uyuşturucu trafiği, kitle imha silahları üretildiği suçlaması... Aslında ABD'nin CIA eliyle nasıl ısmarlama üzerine "terörist' düşmanlar (Taliban, Bin Laden ve henüz 11 Eylül hala aydınlatılmamışken...) ürettiği ya da Brezilya'ya karşı geliştirdikleri 'Kolombiya Planı' dikkate alınırsa, bu tür gerekçelerin ne demeye geldiğini anlamak zor olmazdı... Irak'a, Kuzey Kore'ye, bakalım yarın başka hangi devlete yönelik muhtemel tehlikeli silah üretme suçlamasına gelince, bu tür iddialar ABD'nin bu silahları nerede ve nasıl kullandığını bilenler için pek de inandırıcı olmasa gerekir. (Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombası, Vietnam'da kimyasal silahlar kullandıkları ve ilerde nükleer silah kullanma niyetlerini açıkladıkları ortadayken...). Aslında burada söz konusu olan tam da Gobels anlamında bir propaganda aracıdır ve asıl amaç ahmaklaşmış Amerikan kamuoyunu aldatmaktır ama bu yutturmaca dışarıda o kadar da etkili değil ve insanlar giderek durumun daha çok farkına varıyorlar.<br />
<br />
ABD tarafından formüle edilen "önleyici savaşın" sadece kendileri için bir "hak" olarak görülmesi, artık her türlü uluslararası hukukun da sonu demeye geliyor. Birleşmiş Milletler Temel Belgesi meşru müdafaa durumu hariç savaşı yasaklıyor ve kendi askeri müdahalesini de çok sıkı kurallara bağlıyor, karşılığın ölçülü ve geçici olması gerektiğini vazediyor. Tüm hukukçular 1990'lardan beri yürütülen savaşların yasa dışı olduğunu, hiçbir meşruiyetinin olmadığını ve bu saldırıların sorumlularının da açıkça savaş suçu işledikleri konusunda hemfikirdir. ABD'nin elbette başkalarının da suç ortaklığıyla Birlemiş Milletlere yönelik tavrı, daha önceki (1930'larda) Faşist devletlerin Cemiyet-i Akvam'ı ( Milletler Cemiyeti) yönelik tavrına benziyor.<br />
<br />
<br />
2. Halkların haklarının bu tarz yok sayılması, hakların eşitliği ilkesinin yerini "Herrenvolk" 1un alması ( burada ABD ve ikinci olarak da İsrail) ve sadece bunların kendileri için gerekli "hayatî önemde" saydıkları yerleri fethetme hakkına sahip oldukları, diğerlerinin ancak "dünyanın efendilerinin" izin verdiği kadar onun projesi için bir "tehdit" oluşturmadığında yaşama ve varolma hakkı tanıdığı bir durum demeye gelir.<br />
<br />
Öyleyse ABD'nin bir hak olarak ileri sürdüğü şu "ulusal" çıkarlar dediği nedir?<br />
<br />
Aslında söz konusu sınıfın bir tek amacı vardır : Parayı büyütmek ve ABD devletinin birincil hedefi de Amerikan çokuluslu şirketlerinin hakim kesimlerinin çıkarlarını güvence altına almak.<br />
<br />
Artık Washington'daki hakim yönetici kliğin gözünde hepimiz "Kızıl Deriliyiz". Başka türlü ifade etmek istersek, ancak ABD'nin çokuluslu şirketlerinin yayılmasına bir engel teşkil etmediğimizde yaşama hakkına sahip olan halklarız... Bize söylenen de şu: Her kim ki, bu projeye itiraz eder, gerektiğinde toplu yok etme de dahil olmak üzere her türlü cezalandırmayı göze almalıdır. Amerikan çokuluslu şirketleri için ilave 15 milyon dolar aşırı kâr karşılığında 300 milyon insanı kurban etmekte asla tereddüt söz konusu değildir. Aslında Baba Bush'un, Clinton ve oğul Bush'un 'haydut' devlet dedikleri tam da ABD'nin kendisidir.<br />
<br />
Böylesi bir proje kelimenin en kaba anlamında emperyalist bir projedir ama Negri'nin bu kavrama yüklediği anlamda 'emperyal' değildir. Emperyal değildir zira, buradaki amaç dünya halklarının tamamını makul bir dünya kapitalist sistemi içinde yönetmek değil, sadece onların kaynaklarını yağmalamaktır. Sosyal düşüncenin bayağı ekonominin temel aksiyonlarına indirgenmesi, tüm dikkatlerin hakim sermayenin tek yanlı kâr etme ve kârı azâmileştirme kaygısına çevrilmesi, bu amaç için askerî gücün seferber edilmesine bir de kapitalizmde içerilmiş barbarca aşırılıklar eklendiğinde mevcut tablonun ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Artık her türlü insânî değerin yerini kendinden menkul bir pazar yasası alıyor ve herkesin pazarın sözde yasalarına uyması isteniyor... Tarih sahnesine çıkışı itibariyle Kuzey Amerika kapitalizminin oluşması, yukarıda sözünü ettiğimiz duruma Avrupa'ya göre daha yakındı. Zira, Amerika devleti ve onun siyasi anlayışı ekonomiye hizmet etmeyi yegane amaç sayıyordu. Siyasi vizyonu bu amaca göre biçimlendirilmişti. Bu niteliği itibariyle de ekonomiyle siyaset arasındaki çelişik ve diyalektik ilişki yok edilmişti.<br />
<br />
Yerlilerin jenosidi, Kara Afrikalıların köleleştirilmesi, peşi sıra gelen göçmen dalgası sonucu sınıf mücadelesinin yerini (hakim sınıf tarafından manipüle edilen) topluluk kimliğinin alması, sınıf bilincinin oluşmasının önünü kesti. Bu durum yönetici sınıfın tek parti aracılığıyla toplumu siyaseten yönetmesini kolaylaştırdı. Aslında söz konusu olan sermayenin tek partisidir. İki parti söz konusudur ama bu bir retoriktir, zira her iki kanat da aynı temel stratejiye sahiptir, her ikisi de aynı söylemin ve politikanın araçlarıdır. Bu partilerden her biri kendilerini temsil ettiği yanılsamasıyla toplumun 'bir yarısının' oy verdiği partilerdir. ABD'de Avrupa'daki modern siyasal kültürün oluşmasında etkili olmuş sosyal demokrat ve komünist partilerin olmayışı, bu ülkeyi sermayenin diktasına karşı koyacak ve onu dengeleyecek ideolojik araçlardan yoksun bırakmıştır. Tam tersine toplumsal bilincin tüm unsurları ve veçheleri her seferinde onun temel ırkçılığını pekiştirip kendini Herrenvolk olarak görmesini sağlayarak, bizzat sermaye tarafından biçimlendirilmektedir. Hindistan'da dillendirilen "Play boy Clinton, Cow boy Bush, same policy" (Playboy Clinton, kovboy Bush aynı politika) sloganı tam da sözde Amerikan demokrasisi denileni yöneten tek parti sisteminin mantığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Bu itibarla da ABD'nin projesi bildik hegemonyacı bir proje değildir. Zira, eski olsun yeni olsun, ekonomik sömürüye ve siyasi eşitsizliğe de dayansalar önceki dönemlere damgasını vurmuş hegemonya biçimleri iyi kötü bütünsel ve istikrarı amaçlayan bir vizyona sahiptiler. Oysa, ABD tarafından dayatılan hegemonya aşırı kaba ve tek yanlıdır ve bu niteliği itibariyle de "Herrenvolk" ilkesine dayanan nazi projesini andırmaktadır. ABD'nin söz konusu projesi Amerikalı liberal üniversite taifesinin ileri sürdüğü gibi 'şefkatli-merhametli' (being) bir hegemonya değildir...<br />
<br />
Eğer bu proje bir süre daha geçerli olmaya devam ederse, daha büyük kaos yaratmadan daha büyük kabalıklar ve aşırılıklara meydan vermeden yoluna devam etmesi mümkün değildir. Zira, uzun dönemi kapsayan bir stratejiden yoksundur. En azından ABD gerçek müttefiklerle ilişkileri güçlendirme yoluna gitmeyecektir, zira müttefiğe sahip olmak demek taviz vermeyi bilmek demektir. Gerçi şimdilik Afganistan'daki Karzai türü kukla hükümetlerle işi götürebileceklerini sanıyorlar ama bu anlayış askerî güçlerinin yenilmezliği saplantısına dayanıyor. Bir zamanlar Hitler de aynı şeyi düşünmüyor muydu?<br />
<br />
3. Bu projenin daha iyi anlaşılabilmesi için şimdilerde triad denilen egemen kapitalizmin bileşenleri olan güçler (ABD, Avrupa, Japonya) arasındaki ilişkilere daha yakından bakmak gerekiyor. Ancak o zaman gücünü ve zaaflarını anlamak mümkün olabilir.<br />
<br />
Medya tarafından da pohpohlanan ama işin esasını dışlayan yaygın düşünce şöyle ve bu bilinçli olarak yapılıyor: ABD'nin militer üstünlüğü kesin olmakla birlikte bu buz dağının yüzeye yansıyan kısmıdır. Bu onun gerisindeki ekonomik, siyasi, dahası kültürel üstünlüğün sadece görünen yüzüdür. Öyleyse böylesi bir güce koşulsuz biat etmek dışında bir seçenek yoktur, bunun karşısında durmak beyhude çabalar olmanın ötesine geçemez...<br />
<br />
Oysa, ekonomik durumun tahlili bu kaba kabulü yalanlıyor. Bir kere ABD üretim sisteminin "dünyanın en etkini" olduğu diye bir şey yok. Tam tersine, üretim sektörlerinin hiçbiri liberal iktisatçıların düşündüğü anlamda bütünüyle rekabete açık bir dünya pazarında üstünlük sağlayacak durumda değil. Bunun kanıtı ABD'nin ticari açığıdır ki, yıldan yıla kötüleşmeye devam ediyor. 1989 da 100 milyar dolar olan açık 2000 yılanda 450 milyar dolara yükseldi. Fakat açık sadece dış ticaret açığından ibaret değil. Üretim sisteminin tüm sektörlerinde ve dallarında da aynı şey söz konusu. O kadar ki, ABD'nin tartışmasız ileri olduğu söylenen yüksek teknolojilerde de durum farklı değil. Nitekim, bu alanda ABD 1990 da 35 milyar dolar fazla veriyorken şimdilerde açık verir durumda. Ariane ile Nasa'nın füzeleri ve Air Bus'la Boeing arasındaki rekabetteki durum, ABD'nin zaafını ortaya koyuyor. ABD'nin karşısına yüksek teknoloji alanında Avrupa ve Japonya dikilirken, sıradan teknoloji ürünlerinde de Çin, Kore, diğer Asya ülkeleri ve Latin Amerika, "ekonomi dışı" araçlara başvurulmasa tarımsal üretimde de yine Avrupa ve Latin Amerika'nın güney bölgeleri ABD'ye üstünlük sağlayacak durumda. Aslında ABD rakiplerine liberalizmi dayatırken, kendisi liberalizme itibar etmiyor.<br />
<br />
Esasen ABD'nin mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu yegane sektör silah sektörü. Bunun böyle olmasının da bildik bir nedeni var: Birincisi, diğer ürünlerin tâbi olduğu biçimde rekabete tâbi değil; İkincisi, devlet desteği söz konusu... Elbette bu avantaj sivil sektör üzerinde bazı olumlu etkiler yaratıyor (örneğin internet gibi) ama başka bazı üretim sektörlerinde de bir handikap oluşturmak koşuluyla... ABD ekonomisi dünya sistemindeki diğer ekonomiler aleyhine olarak bir parazit durumunda. " ABD endüstriyel tüketiminin %10'unu dışardan sağlıyor ve bunu ulusal mal ihracatıyla karşılayamıyor (E. Todd, Après L'empire, p. 80).<br />
<br />
Clinton döneminin çok öğünülen ve 'liberalizmin' ürünü olduğu söylenen büyüme -ki, Avrupa buna açıkça direnmeliydi- aslında yapaydı ve genelleştirilebilir bir büyüme değildi, zira ticari ortaklarının ABD'ye yaptıkları sermaye transferine dayanıyordu. Üretim sektörlerinin hiç birinde ABD'nin Avrupa karşısında üstünlüğü söz konusu değildir. "Amerikan mucizesi" denilen de esas itibariyle sosyal eşitsizlikleri derinleştirme pahasına gerçekleşti ( finansal hizmetler ve avukatlık, özel polis gibi bireysel nitelikteki şişkinlik,vb.). Bu anlamda Clinton döneminin liberalizmi oğul Bush'un daha sonraki gerici zaferinin koşullarını oluşturdu. Daha da ötede, Todd'un da ( p.84) yazdığı gibi, "hileyle şişirilmiş ABD'nin GSMH'sinin istatistiki güvenilirliği giderek Sovyetler Birliğininkine benzemeye başlıyor."<br />
<br />
Dünya üretiyor ve (neredeyse tasarrufu sıfır olan) ABD tüketiyor. ABD'nin "avantajı" yağmacınınkine benziyor ki, açıkları rızaya veya zora dayalı olarak başkaları tarafından kapatılıyor. Washington'un zaaflarını ödünlemek için baş vurduğu değişik araçlar söz konusu: liberalizm ilkelerinin tek taraflı olarak yinelenen ihlâli, uydularına empoze edilen silah ihracatı (dünya toplamının % 60'ı) ki, - Körfez ülkeleri gibi bunların bir çoğu hiçbir zaman kullanmayacakları silahları ithal ediyor- aşırı petrol rantı arayışı, bu amaçla petrol üretimini denetleme -Irak ve Orta Asya savaşlarındaki amaç budur-. Sonuç itibariyle ABD açığının önemli bölümü Avrupa, Japonya ve Üçüncü Dünya'nın zengin petrol ülkeleriyle -en fakirleri de dahil- kompradorlaşmış rejimler tarafından kapatılıyor. Buna bir de dünya kapitalist sisteminin çevresindeki tüm ülkelere dayatılan borç ödemeleri kanalıyla transfer edilen kaynağı eklemek gerekir.<br />
<br />
Elbette bu süper gücün bir parazit gibi günü birlik yaşamasına imkân veren sermaye akışının karmaşık nedenleri var. Ama gerçek olan bir şey varsa bu durum asla rasyonel ve karşı konulmaz denilen sözde "pazar yasalarının" eseri değil.<br />
<br />
Triad'daki (ABD, Avrupa, Japonya) küreselleşmiş sermayenin hakim kesimlerinin dayanışması bir vakıa olduğu gibi, bunların neoliberalizme teveccüh ettikleri de malumdur. Böylesi bir ortamda ABD (gerektiğinde askerî) "ortak çıkarların" savunucusu olarak görülüyor. Kaldı ki, ABD kendi liderliğinin meyvelerini de eşit olarak paylaştırmıyor. Tam tersine müttefiklerini vasalleştiriyor ve bu anlayışla Triad'daki ikincil müttefiklerine çok sınırlı ödünler vermeyi yeğliyor. Egemen sermaye içi bu çıkar çatışması NATO 'da (Kuzey Atlantik İttifakı) bir kopuşa neden olabilir mi? Böyle bir olasılık imkansız değilse de pek mümkün de değil.<br />
<br />
Asıl çatışma başka alanda yaşanabilir ki, bu siyasi kültür alanıdır. Zira, Avrupa'da bir sol alternatif her zaman mümkündür. Böylesi bir alternatif ikili kopuşa neden olacaktır: Birincisi neoliberalizmin terkidir (bunun anlamı Avrupa sermayesinin ABD istek ve dayatmalarından yakayı kurtarmasıdır); ikincisi de, ABD'nin siyasi stratejisine yaslanmaktan vazgeçmek. Böylece bugüne kadar ABD'ye yatırılan (açıklarını kapatmaya yarayan) sermaye fazlası Avrupa'da ekonomik canlanma ve sosyal refahı artırmak için kullanılabilir. Aksi halde bir canlanma mümkün değildir. Eğer Avrupa böyle bir rotaya girerse, yani kendi ekonomik büyümesi ve sosyal refahı yönünde bir tercih yaparsa, ABD ekonomisinin sahte sağlığı tehlikeye girecektir ve Amerikan yönetici sınıfı bu durumun ortaya çıkaracağı kendi sosyal sorunlarıyla cebelleşmek zorunda kalacaktır. İşte benim "Avrupa ya solda olacak ya da Avrupa diye bir şey olmayacak" dediğim şey budur.<br />
<br />
Bunun için de eğer liberalizm 'kuralına uygun işlerse' her şey yolunda gidecek biçimindeki saplantıdan yakayı kurtarmaları gerekiyor. ABD asimetrik bir liberalizm pratiğinden asla vazgeçmeyecektir, zira ancak bu tür bir politika sayesinde kendi açıklarını kapatabilir. Velhasıl ABD'nin refahı başkalarının durgunluğu pahasına mümkündür.<br />
<br />
Eğer öyleyse ABD lehine sermaye akışının sebebi nedir? Şüphesiz bir çoğu için bu sorunun cevabı şudur: Çünkü ABD "zenginlerin devletidir", sermaye için emin bir sığınaktır... Elbette bu Üçüncü Dünya'nın komprador burjuvaziler için geçerli ve servetlerini orada muhafaza etmeyi yeğliyorlar. Ya Avrupalılar? Burada liberalizm virüsü devreye giriyor -ABD'nin eninde sonunda "Pazar ekonomisi kurallarını" benimseyeceği saplantısı etkili oluyor- ve kamuoyu bu yönde koşullandırılıyor. Bu bağlamda da İMF tarafından "sermayenin serbest dolaşımı" ilkesi kutsanıyor. Böylesi bir kutsama da elbette boşuna değil: Başkalarına dayatılan neoliberal politikalar sonucu ABD'ye pompalanan finansal fazla onun açıklarını kapatıyor ama kendisi söz konusu neoliberal politikalara pek itibar etmiyor... Fakat bir bütün olarak alındığında büyük egemen sermaye için bu sistemin avantajları dezavantajlarından daha fazla. İşte bu durumun sürmesi için de ABD'ye haraç ödemeyi yeğliyorlar...<br />
<br />
"Borçlu yoksul ülkeler" denilen ülkeler var ve bunlar borçlarını ödemeye zorlanıyor. Bir de hiçbir zaman borçlarını ödemeyeceğinin bilinmesi gereken"borçlu bir süper güç" var. ABD'nin siyasi şantajı sayesinde gerçekleşen haraç şimdilik devam ediyor ama kırılgandır.<br />
<br />
4. İşte ABD yönetiminin askeri (militarist) stratejik tercihinin gerisindeki neden budur. Aslında bu ABD'nin ekonomik hegemonyasını dayatabilmesi için askeri gücü dışında hiçbir koza sahip olmadığının da itirafıdır.<br />
<br />
Elbette ABD'nin üretim sisteminin zayıflamasının karmaşık nedenleri var. Ama bu nedenler kesinlikle konjonktürel değil. Para (dolar) kuruyla oynayarak ya da daha uygun sermaye-emek dengesi oluşturarak üstesinden gelinebilecek türden zaafiyetler değil. Yapısal nedenler söz konusu. Genel eğitim ve öğretim sisteminin yetersizliği- ki bu sistematik olarak özel eğitimin mutlaka kamusal eğitimden daha iyi olduğu önyargısıyla da besleniyor- Amerikan toplumunun içinden geçmekte olduğu krizin temel nedenlerinden biridir.<br />
<br />
Avrupalılar ABD ekonomisinin bâriz yetersizliklerinden hareketle sonuçlar çıkarmak yerine, şaşırtıcı bir biçimde onu taklide kalkışıyorlar. Elbette bu konudaki aymazlığı sadece liberalizm virüsüyle açıklamak yeterli olmaz. Her ne kadar liberalizm virüsü solu belirli ölçüde felç edebiliyorsa da... Zira, aşırıya vardırılan özelleştirme şampiyonluğu ve kamu hizmetlerinin çökertilmesi, sadece (Bush'un tâbiriyle) "eski Avrupa'nın" ABD karşısındaki mukayeseli üstünlüğünü aşındıracaktır. Fakat, söz konusu neoliberal politikalar uzun dönemde ne tür zararlara ve yıkımlara neden olursa olsun, kısa vadede aşırı kârlar sağlamaya yarıyor.<br />
<br />
ABD'nin dünyayı askeri (militer) olarak denetim altına alma tercihi, tüm halklara yönelik bir tehdittir ve daha önce Hitler'in yapmak isteğinin devamı niteliğindedir. Askerî şiddete baş vurarak bu günün "Herrenfolk"u lehine ekonomik ve sosyal güç dengesini değiştirme girişimidir. Böylesi bir stratejik tercihin ön plana çıkması demek, tüm diğer siyasal konjonktürleri de belirler hale gelmesi demektir ki, bunun devamı halinde halkların mücadeleyle elde ettikleri demokratik ve sosyal kazanımların zaafa uğraması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, ABD'nin askerî (militer) projesinin başarısızlığa uğratılması herkesin öncelikli hedefi ve sorumluğu haline geliyor.<br />
<br />
Askerî saldırı sadece bu güne kadar saldırıya maruz kalan ülkelerle de sınırlı kalmayacak. Dünyanın askerî denetimi doğrudan Rusya'yı, Çin'i Hindistan'ı ve İran'ı da hedef alıyor ki, Ortadoğu ve Orta Asya'daki ABD üslerinden hareketle bu ülkeler sürekli saldırı tehdidi altında tutulmak isteniyor. Aynı şekilde dünyanın önemli petrol rezervlerini de kontrolü altına alarak Avrupa'yı da zaafa uğratıp kendine tâbi kılmak, onu bir çeşit 'alt-statüye' indirgemek istiyor. Bu kapsamda Brezilya da Kolombiya Planıyla köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Böylece Brezilya sürekli askerî saldırı tehdidi altında tutulacaktır. Zaten Washington'daki yönetim niyetini gizlemeye gerek duymuyor. Bir gün kendine direnmesi muhtemel "büyük ülkelerden" nefret ediyor. Askerî araçlar da dahil tüm yöntemlere başvurarak bu tür ülkelerin güçlenmesini engellemekte kararlı.<br />
<br />
Şüphesiz ABD'nin söz konusu projesini başarısızlığa uğratma mücadelesi farklı yöntem ve araçları devreye sokmayı gerektiriyor. Bir kere sorunun diplomatik veçhesi var (uluslararası hukukun savunulması), askerî veçhesi var (tüm dünya ülkelerinin silahsızlandırılması talebi ki, bu Washingtonu'un askerî saldırılarına karşı koymanın en etkin aracıdır). Unutmamak gerekir ki, ABD nükleer silah tekeline sahip olduğunda onu kullandı ama bu tekelden mahrum olduğunda kullanamadı. Nihayet politik veçhe (AB'nin kurulmasının tamamlanması ve bir bağlantısız ülkeler cephesinin yeniden inşası gibi...)<br />
<br />
Mücadelenin başarısı insanların bilincinin neoliberal yanılsamalardan kurtulmasına, özgürleşmesine bağlı. Zira, "gerçekten liberal" bir küreselleşmiş dünya ekonomisi hiç bir zaman mümkün olmayacak. Buna rağmen her türlü araca başvurularak insanları öyle bir şeyin varlığına inandırmak istiyorlar ve bu konudaki ısrar devam edecektir. Dünya Bankasının 'demokrasi', 'iyi yönetim' (bonne gouvernance) ve "açlıkla mücadele" konusundaki söylemi bir çeşit Wasshington'un propaganda bakanlığı işlevi görüyor. Aslında Joseph Stiglitz'in söyledikleri etrafında bir medyatik manipülasyon ortamı yaratılarak kafalar bulandırılmak isteniyor. Zira, Stiglitz kimi sıradan hakikatleri yeniden keşfetmiş gibi görünüyor ama bunu yaparken bayağı ekonominin hiç bir temel kabulünü tartışma konusu etmiyor. Hiçbir tutarlı sonuç çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin iflah olmaz önyargılarını mahkum etmiyor... Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının ( tricontinentale) dayanışmasını içeren bir Güney cephesinin oluşturulması bu halkların dünya arenasında aktif rol oynamalarını sağlayabilir. Ama bunun gerekçeleşmesi için ve 'asimetrik' olmayan bir dünyanın inşaası için de neoliberal bir dünya sistemi yanılsamasından yakayı kurtarmak gerekiyor. Ancak bu sayede bu ülkeler 'geriliklerini' aşma olanağına kavuşabilirler. Güney ülkelerinin "hiçbir ayrım olmadan neoliberalizmin ilklerinin hayata geçirilmesi" talebi gülünç değil mi? Bu tür talepler her halde Dünya Bankası tarafından boşuna alkışlanmıyor! Dünya Bankası ne zamandan beri ABD'ye karşı Üçüncü Dünya ülkelerini savunuyor?<br />
<br />
ABD emperyalizmine ve onun askerî saldırılarına karşı mücadele, sadece bu saldırılara doğrudan muhatap olan Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının değil, aynı zamanda 'bağımlı hale getirilmek istenen' Avrupa ve Japon halklarının , bu arada bizzat Amerikan halkının da olmak üzere, tüm halkların amacı olmalıdır. Bu vesileyle, 1950'lerdeki Mac Chartizm saldırıları karşısında teslim olmayarak direnenler gibi bugün de aynı şeyi yapan 'canavarın kalbindeki' haysiyetli insanları selamlamalıyız. Onlar da aynı Hitler'e karşı direnmeye cesaret edenler gibi tarihin verebileceği her türlü onuru hak ediyorlar... ABD'nin egemen sınıfı şimdilerde yöneldiği yolda devam etmeye muktedir olacak mı? Bu cevaplaması kolay bir soru değil. Aslında ABD'nin tarihine bakarak böyle bir şeyin imkansız olduğu kolayca ileri sürülemez. Zira, bugüne kadar gücü tartışma konusu yapılmayan sermayenin 'tek partisi' tarafından bir karşı duruş söz konusu değil. Elbette bu durum bir bütün olarak söz konusu sınıfın sorumluluğunu azaltmaz. Oğul Bush'un iktidarı sadece petrolcü ve silahçılardan oluşan bir 'kliğin" iktidarı değildir. ABD modern tarihinin her döneminde olduğu gibi, iktidar sermayenin farklı bileşenlerinin koalisyonunun iktidarıdır ve onların ortak çıkarının bekçisidir (Aslında bu duruma lobiler iktidarı demek uygun değildir ama öyle deniyor). Zira böyle bir koalisyon, ancak sermayenin diğer fraksiyonlarının onayı ve rızası durumunda mümkündür. Aksi halde işlerin sarpa sarması ve bir 'hak mücadelesi' dayatmasının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Elbette kimi siyasî, diplomatik, belki de askerî başarısızlıklar yönetici sınıf içindeki bir azınlığın ülkenin içine sürüklendiği bu maceraya itiraz etmelerine neden olabilir. Bundan daha fazlasını umut etmek, bana, vaktiyle Adolf Hitller'in bir gün aklını başına alacağı beklentisi içine girenlerinki kadar abes geliyor!<br />
<br />
Eğer Avrupalılar 1935 de ve 1937 de gereken tepkiyi ortaya koymuş olsalardı, Hitler çılgınlığı durdurulabilirdi. Sadece 1938 Eylülünde harekete geçebildiler ve sonuç on milyonlarca kurban oldu. Öyleyse Washington'un neonazilerinin meydan okumasına karşı elimizi çabuk tutmamız, vakitlice tepki göstermemiz gerekiyor...<br />
<br />
1 Dünyanın efendisi halk . Alman faşitlerinin 1930'lu yıllarda kullandıkları ve Alman halkının dünyayı yönetmeye hakkı olduğunu ifade eden kavram. (ç.n.)<br />
<br />
<br />
Fikret Başkaya tarafından Fransızca'dan çevrilmiştir.<br />
<br />
ABD'nin Aşırı ve Canice Emelleri:<br />
Gezegenin Militer Denetimi<br />
<br />
Samir Amin<br />
<br />
1. Sovyet sisteminin çöküşünün ilan edildiği 1980'li yılların sonundan başlayarak, ABD yönetici sınıfının tamamı ( ister cumhuriyetçi ister demokrat olsun) hegemonyacı emellerini açığa vurmakta gecikmedi. Militer (silahlı) güçlerini ödünleyecek rakibin artık ortadan kalktığı koşullarda ve şımarık bir sarhoşlukla gezegeni sadece militer yöntem ve araçlarla denetleyebilecekleri, biçimlendirebilecekleri kuruntusuna kapıldılar. Bu Amerikan usulû (made in USA) savaşın ilk denemeleri daha1990'ların başından itibaren ( Körfezde, Yugoslavya'da, Orta Asya'da, Filistin'de, Irak'ta) Washington tarafından tek yanlı olarak planlanıp hayata geçirilmişti.<br />
<br />
Bir kere siyasi strateji oluşturulunca, onu meşrulaştıracak gerekçeler de bulunacaktı elbette: Terörizm, uyuşturucu trafiği, kitle imha silahları üretildiği suçlaması... Aslında ABD'nin CIA eliyle nasıl ısmarlama üzerine "terörist' düşmanlar (Taliban, Bin Laden ve henüz 11 Eylül hala aydınlatılmamışken...) ürettiği ya da Brezilya'ya karşı geliştirdikleri 'Kolombiya Planı' dikkate alınırsa, bu tür gerekçelerin ne demeye geldiğini anlamak zor olmazdı... Irak'a, Kuzey Kore'ye, bakalım yarın başka hangi devlete yönelik muhtemel tehlikeli silah üretme suçlamasına gelince, bu tür iddialar ABD'nin bu silahları nerede ve nasıl kullandığını bilenler için pek de inandırıcı olmasa gerekir. (Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombası, Vietnam'da kimyasal silahlar kullandıkları ve ilerde nükleer silah kullanma niyetlerini açıkladıkları ortadayken...). Aslında burada söz konusu olan tam da Gobels anlamında bir propaganda aracıdır ve asıl amaç ahmaklaşmış Amerikan kamuoyunu aldatmaktır ama bu yutturmaca dışarıda o kadar da etkili değil ve insanlar giderek durumun daha çok farkına varıyorlar.<br />
<br />
ABD tarafından formüle edilen "önleyici savaşın" sadece kendileri için bir "hak" olarak görülmesi, artık her türlü uluslararası hukukun da sonu demeye geliyor. Birleşmiş Milletler Temel Belgesi meşru müdafaa durumu hariç savaşı yasaklıyor ve kendi askeri müdahalesini de çok sıkı kurallara bağlıyor, karşılığın ölçülü ve geçici olması gerektiğini vazediyor. Tüm hukukçular 1990'lardan beri yürütülen savaşların yasa dışı olduğunu, hiçbir meşruiyetinin olmadığını ve bu saldırıların sorumlularının da açıkça savaş suçu işledikleri konusunda hemfikirdir. ABD'nin elbette başkalarının da suç ortaklığıyla Birlemiş Milletlere yönelik tavrı, daha önceki (1930'larda) Faşist devletlerin Cemiyet-i Akvam'ı ( Milletler Cemiyeti) yönelik tavrına benziyor.<br />
<br />
<br />
2. Halkların haklarının bu tarz yok sayılması, hakların eşitliği ilkesinin yerini "Herrenvolk" 1un alması ( burada ABD ve ikinci olarak da İsrail) ve sadece bunların kendileri için gerekli "hayatî önemde" saydıkları yerleri fethetme hakkına sahip oldukları, diğerlerinin ancak "dünyanın efendilerinin" izin verdiği kadar onun projesi için bir "tehdit" oluşturmadığında yaşama ve varolma hakkı tanıdığı bir durum demeye gelir.<br />
<br />
Öyleyse ABD'nin bir hak olarak ileri sürdüğü şu "ulusal" çıkarlar dediği nedir?<br />
<br />
Aslında söz konusu sınıfın bir tek amacı vardır : Parayı büyütmek ve ABD devletinin birincil hedefi de Amerikan çokuluslu şirketlerinin hakim kesimlerinin çıkarlarını güvence altına almak.<br />
<br />
Artık Washington'daki hakim yönetici kliğin gözünde hepimiz "Kızıl Deriliyiz". Başka türlü ifade etmek istersek, ancak ABD'nin çokuluslu şirketlerinin yayılmasına bir engel teşkil etmediğimizde yaşama hakkına sahip olan halklarız... Bize söylenen de şu: Her kim ki, bu projeye itiraz eder, gerektiğinde toplu yok etme de dahil olmak üzere her türlü cezalandırmayı göze almalıdır. Amerikan çokuluslu şirketleri için ilave 15 milyon dolar aşırı kâr karşılığında 300 milyon insanı kurban etmekte asla tereddüt söz konusu değildir. Aslında Baba Bush'un, Clinton ve oğul Bush'un 'haydut' devlet dedikleri tam da ABD'nin kendisidir.<br />
<br />
Böylesi bir proje kelimenin en kaba anlamında emperyalist bir projedir ama Negri'nin bu kavrama yüklediği anlamda 'emperyal' değildir. Emperyal değildir zira, buradaki amaç dünya halklarının tamamını makul bir dünya kapitalist sistemi içinde yönetmek değil, sadece onların kaynaklarını yağmalamaktır. Sosyal düşüncenin bayağı ekonominin temel aksiyonlarına indirgenmesi, tüm dikkatlerin hakim sermayenin tek yanlı kâr etme ve kârı azâmileştirme kaygısına çevrilmesi, bu amaç için askerî gücün seferber edilmesine bir de kapitalizmde içerilmiş barbarca aşırılıklar eklendiğinde mevcut tablonun ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Artık her türlü insânî değerin yerini kendinden menkul bir pazar yasası alıyor ve herkesin pazarın sözde yasalarına uyması isteniyor... Tarih sahnesine çıkışı itibariyle Kuzey Amerika kapitalizminin oluşması, yukarıda sözünü ettiğimiz duruma Avrupa'ya göre daha yakındı. Zira, Amerika devleti ve onun siyasi anlayışı ekonomiye hizmet etmeyi yegane amaç sayıyordu. Siyasi vizyonu bu amaca göre biçimlendirilmişti. Bu niteliği itibariyle de ekonomiyle siyaset arasındaki çelişik ve diyalektik ilişki yok edilmişti.<br />
<br />
Yerlilerin jenosidi, Kara Afrikalıların köleleştirilmesi, peşi sıra gelen göçmen dalgası sonucu sınıf mücadelesinin yerini (hakim sınıf tarafından manipüle edilen) topluluk kimliğinin alması, sınıf bilincinin oluşmasının önünü kesti. Bu durum yönetici sınıfın tek parti aracılığıyla toplumu siyaseten yönetmesini kolaylaştırdı. Aslında söz konusu olan sermayenin tek partisidir. İki parti söz konusudur ama bu bir retoriktir, zira her iki kanat da aynı temel stratejiye sahiptir, her ikisi de aynı söylemin ve politikanın araçlarıdır. Bu partilerden her biri kendilerini temsil ettiği yanılsamasıyla toplumun 'bir yarısının' oy verdiği partilerdir. ABD'de Avrupa'daki modern siyasal kültürün oluşmasında etkili olmuş sosyal demokrat ve komünist partilerin olmayışı, bu ülkeyi sermayenin diktasına karşı koyacak ve onu dengeleyecek ideolojik araçlardan yoksun bırakmıştır. Tam tersine toplumsal bilincin tüm unsurları ve veçheleri her seferinde onun temel ırkçılığını pekiştirip kendini Herrenvolk olarak görmesini sağlayarak, bizzat sermaye tarafından biçimlendirilmektedir. Hindistan'da dillendirilen "Play boy Clinton, Cow boy Bush, same policy" (Playboy Clinton, kovboy Bush aynı politika) sloganı tam da sözde Amerikan demokrasisi denileni yöneten tek parti sisteminin mantığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Bu itibarla da ABD'nin projesi bildik hegemonyacı bir proje değildir. Zira, eski olsun yeni olsun, ekonomik sömürüye ve siyasi eşitsizliğe de dayansalar önceki dönemlere damgasını vurmuş hegemonya biçimleri iyi kötü bütünsel ve istikrarı amaçlayan bir vizyona sahiptiler. Oysa, ABD tarafından dayatılan hegemonya aşırı kaba ve tek yanlıdır ve bu niteliği itibariyle de "Herrenvolk" ilkesine dayanan nazi projesini andırmaktadır. ABD'nin söz konusu projesi Amerikalı liberal üniversite taifesinin ileri sürdüğü gibi 'şefkatli-merhametli' (being) bir hegemonya değildir...<br />
<br />
Eğer bu proje bir süre daha geçerli olmaya devam ederse, daha büyük kaos yaratmadan daha büyük kabalıklar ve aşırılıklara meydan vermeden yoluna devam etmesi mümkün değildir. Zira, uzun dönemi kapsayan bir stratejiden yoksundur. En azından ABD gerçek müttefiklerle ilişkileri güçlendirme yoluna gitmeyecektir, zira müttefiğe sahip olmak demek taviz vermeyi bilmek demektir. Gerçi şimdilik Afganistan'daki Karzai türü kukla hükümetlerle işi götürebileceklerini sanıyorlar ama bu anlayış askerî güçlerinin yenilmezliği saplantısına dayanıyor. Bir zamanlar Hitler de aynı şeyi düşünmüyor muydu?<br />
<br />
3. Bu projenin daha iyi anlaşılabilmesi için şimdilerde triad denilen egemen kapitalizmin bileşenleri olan güçler (ABD, Avrupa, Japonya) arasındaki ilişkilere daha yakından bakmak gerekiyor. Ancak o zaman gücünü ve zaaflarını anlamak mümkün olabilir.<br />
<br />
Medya tarafından da pohpohlanan ama işin esasını dışlayan yaygın düşünce şöyle ve bu bilinçli olarak yapılıyor: ABD'nin militer üstünlüğü kesin olmakla birlikte bu buz dağının yüzeye yansıyan kısmıdır. Bu onun gerisindeki ekonomik, siyasi, dahası kültürel üstünlüğün sadece görünen yüzüdür. Öyleyse böylesi bir güce koşulsuz biat etmek dışında bir seçenek yoktur, bunun karşısında durmak beyhude çabalar olmanın ötesine geçemez...<br />
<br />
Oysa, ekonomik durumun tahlili bu kaba kabulü yalanlıyor. Bir kere ABD üretim sisteminin "dünyanın en etkini" olduğu diye bir şey yok. Tam tersine, üretim sektörlerinin hiçbiri liberal iktisatçıların düşündüğü anlamda bütünüyle rekabete açık bir dünya pazarında üstünlük sağlayacak durumda değil. Bunun kanıtı ABD'nin ticari açığıdır ki, yıldan yıla kötüleşmeye devam ediyor. 1989 da 100 milyar dolar olan açık 2000 yılanda 450 milyar dolara yükseldi. Fakat açık sadece dış ticaret açığından ibaret değil. Üretim sisteminin tüm sektörlerinde ve dallarında da aynı şey söz konusu. O kadar ki, ABD'nin tartışmasız ileri olduğu söylenen yüksek teknolojilerde de durum farklı değil. Nitekim, bu alanda ABD 1990 da 35 milyar dolar fazla veriyorken şimdilerde açık verir durumda. Ariane ile Nasa'nın füzeleri ve Air Bus'la Boeing arasındaki rekabetteki durum, ABD'nin zaafını ortaya koyuyor. ABD'nin karşısına yüksek teknoloji alanında Avrupa ve Japonya dikilirken, sıradan teknoloji ürünlerinde de Çin, Kore, diğer Asya ülkeleri ve Latin Amerika, "ekonomi dışı" araçlara başvurulmasa tarımsal üretimde de yine Avrupa ve Latin Amerika'nın güney bölgeleri ABD'ye üstünlük sağlayacak durumda. Aslında ABD rakiplerine liberalizmi dayatırken, kendisi liberalizme itibar etmiyor.<br />
<br />
Esasen ABD'nin mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu yegane sektör silah sektörü. Bunun böyle olmasının da bildik bir nedeni var: Birincisi, diğer ürünlerin tâbi olduğu biçimde rekabete tâbi değil; İkincisi, devlet desteği söz konusu... Elbette bu avantaj sivil sektör üzerinde bazı olumlu etkiler yaratıyor (örneğin internet gibi) ama başka bazı üretim sektörlerinde de bir handikap oluşturmak koşuluyla... ABD ekonomisi dünya sistemindeki diğer ekonomiler aleyhine olarak bir parazit durumunda. " ABD endüstriyel tüketiminin %10'unu dışardan sağlıyor ve bunu ulusal mal ihracatıyla karşılayamıyor (E. Todd, Après L'empire, p. 80).<br />
<br />
Clinton döneminin çok öğünülen ve 'liberalizmin' ürünü olduğu söylenen büyüme -ki, Avrupa buna açıkça direnmeliydi- aslında yapaydı ve genelleştirilebilir bir büyüme değildi, zira ticari ortaklarının ABD'ye yaptıkları sermaye transferine dayanıyordu. Üretim sektörlerinin hiç birinde ABD'nin Avrupa karşısında üstünlüğü söz konusu değildir. "Amerikan mucizesi" denilen de esas itibariyle sosyal eşitsizlikleri derinleştirme pahasına gerçekleşti ( finansal hizmetler ve avukatlık, özel polis gibi bireysel nitelikteki şişkinlik,vb.). Bu anlamda Clinton döneminin liberalizmi oğul Bush'un daha sonraki gerici zaferinin koşullarını oluşturdu. Daha da ötede, Todd'un da ( p.84) yazdığı gibi, "hileyle şişirilmiş ABD'nin GSMH'sinin istatistiki güvenilirliği giderek Sovyetler Birliğininkine benzemeye başlıyor."<br />
<br />
Dünya üretiyor ve (neredeyse tasarrufu sıfır olan) ABD tüketiyor. ABD'nin "avantajı" yağmacınınkine benziyor ki, açıkları rızaya veya zora dayalı olarak başkaları tarafından kapatılıyor. Washington'un zaaflarını ödünlemek için baş vurduğu değişik araçlar söz konusu: liberalizm ilkelerinin tek taraflı olarak yinelenen ihlâli, uydularına empoze edilen silah ihracatı (dünya toplamının % 60'ı) ki, - Körfez ülkeleri gibi bunların bir çoğu hiçbir zaman kullanmayacakları silahları ithal ediyor- aşırı petrol rantı arayışı, bu amaçla petrol üretimini denetleme -Irak ve Orta Asya savaşlarındaki amaç budur-. Sonuç itibariyle ABD açığının önemli bölümü Avrupa, Japonya ve Üçüncü Dünya'nın zengin petrol ülkeleriyle -en fakirleri de dahil- kompradorlaşmış rejimler tarafından kapatılıyor. Buna bir de dünya kapitalist sisteminin çevresindeki tüm ülkelere dayatılan borç ödemeleri kanalıyla transfer edilen kaynağı eklemek gerekir.<br />
<br />
Elbette bu süper gücün bir parazit gibi günü birlik yaşamasına imkân veren sermaye akışının karmaşık nedenleri var. Ama gerçek olan bir şey varsa bu durum asla rasyonel ve karşı konulmaz denilen sözde "pazar yasalarının" eseri değil.<br />
<br />
Triad'daki (ABD, Avrupa, Japonya) küreselleşmiş sermayenin hakim kesimlerinin dayanışması bir vakıa olduğu gibi, bunların neoliberalizme teveccüh ettikleri de malumdur. Böylesi bir ortamda ABD (gerektiğinde askerî) "ortak çıkarların" savunucusu olarak görülüyor. Kaldı ki, ABD kendi liderliğinin meyvelerini de eşit olarak paylaştırmıyor. Tam tersine müttefiklerini vasalleştiriyor ve bu anlayışla Triad'daki ikincil müttefiklerine çok sınırlı ödünler vermeyi yeğliyor. Egemen sermaye içi bu çıkar çatışması NATO 'da (Kuzey Atlantik İttifakı) bir kopuşa neden olabilir mi? Böyle bir olasılık imkansız değilse de pek mümkün de değil.<br />
<br />
Asıl çatışma başka alanda yaşanabilir ki, bu siyasi kültür alanıdır. Zira, Avrupa'da bir sol alternatif her zaman mümkündür. Böylesi bir alternatif ikili kopuşa neden olacaktır: Birincisi neoliberalizmin terkidir (bunun anlamı Avrupa sermayesinin ABD istek ve dayatmalarından yakayı kurtarmasıdır); ikincisi de, ABD'nin siyasi stratejisine yaslanmaktan vazgeçmek. Böylece bugüne kadar ABD'ye yatırılan (açıklarını kapatmaya yarayan) sermaye fazlası Avrupa'da ekonomik canlanma ve sosyal refahı artırmak için kullanılabilir. Aksi halde bir canlanma mümkün değildir. Eğer Avrupa böyle bir rotaya girerse, yani kendi ekonomik büyümesi ve sosyal refahı yönünde bir tercih yaparsa, ABD ekonomisinin sahte sağlığı tehlikeye girecektir ve Amerikan yönetici sınıfı bu durumun ortaya çıkaracağı kendi sosyal sorunlarıyla cebelleşmek zorunda kalacaktır. İşte benim "Avrupa ya solda olacak ya da Avrupa diye bir şey olmayacak" dediğim şey budur.<br />
<br />
Bunun için de eğer liberalizm 'kuralına uygun işlerse' her şey yolunda gidecek biçimindeki saplantıdan yakayı kurtarmaları gerekiyor. ABD asimetrik bir liberalizm pratiğinden asla vazgeçmeyecektir, zira ancak bu tür bir politika sayesinde kendi açıklarını kapatabilir. Velhasıl ABD'nin refahı başkalarının durgunluğu pahasına mümkündür.<br />
<br />
Eğer öyleyse ABD lehine sermaye akışının sebebi nedir? Şüphesiz bir çoğu için bu sorunun cevabı şudur: Çünkü ABD "zenginlerin devletidir", sermaye için emin bir sığınaktır... Elbette bu Üçüncü Dünya'nın komprador burjuvaziler için geçerli ve servetlerini orada muhafaza etmeyi yeğliyorlar. Ya Avrupalılar? Burada liberalizm virüsü devreye giriyor -ABD'nin eninde sonunda "Pazar ekonomisi kurallarını" benimseyeceği saplantısı etkili oluyor- ve kamuoyu bu yönde koşullandırılıyor. Bu bağlamda da İMF tarafından "sermayenin serbest dolaşımı" ilkesi kutsanıyor. Böylesi bir kutsama da elbette boşuna değil: Başkalarına dayatılan neoliberal politikalar sonucu ABD'ye pompalanan finansal fazla onun açıklarını kapatıyor ama kendisi söz konusu neoliberal politikalara pek itibar etmiyor... Fakat bir bütün olarak alındığında büyük egemen sermaye için bu sistemin avantajları dezavantajlarından daha fazla. İşte bu durumun sürmesi için de ABD'ye haraç ödemeyi yeğliyorlar...<br />
<br />
"Borçlu yoksul ülkeler" denilen ülkeler var ve bunlar borçlarını ödemeye zorlanıyor. Bir de hiçbir zaman borçlarını ödemeyeceğinin bilinmesi gereken"borçlu bir süper güç" var. ABD'nin siyasi şantajı sayesinde gerçekleşen haraç şimdilik devam ediyor ama kırılgandır.<br />
<br />
4. İşte ABD yönetiminin askeri (militarist) stratejik tercihinin gerisindeki neden budur. Aslında bu ABD'nin ekonomik hegemonyasını dayatabilmesi için askeri gücü dışında hiçbir koza sahip olmadığının da itirafıdır.<br />
<br />
Elbette ABD'nin üretim sisteminin zayıflamasının karmaşık nedenleri var. Ama bu nedenler kesinlikle konjonktürel değil. Para (dolar) kuruyla oynayarak ya da daha uygun sermaye-emek dengesi oluşturarak üstesinden gelinebilecek türden zaafiyetler değil. Yapısal nedenler söz konusu. Genel eğitim ve öğretim sisteminin yetersizliği- ki bu sistematik olarak özel eğitimin mutlaka kamusal eğitimden daha iyi olduğu önyargısıyla da besleniyor- Amerikan toplumunun içinden geçmekte olduğu krizin temel nedenlerinden biridir.<br />
<br />
Avrupalılar ABD ekonomisinin bâriz yetersizliklerinden hareketle sonuçlar çıkarmak yerine, şaşırtıcı bir biçimde onu taklide kalkışıyorlar. Elbette bu konudaki aymazlığı sadece liberalizm virüsüyle açıklamak yeterli olmaz. Her ne kadar liberalizm virüsü solu belirli ölçüde felç edebiliyorsa da... Zira, aşırıya vardırılan özelleştirme şampiyonluğu ve kamu hizmetlerinin çökertilmesi, sadece (Bush'un tâbiriyle) "eski Avrupa'nın" ABD karşısındaki mukayeseli üstünlüğünü aşındıracaktır. Fakat, söz konusu neoliberal politikalar uzun dönemde ne tür zararlara ve yıkımlara neden olursa olsun, kısa vadede aşırı kârlar sağlamaya yarıyor.<br />
<br />
ABD'nin dünyayı askeri (militer) olarak denetim altına alma tercihi, tüm halklara yönelik bir tehdittir ve daha önce Hitler'in yapmak isteğinin devamı niteliğindedir. Askerî şiddete baş vurarak bu günün "Herrenfolk"u lehine ekonomik ve sosyal güç dengesini değiştirme girişimidir. Böylesi bir stratejik tercihin ön plana çıkması demek, tüm diğer siyasal konjonktürleri de belirler hale gelmesi demektir ki, bunun devamı halinde halkların mücadeleyle elde ettikleri demokratik ve sosyal kazanımların zaafa uğraması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, ABD'nin askerî (militer) projesinin başarısızlığa uğratılması herkesin öncelikli hedefi ve sorumluğu haline geliyor.<br />
<br />
Askerî saldırı sadece bu güne kadar saldırıya maruz kalan ülkelerle de sınırlı kalmayacak. Dünyanın askerî denetimi doğrudan Rusya'yı, Çin'i Hindistan'ı ve İran'ı da hedef alıyor ki, Ortadoğu ve Orta Asya'daki ABD üslerinden hareketle bu ülkeler sürekli saldırı tehdidi altında tutulmak isteniyor. Aynı şekilde dünyanın önemli petrol rezervlerini de kontrolü altına alarak Avrupa'yı da zaafa uğratıp kendine tâbi kılmak, onu bir çeşit 'alt-statüye' indirgemek istiyor. Bu kapsamda Brezilya da Kolombiya Planıyla köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Böylece Brezilya sürekli askerî saldırı tehdidi altında tutulacaktır. Zaten Washington'daki yönetim niyetini gizlemeye gerek duymuyor. Bir gün kendine direnmesi muhtemel "büyük ülkelerden" nefret ediyor. Askerî araçlar da dahil tüm yöntemlere başvurarak bu tür ülkelerin güçlenmesini engellemekte kararlı.<br />
<br />
Şüphesiz ABD'nin söz konusu projesini başarısızlığa uğratma mücadelesi farklı yöntem ve araçları devreye sokmayı gerektiriyor. Bir kere sorunun diplomatik veçhesi var (uluslararası hukukun savunulması), askerî veçhesi var (tüm dünya ülkelerinin silahsızlandırılması talebi ki, bu Washingtonu'un askerî saldırılarına karşı koymanın en etkin aracıdır). Unutmamak gerekir ki, ABD nükleer silah tekeline sahip olduğunda onu kullandı ama bu tekelden mahrum olduğunda kullanamadı. Nihayet politik veçhe (AB'nin kurulmasının tamamlanması ve bir bağlantısız ülkeler cephesinin yeniden inşası gibi...)<br />
<br />
Mücadelenin başarısı insanların bilincinin neoliberal yanılsamalardan kurtulmasına, özgürleşmesine bağlı. Zira, "gerçekten liberal" bir küreselleşmiş dünya ekonomisi hiç bir zaman mümkün olmayacak. Buna rağmen her türlü araca başvurularak insanları öyle bir şeyin varlığına inandırmak istiyorlar ve bu konudaki ısrar devam edecektir. Dünya Bankasının 'demokrasi', 'iyi yönetim' (bonne gouvernance) ve "açlıkla mücadele" konusundaki söylemi bir çeşit Wasshington'un propaganda bakanlığı işlevi görüyor. Aslında Joseph Stiglitz'in söyledikleri etrafında bir medyatik manipülasyon ortamı yaratılarak kafalar bulandırılmak isteniyor. Zira, Stiglitz kimi sıradan hakikatleri yeniden keşfetmiş gibi görünüyor ama bunu yaparken bayağı ekonominin hiç bir temel kabulünü tartışma konusu etmiyor. Hiçbir tutarlı sonuç çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin iflah olmaz önyargılarını mahkum etmiyor... Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının ( tricontinentale) dayanışmasını içeren bir Güney cephesinin oluşturulması bu halkların dünya arenasında aktif rol oynamalarını sağlayabilir. Ama bunun gerekçeleşmesi için ve 'asimetrik' olmayan bir dünyanın inşaası için de neoliberal bir dünya sistemi yanılsamasından yakayı kurtarmak gerekiyor. Ancak bu sayede bu ülkeler 'geriliklerini' aşma olanağına kavuşabilirler. Güney ülkelerinin "hiçbir ayrım olmadan neoliberalizmin ilklerinin hayata geçirilmesi" talebi gülünç değil mi? Bu tür talepler her halde Dünya Bankası tarafından boşuna alkışlanmıyor! Dünya Bankası ne zamandan beri ABD'ye karşı Üçüncü Dünya ülkelerini savunuyor?<br />
<br />
ABD emperyalizmine ve onun askerî saldırılarına karşı mücadele, sadece bu saldırılara doğrudan muhatap olan Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının değil, aynı zamanda 'bağımlı hale getirilmek istenen' Avrupa ve Japon halklarının , bu arada bizzat Amerikan halkının da olmak üzere, tüm halkların amacı olmalıdır. Bu vesileyle, 1950'lerdeki Mac Chartizm saldırıları karşısında teslim olmayarak direnenler gibi bugün de aynı şeyi yapan 'canavarın kalbindeki' haysiyetli insanları selamlamalıyız. Onlar da aynı Hitler'e karşı direnmeye cesaret edenler gibi tarihin verebileceği her türlü onuru hak ediyorlar... ABD'nin egemen sınıfı şimdilerde yöneldiği yolda devam etmeye muktedir olacak mı? Bu cevaplaması kolay bir soru değil. Aslında ABD'nin tarihine bakarak böyle bir şeyin imkansız olduğu kolayca ileri sürülemez. Zira, bugüne kadar gücü tartışma konusu yapılmayan sermayenin 'tek partisi' tarafından bir karşı duruş söz konusu değil. Elbette bu durum bir bütün olarak söz konusu sınıfın sorumluluğunu azaltmaz. Oğul Bush'un iktidarı sadece petrolcü ve silahçılardan oluşan bir 'kliğin" iktidarı değildir. ABD modern tarihinin her döneminde olduğu gibi, iktidar sermayenin farklı bileşenlerinin koalisyonunun iktidarıdır ve onların ortak çıkarının bekçisidir (Aslında bu duruma lobiler iktidarı demek uygun değildir ama öyle deniyor). Zira böyle bir koalisyon, ancak sermayenin diğer fraksiyonlarının onayı ve rızası durumunda mümkündür. Aksi halde işlerin sarpa sarması ve bir 'hak mücadelesi' dayatmasının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Elbette kimi siyasî, diplomatik, belki de askerî başarısızlıklar yönetici sınıf içindeki bir azınlığın ülkenin içine sürüklendiği bu maceraya itiraz etmelerine neden olabilir. Bundan daha fazlasını umut etmek, bana, vaktiyle Adolf Hitller'in bir gün aklını başına alacağı beklentisi içine girenlerinki kadar abes geliyor!<br />
<br />
Eğer Avrupalılar 1935 de ve 1937 de gereken tepkiyi ortaya koymuş olsalardı, Hitler çılgınlığı durdurulabilirdi. Sadece 1938 Eylülünde harekete geçebildiler ve sonuç on milyonlarca kurban oldu. Öyleyse Washington'un neonazilerinin meydan okumasına karşı elimizi çabuk tutmamız, vakitlice tepki göstermemiz gerekiyor...<br />
<br />
1 Dünyanın efendisi halk . Alman faşitlerinin 1930'lu yıllarda kullandıkları ve Alman halkının dünyayı yönetmeye hakkı olduğunu ifade eden kavram. (ç.n.)<br />
<br />
<br />
Fikret Başkaya tarafından Fransızca'dan çevrilmiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KIZMAKLA GÜLMEK ARASINDA!]]></title>
			<link>http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=55</link>
			<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 00:27:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://munazarakulubu.org/showthread.php?tid=55</guid>
			<description><![CDATA[KIZMAKLA GÜLMEK ARASINDA!<br />
<br />
 <br />
<br />
Amerika'nın Türkiye ve İngiltere ile birlikte, "irili ufaklı çıkarlar" için Irak'a saldırmaya hazırlandığı ve hazırlık aşamasında dökülecek kan üzerinden dolar pazarlıklarının yapıldığı şu günlerde okuduğumuz-işittiğimiz ya da seyrettiğimiz bir habere kızmak, oldukça lüks kalıyor gibi görünebilir. Hele ki biriken ve birikmeye yazgılı görünen kızgınlıklarımız doğru bir kanal bulup kendisini geliştiremiyorsa-dönüştüremiyorsa toplumu neredeyse tümden kuşatmış "hastalığa" yakalanmamak da olağanüstü bir çabayı gerekli kılıyor ki, bu da kızgınlıklarımızın hapsolmaya başladığı kısır döngünün daha da daralması anlamına geliyor. Gazete arşivlerimi karıştırıyorum; bugünden yakın düne. Ülkemizden gelip geçen "canlı kalkanları" haber veriyor gazeteler. Cesurca davranışları övülürken gazetelerin diğer sayfalarında savaş kışkırtıcılığı yapılmaktan geri kalınmıyor. Tabii ki on yıllardan bu yana canlı kalkanların neden ortalıkta hiç ama hiç gözükmediği sorulmuyor.<br />
Tarih 12 Şubat 2003.<br />
<br />
Katliam kışkırtıcılığıyla, cesur "sivil toplum" övgüsü bir arada yol alıyor: sınır tanımaz emperyalizm yardakçılığı<br />
Bir düşünür "savaş devletin sağlığıdır" demişti bundan neredeyse yüzyıl önce. Liberalizmin "neo" cinsi silah zoruyla sağlıklı olma durumunu dayatmaya çalıştı. Açık bir sınıf saldırısı anlamını taşıdığı için "küresel iç savaş" olarak da tanımlanabilecek bu süreçte verilen "ilaç" hastalığın iyileşmesini sağlamak bir yana onun daha da ağırlaşmasına yol açtı. Ancak unutulmaması gereken, verilen ilacın hastalığı tedavi etmeyeceğinin biliniyor olmasıydı. Sorun ölümü her ne pahasına olursa olsun geciktirmekti. Geciktirildi.<br />
Ve "pahası" tanımlaması sınıf saldırısının şiddeti ile ilgiliydi.<br />
Şimdi sağlıklı olmanın bir diğer koşulu yerine getirilmeye çalışılıyor: ne var ki asıl sorun ölümü geciktirmek. Ölümü geciktirmenin yolu milyonlarca insanın ölümü "pahasına" savaş üretmekten geçiyor. Saldırı ve katliamlarla "küreselleşme" yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.<br />
<br />
Daha eski bir gazeteye uzanıyor elim: nasyonal sosyalizmi şiar edinen gazete şimdi barış çığırtkanlığı yapıyor. Haberde dört yüz "sivil toplum örgütünün" yaptığı "barış" mitinginden söz ediliyor. Mitinge en fazla on bin kişi katılmış. Her bir "sivil toplum örgütünün" ( Gayrîresmi Sosyete! ) yirmi beş kişi getirdiği anlaşılıyor. Emek (P)azarlamacısına dönüşmüş sendikalarda NGO/STÖ sayıldığından bazı örgütlerin bir ya da yarım kişi ile temsil edildiği anlaşılıyor! Kuşkusuz buna kızılmaz. Gülünür.<br />
Sağlıksızlık sadece devletin değil onun bütün kurumlarına da aynı ölçüde yayılmıştır. Baştaki çürümüşlüğün tüm kurumları etkilemesi düşünülemez. Kaldı ki liberalizmin "neo" cinsinin has evladı olan NGO'ların bu çürümüşlüğün varolmasının temel dayanaklarından biri olduğuna her geçen gün şahit olmuyor muyuz?<br />
<br />
Savaşın şahin gazetesinde bir imza: yanlış anımsamıyorsam "sivil toplumu geliştirme güzelleştirme genel koordinatörü" gibi bir şey. Bey efendi kuşları gözlüyormuş! Acaba kuşların göç yolları ile savaş uçaklarını rotası kesişiyor mu...? Anlaşılan her birey ayrı bir NGO'ya/STÖ'ye/GRS'ye dönüşmüş durumda.<br />
Postmodernizm başka ne ola ki?<br />
<br />
Yakın tarihli bir gazetede hükümetin sivil toplum örgütü ile "savaşı" görüşeceğinden söz ediliyor. Eskiden "patronlarla" derlerdi. İçine düşülen sefaletle birlikte yoğunlaşan ideolojik bulanıklık temkinlilik tavsiye ediyor olmalı.<br />
Ve patronların NGO'su savaş yanlısı imiş. Biri eğer biz koyarsak onlar birkaç alabilirlermiş.<br />
<br />
Bir diğer gazetede "emekçilerin STÖ'sü" savaşın yeni pazarlık olanakları yaratacağından söz ediyor, "aslında savaşa karşılarmış."<br />
Bir meslek odasının (GRS) gazetesi sıkışmış arşiv yığınağımda araya: "savaşa hayır" yazmışlar. Ancak savaşta meslek grubu olarak neler yapacaklarını tartışıyorlar. Hal ve gidişatlarıyla birlikte eski ve eskimiş "sol" duruşlarıyla dört dörtlük bir sivil toplum örgütü protipi onlar. Siyasi ölülerle siyasi ölü sevicilerin buluştukları fildişi kuleler!<br />
<br />
Tek başına sivil toplum, çok kafalı sivil toplum, savaş yanlısı sivil toplum, savaşa karşı sivil toplum, gönülsüz sivil toplum, gönüllü sivil toplum...!<br />
Amaca ulaşıldığı anlaşılıyor.<br />
Kızmakla gülmek arasında gazetelerin tümünü hak ettikleri yere, çöp kutusuna atıyorum. STÖ'lerinde efendileriyle birlikte tarihin çöp kutusunu boylamasını dileyerek.<br />
<br />
Tolga Ersoy-12 Şubat 2003]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KIZMAKLA GÜLMEK ARASINDA!<br />
<br />
 <br />
<br />
Amerika'nın Türkiye ve İngiltere ile birlikte, "irili ufaklı çıkarlar" için Irak'a saldırmaya hazırlandığı ve hazırlık aşamasında dökülecek kan üzerinden dolar pazarlıklarının yapıldığı şu günlerde okuduğumuz-işittiğimiz ya da seyrettiğimiz bir habere kızmak, oldukça lüks kalıyor gibi görünebilir. Hele ki biriken ve birikmeye yazgılı görünen kızgınlıklarımız doğru bir kanal bulup kendisini geliştiremiyorsa-dönüştüremiyorsa toplumu neredeyse tümden kuşatmış "hastalığa" yakalanmamak da olağanüstü bir çabayı gerekli kılıyor ki, bu da kızgınlıklarımızın hapsolmaya başladığı kısır döngünün daha da daralması anlamına geliyor. Gazete arşivlerimi karıştırıyorum; bugünden yakın düne. Ülkemizden gelip geçen "canlı kalkanları" haber veriyor gazeteler. Cesurca davranışları övülürken gazetelerin diğer sayfalarında savaş kışkırtıcılığı yapılmaktan geri kalınmıyor. Tabii ki on yıllardan bu yana canlı kalkanların neden ortalıkta hiç ama hiç gözükmediği sorulmuyor.<br />
Tarih 12 Şubat 2003.<br />
<br />
Katliam kışkırtıcılığıyla, cesur "sivil toplum" övgüsü bir arada yol alıyor: sınır tanımaz emperyalizm yardakçılığı<br />
Bir düşünür "savaş devletin sağlığıdır" demişti bundan neredeyse yüzyıl önce. Liberalizmin "neo" cinsi silah zoruyla sağlıklı olma durumunu dayatmaya çalıştı. Açık bir sınıf saldırısı anlamını taşıdığı için "küresel iç savaş" olarak da tanımlanabilecek bu süreçte verilen "ilaç" hastalığın iyileşmesini sağlamak bir yana onun daha da ağırlaşmasına yol açtı. Ancak unutulmaması gereken, verilen ilacın hastalığı tedavi etmeyeceğinin biliniyor olmasıydı. Sorun ölümü her ne pahasına olursa olsun geciktirmekti. Geciktirildi.<br />
Ve "pahası" tanımlaması sınıf saldırısının şiddeti ile ilgiliydi.<br />
Şimdi sağlıklı olmanın bir diğer koşulu yerine getirilmeye çalışılıyor: ne var ki asıl sorun ölümü geciktirmek. Ölümü geciktirmenin yolu milyonlarca insanın ölümü "pahasına" savaş üretmekten geçiyor. Saldırı ve katliamlarla "küreselleşme" yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.<br />
<br />
Daha eski bir gazeteye uzanıyor elim: nasyonal sosyalizmi şiar edinen gazete şimdi barış çığırtkanlığı yapıyor. Haberde dört yüz "sivil toplum örgütünün" yaptığı "barış" mitinginden söz ediliyor. Mitinge en fazla on bin kişi katılmış. Her bir "sivil toplum örgütünün" ( Gayrîresmi Sosyete! ) yirmi beş kişi getirdiği anlaşılıyor. Emek (P)azarlamacısına dönüşmüş sendikalarda NGO/STÖ sayıldığından bazı örgütlerin bir ya da yarım kişi ile temsil edildiği anlaşılıyor! Kuşkusuz buna kızılmaz. Gülünür.<br />
Sağlıksızlık sadece devletin değil onun bütün kurumlarına da aynı ölçüde yayılmıştır. Baştaki çürümüşlüğün tüm kurumları etkilemesi düşünülemez. Kaldı ki liberalizmin "neo" cinsinin has evladı olan NGO'ların bu çürümüşlüğün varolmasının temel dayanaklarından biri olduğuna her geçen gün şahit olmuyor muyuz?<br />
<br />
Savaşın şahin gazetesinde bir imza: yanlış anımsamıyorsam "sivil toplumu geliştirme güzelleştirme genel koordinatörü" gibi bir şey. Bey efendi kuşları gözlüyormuş! Acaba kuşların göç yolları ile savaş uçaklarını rotası kesişiyor mu...? Anlaşılan her birey ayrı bir NGO'ya/STÖ'ye/GRS'ye dönüşmüş durumda.<br />
Postmodernizm başka ne ola ki?<br />
<br />
Yakın tarihli bir gazetede hükümetin sivil toplum örgütü ile "savaşı" görüşeceğinden söz ediliyor. Eskiden "patronlarla" derlerdi. İçine düşülen sefaletle birlikte yoğunlaşan ideolojik bulanıklık temkinlilik tavsiye ediyor olmalı.<br />
Ve patronların NGO'su savaş yanlısı imiş. Biri eğer biz koyarsak onlar birkaç alabilirlermiş.<br />
<br />
Bir diğer gazetede "emekçilerin STÖ'sü" savaşın yeni pazarlık olanakları yaratacağından söz ediyor, "aslında savaşa karşılarmış."<br />
Bir meslek odasının (GRS) gazetesi sıkışmış arşiv yığınağımda araya: "savaşa hayır" yazmışlar. Ancak savaşta meslek grubu olarak neler yapacaklarını tartışıyorlar. Hal ve gidişatlarıyla birlikte eski ve eskimiş "sol" duruşlarıyla dört dörtlük bir sivil toplum örgütü protipi onlar. Siyasi ölülerle siyasi ölü sevicilerin buluştukları fildişi kuleler!<br />
<br />
Tek başına sivil toplum, çok kafalı sivil toplum, savaş yanlısı sivil toplum, savaşa karşı sivil toplum, gönülsüz sivil toplum, gönüllü sivil toplum...!<br />
Amaca ulaşıldığı anlaşılıyor.<br />
Kızmakla gülmek arasında gazetelerin tümünü hak ettikleri yere, çöp kutusuna atıyorum. STÖ'lerinde efendileriyle birlikte tarihin çöp kutusunu boylamasını dileyerek.<br />
<br />
Tolga Ersoy-12 Şubat 2003]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>